Görgü Tanığı 12 Cinayeti Anlatıyor
12 Korucu'nun öldürülerek gömüldüğü Dericik Taburu'ndaki olay gün yüzüne çıktı. Olayı yaşayan HAVAR kod adlı Kahraman Bilgiç ilk ağızdan anlatıyor.
Önce PKK'ya katılan, daha sonra kaçıp Barzani'ye sığınan ve oraya giden Türk heyetinin ikna etmesi üzerine Türkiye'ye getirilip, itirafçı yapılan ve Askerlerle birlikte operasyonlara çıkan, Yüksekova çetesini de ortaya çıkarıp bu çeteden ceza alan tek kişi olan Havar kod isimli Kahraman Bilgiç, Derecik'te yaşananları Nevzat Çiçek tarafından yazılan İTİRAFÇI kitabında şöyle anlattı:
"Bir ara Şemdinli sınırda olan Derecik taburuna operasyon hazırlığı için gitmiştim. Taburun etrafında hazırlık için bir kaç birlikte konumlanmıştı. PKK de bu durumu değerlendirip konumlanan güçlere saldırmış, oniki asker vurmuştu. Bizde sınıra yakın bir alanda operasyon gelitirdiğimizden bir köyün yakınına ulaşmıştık. Operasyonun kapsamı fazla geniş sayılmazdı. Yaptığımız operasyon nokta operasyonuydu. ve boş çıkmıştı. Üstelik sonuç almamış operasyon güçleri de dabe yemişti. Adeta bunun intikamını almak istiyordu. Operasyonu yönlendiren Yarbay yakında bulunduğumuz köy ise korucu değildi. gizli korucu idi. Bu köy hemen hemen alanda korucu olmayan ender köylerdendi. Bu köyü ucu hemen hemen alanda korucu olması imkansız bir olayd. Çünkü sınıra ve bir çok çok karkola korucu köylerine uzak bir yerdeydi. Buraya örgüt saldırdığında yardım ancak çok uzun bir sürede ulaşırdı. Köyün savunmasız olmasından dolayı açık korucu olmaları onları sonu demekti. Zaten örgütte sınırın diğer tarafında adeta çirit atıyordu. Köyde birçok eli silah tutan gençte burada örgüte katılmaya zorlanmaları ya da örgütle bağlantılı oldukları suçlamasına maruz kalmamak için çoğu büyük şahirlere bir kısımda K.ırak şehirlerine çalışmak için kaçmışlardı. Köyde evli olupda evini bıraıp gidemeyenlerle yaşlılar kalmıştı. Bu köyün en büyük sorunu da ulaşımdı zaten zor bela geçimlerini yapıyorlardı. Oldukça fakirdiler. Askerler operasyon dönüşü köydeki kadın ve çocukların bağırışları feryatları içinde bir hastalı orda öldürerek oniki erkeğini döverek, dipçikleyerek getirmişlerdi. Onların komutanlara yaklaşımları da fayda etmemişti. Kocaları oğulları da olmazsa yaşlı kadın ve çocukları geçimini kim sağlayacaktı, bazı askerler bile bu duruma ordaki kadınları feryatlarına acısalar da kendileri de emir kuluydu. Ne yapabilirlerdi ki. Yarbay tlimat verdikten sonra oniki erkek arasaında çocukta olsaa getirecekti, köyden yükselen çığlıklarda dökülen bir damla kanın bedelini ödettireceğini biliyor gibi, köylüler kocalarına ihtiyar kadınlar oğullarına sarılarak ağlıyