Hızır Ali Hoca cinayeti örtbas edildi
Türkiyenin en karanlık dönemlerinden biri olan 28 Şubat Postmodern Darbe dönemi, hâlâ aydınlatılamamış birçok olayı da beraberinde getirmişti.
O dönemde karanlık odaklar, mütedeyyin insanlar ve İslâmi cemaatleri hep hedefe koydu, karanlık olayların içine çekti. Bu karanlık olaylardan bir tanesi de İsmailağa Cemaati'nde yaşanmıştı.
İsmailağa Cemaati'nin önde gelen isimlerinden Hızır Ali Muratoğlu Hocaefendi, bundan 10 yıl önce, 17 Mayıs 1998'de İsmailağa Camii'nde şehid edilmişti. Üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen olayla ilgili soru işaretleri giderilmedi ve gerçek failler hâlâ meçhul. Yetkililer uzun süre sessiz kaldı ve sonunda olay aklî melekeleri yerinde olmayan birinin üzerine yıkıldı.
31 Ocak 2002 tarihinde İstanbul Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesi, "cezai ehliyeti olmadığı " gerekçesiyle sanığı serbest bıraktı ve dosya kapandı.
CEVAP BEKLEYEN
SORULAR
Ancak olayla ilgili soru işaretleri hâlâ cevaplanamadı. Katil diye sonradan 'sunulan' şahsın, Adlî Tıp Kurumu'nun raporuna göre psikolojik rahatsızlığı vardı. Oysa Hızır Hoca'ya düzenlenen suikastın ardından polis, 'Profesyonelce işlenmiş bir cinayet' tespitinde bulunmuştu. Bu yorum ise ortaya sürülen aklî dengesi bozuk katil portresiyle hiç uyuşmuyordu.
ŞAHİTLER, 'SUNULAN'
ŞAHSI DOĞRULAMADI
Olayın şahidi 17 kişiden hiçbiri katilin 'sunulan' şahıs olduğunu onaylamadı. Yine şahitlerin ifadesiyle, suikastı gerçekleştiren kişi kaçarken beyaz bir servis aracında bulunan kişiye bir şey veriyor ve daha sonra Fener Rum Patrikhanesi'nin civarında izini kaybettiriyor. Bu da suikastçının tek kişi olmadığını, organize bir hareketin parçası olduğu yönündeki şüpheleri kuvvetlendiriyor. Ancak polis, savcı ve mahkeme bu yönde bir araştırma yapmadı veya yapamadı. Bu durumda da polisi, savcıyı ve mahkemeyi engelleyen bir gücün olup olmadığı, varsa hangi güç olduğu soruları akla geliyor.
KATİL ZANLISI DA İNKAR ETMİŞTİ!
Zanlının tatbikat için İsmailağa Camii'ne götürülmemesi, gerekçe olarak da "Can güvenliği sağlanamazdı" açıklamasının sunulması da kafalardaki soru işaretlerini artıran bir manzaraydı.
Kartelin başını çektiği medyada "katil suçunu itiraf etti" şeklinde haberler çıkarken, zanlının, diğer suçlarıyla ilgili götürüldüğü tatbikat yerinde, "Hocayı niye öldürdünüz?" sorusuna karşılık gazetecilere "Yok öyle bir şey" şeklinde cevap vermesi de görmezden gelinen önemli bir noktaydı. Tüm bu karanlık noktaların bir "hukuk devleti"nde hâlâ aydınlatılmamış olması, cinayetin 28 Şubat dönemine denk gelmesinin bir tesadüf olmadığı ve mütedeyyin insanlara gözdağı olarak algılandığı yorumları hâlâ en çok dillendirilen nokta.
vakit
