Heyy Nuray Hanım, hani siz Aydınlık’a “mesafe” koymuştunuz?

Tarih, 10 veya 11 Mayıs 2010...
Yer, NTV Televizyonu.
Programın adı, “Basın Odası.”
Ekranda, Milliyet yazarı Taha Akyol ile Radikal yazarı Nuray Mert var.
“Deniz Baykal"ın zina kasedi”nin tartışıldığı programda, Nuray Mert, eski gazetemiz Vakit"e olan kin ve düşmanlığını şöyle dile getiriyor:
“Muhafazakâr gazeteler, bizim Aydınlık"a koyduğumuz mesafeyi Vakit gazetesine koymuyor!..
Çok marjinal şey bunlar!..
Ben, meselâ Vakit yazarlarını muhafazakâr kesimden saymıyorum... Üstelik bu gazetenin yazarları, Başbakan"ın uçağına biniyor!”
HANİ MESAFE KOYMUŞTUNUZ?
Nuray Mert"in, birkaç gün önce çektiği “hodri meydan” üzerine, 9 ay önce Vakit hakkında sarf ettiği bu sözler geldi aklıma...
Hanımefendi demiş ki;
“Türkiye"de sivil dikta olduğunu ilk defa ben dile getirdiğim için, hakkımda bir itibarsızlaştırma operasyonu başlatıldı!..”
Öyledir... Bazı insanlar, kendilerini “fasulye” gibi “nimet”ten sayarlarmış!..
Nuray Mert de;
Kendini “nimet”ten sayıyor!..
Ama, işin orası, “psikolog”ları ve “ruh bilimci”leri ilgilendirir... Benim ilgim ise, şu “itibarsızlaştırma” sözü üzerine!..
Sormak istiyorum kendisine;
Kendisinin 10 ay önce Vakit hakkında beyninden kustuğu cümleler, “itibarsızlaştırma kampanyası”nın bir ürünü değil miydi?..
Neymiş;
Kendileri “Aydınlık"a mesafe” koymuşlar da, muhafazakâr gazeteler Vakit"e mesafe koymuyorlarmış!..
Yine sormak lâzım;
Siz, ne zamandan beri Aydınlık"a mesafe koydunuz, ne zamandan beri “Perinçek zihniyeti”ni dışladınız ve ne zamandan beri “Perinçek"in adamları” ile görüşmüyorsunuz?..
Araya “mesafe” mi koydunuz,
Yoksa “perçinlendiniz” mi?..
“Nereye bindiğiniz” ise;
Beni hiç ilgilendirmiyor!..
SİVİL DİKTA, KİMİN İCADI?
Ne yalan söyleyeyim;
“Perinçek ekolü”nden yetişen, 1993-1994 yıllarında “Aydınlık Dergisi”nde çalışıp, 1995"te ayrılan Soner Yalçın ile Nuray Mert arasında bir “bağ-bağlantı” olduğunu, daha doğrusu bu derece olduğunu bilmiyordum.
Sevilay Yükselir yazdı da, öğrendim.
Dünkü “Arşiv” sayfamızda da yayınladığımız yazısında, Sevilay Yükselir şöyle diyordu:
“Hanımefendi Soner Yalçın"la bağlantısının bir mektupla ortaya çıkmasının paniğini yaşıyor!
Dünkü yazısında, “Soner Yalçın"ın gözaltına alınmasının ardından basına sızan bir mektup ortaya çıkmış! O mektupta, Soner Yalçın, bir televizyon kurup, hükümeti devirmeye çalışacakmış, bazı isimleri de "ekran yüzü" olarak kullanacakmış, bu isimler arasında benim de adım varmış! Normal şartlar altında hiç ciddiye alınmayacak bir olay. Ancak, mevcut koşullar altında bu tür iddiaları ciddiye almakta yarar var. Çünkü artık, önemli olan gerçekler, mantık, akıl, adalet falan değil. O nedenle, bu son olayı da, bilinçli bir "itibarsızlaştırma" harekâtının parçası, söyleyecek sözü olmayanların belden aşağı vurma taktiklerinden biri olarak görüyorum” diyerek bu tür haberleri yapanlara rest çekmiş. “Hodri meydan” demiş. (...)
Ama söz konusu yazısında kullandığı, “Türkiye"de sivil dikta var, cümlesini ilk kuran ben olduğum için bütün bu itibarsızlaştırma operasyonuna maruz kalıyorum” ifadesinden yola çıkarak ilginç bir tesadüfe de dikkatinizi çekmek istiyorum.
Bakın. Akşam gazetesinden okuduğumuza göre, Soner Yalçın"dan çıkan bir belgede aynen şöyle yazıyormuş:
“Medyada sivil dikta, sivil darbe konuları etkin bazı isimler tarafından gündeme getirilmeli ve bu konular sık sık işlenmeli!”
Peki ülkede bu konuyu ilk gündeme getiren kişi kim?
“Kendisinin de yazdığı gibi tabii ki Nuray Mert!”
Peki Nuray Hanım bu söylemi ilk olarak nerede ve ne zaman dile getirmişti?
“2010 yılının ocak ayında Vatan gazetesinde.” (...)
Peki Soner Yalçın"ın evinden çıkan söz konusu belge hangi tarihte kaleme alınmış?
Cevap veriyorum; “2009"da!”
Sizce de çok ilginç bir tesadüf değil mi?
Düşünün Soner Efendi, aylar önce oturup oraya buraya notlar düşüyor.
Kendi kendine talimatlar yazıyor.
(...)
Sonra bir gün bir bakıyor ki, son dönemde en yakın arkadaşlarından biri olan Nuray Mert ekranlarda, manşetlerde bas bas bağırıyor:
“Ülkede sivil faşizm var!”
GÖBEKLER PERÇİN OLMUŞ!
Sevilay Yükselir bunları yazmış ama, okurlarına uyarıda bulunmayı da ihmal etmemiş;
“Sakın ola sevgili okurlarım, benim bu yazdıklarımdan, “Soner, Nuray Mert"i talimatla yönlendirdi. O da aldığı o talimatı yerine getirdi!” şeklinde bir anlam çıkarmayasınız!”
Anlam çıkaran, çıkarmıştır zaten!..
Soner Yalçın"ın “bir yıl önce yazdıkları”nı, Nuray Mert Hanımefendi “bir yıl sonra bas bas bağırmaya” başlamışsa; “suflör” de bellidir, “dublör” de!..
Belli olmayan:
“Soner Yalçın ile Nuray Mert arasında; bir gönül veya ideolojik bir bağ” var mı, yok mu sorusunun cevabıydı!.
Şimdi şimdi anlaşılıyor ki;
10 ay önce sarf ettiği “Biz Aydınlık"a mesafe koyduk” sözü de, “tam bir delil karartma” ifadesiymiş!..
Oysa, “mesafe” filân koymamışlar!..
Öyle bir “bağ” var ki aralarında; tıpkı Neyzen Tevfik"in dediği gibi;
“Göbekler perçin olmuş,
Hava geçmez aradan!”
Şu hâle bakın;
“Eski Aydınlıkçı” Soner Yalçın ile, neredeyse “perçinli” bir beraberlikleri bulunan bu hanım; bu “bağ ve bağlantı”yı örtbas etmek için, çıkmış ekranlara bas bas bağırıyor;
“Aramıza mesafe koyduk!”
Ama, görünen o ki;
Değil mesafe, “yastık” bile koymamışlar!..
Soner Yalçın “strateji” tesbit etmiş, Nuray Mert gibiler de “rol”lerini oynayıp, orada-burada bağırmışlar;
“Ülkede sivil faşizm var!”
GİT, FAŞİZMİ CHP"DE ARA!
Bu hanımefendi, “sivil faşizm” derken, elbette “AK Parti iktidarı”nı kastediyor.
Acaba, “CHP faşizmi”ni görseydi, ne derdi?.. Hayır; “darbe yapmadılar” diye “ordu”ya yüklenip, “kâğıttan kaplan” diyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum"u kastetmiyorum.
Kastettiğim, Marmaris"in CHP"li Belediye Başkanı Ali Acar"ın sergilediği “faşist zihniyet”tir!..
Malûmlarınız olduğu üzre;
“Cumhuriyet tarihinin en büyük tahliye operasyonu”nu gerçekleştiren Türkiye, Libya"daki “7 bin vatandaş”ını kurtardı, Türkiye"ye getirdi... Bir kısmını “uçak”larla, bir kısmını “gemi”lerle!..
Yine malûmlarınız olduğu üzre;
Gemiler “Marmaris Limanı”na yanaştı ve binlerce insanı Türkiye"ye kavuşturdu...
Peki sonra?..
Sonrasını, Savaş Ay yazdı:
Türkiye, Libya"daki işçilerimiz için çırpınırken, Marmaris"in CHP"li Belediye Başkanı Acar, "Gelenleri almayın" diye otelleri tehdit etti!..
Marmaris Limanı"nda beni hayretler içinde bırakan haberi, bizzat Sağlık Bakanı Recep Akdağ"ın ağzından duydum... Akdağ, yanı başımızda duran Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım"a doğru eğildi ve skandal haberi söyledi:
"Binali Bey, biliyorsunuz ki bir haftadır Libya"dan yurttaş getirme operasyonunu siyaset üstü yürütüyoruz.
Ama Marmaris Belediyesi ayıp etti... Başkan sabahtan beri limana ya da yanımıza uğramadığı gibi, otellere tembih ettirmiş. Gemiden inen yolcuları almayacaksınız diye."
Düşünebiliyor musunuz;
Kendisi, o anda “Sofya"da düzenlenen bir turizm fuarı”nda olan CHP"li Belediye Başkanı Ali Acar, Marmaris"teki adamlarına talimat yağdırıyor;
“Gelenleri almayın!”
Düşünün hele;
Bu “faşist” kafa, bugün “Belediye Başkanı” olarak, “gemiden inenleri almayın” diyorsa, Allah korusun, “Başbakan” olduklarında ne derler acaba?.. Herhalde, kendilerine oy vermeyenleri “ülkeden çıkarın” derler!..
Nuray Mert söylesin hele;
“Bu bir sivil faşizm değil mi?”
Eğer “sivil faşizm” arıyorsan CHP"ye, “askerî faşizm” arıyorsan, “şantaj ve fuhuş çetesi”nin dosyasına bak!..
Bak bakalım;
“Kadın”lar nasıl tuzağa düşürülmüş, kimlere nasıl pazarlanmış ve bu sayede elde edilen “çok gizli belge”ler kimlere nasıl satılmış?..
ÖNCE AĞZINI YIKA!
“Faşizm”in “CHP"li” ve “askerî” olanına ses çıkarmayıp da “AK Parti iktidarı”nı hedef alanlar; sadece “gülünç” olmakla, “ayıp” etmekle kalmazlar, “Soner Yalçın"ın emellerine”ne de hizmet etmiş olurlar!..
Böyle yapmaya devam ederlerse;
Kendilerini, başkalarının “itibarsızlaştırma”sına da hiç lüzum kalmaz... “Kendi kuyularını kendileri kazmış” olurlar!..
Bilmem anlatabildim mi Nuray Hanım?..
Benden sana bir tavsiye;
Bundan böyle Vakit veya Akit"i ağzına almadan önce; dişlerini iyice fırçala, ağzını da iyi çalkala!..
Çünkü Akit"in ismi;
“Temiz ağız”lara lâyıktır!..


Çakma Kemal!
Öyle rivayet ederler ya... Küçükken, Atatürk"ün adı da “Mustafa”ymış, öğretmeninin adı da...
Öğretmen demiş ya; “Senin adın Mustafa, benim adım Mustafa... Seninki Mustafa Kemal olsun!”...
Uzun süre “Mustafa Kemal” kalmış, sonra “Atatürk” olmuş!..
Öyle sanıyorum ki, “İkinci Kemal”liğe özenen Kemal Kılıçdaroğlu"na da bir “isim” bulmak gerekiyor... “Genel Başkan” seçildiği CHP Kurultayı"nda; “Önder"imiz Kemal” diye afişler astırtmıştı ya; “Önder”i harcadıktan sonra, tam “Kemal”e erdi... Ama, yine de “Kılıçdaroğlu” olmak yetmiyor ona!.. Sürekli, “isim” arayışında!..
Ne var ki; son derece “kaygan” olduğundan, hiçbir isim durmuyor üzerinde... Hemen kayıveriyor.
“Gandi” dediler, tutmadı... “Memur” dediler tutmadı... “Çarkçı” dediler, tutmadı... “Yalandaroğlu” dediler, “Krizdaroğlu” dediler, “fırıldak” dediler, “gafmatik” dediler, “Bay K.K.” dediler, olmadı...
Öyle bir kıvırıyor ve kıvranıyor ki, üzerinde hiçbir isim durmuyor!..
Ne yapsak; şöyle iyi bir yapıştırıcı ile, üzerine “Çakma Kemal” yazsak, tutar mı acaba... Galiba, “Çakma Kemal” en iyisi!..
Çünkü, Bay Kılıçdaroğlu"nun hiçbir yanı “orijinal” değil, her tarafı “çakma!”
“Gandi”liği de çakma, “Kemalist”liği de!..


 
akit

Bu yazı toplam 1363 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar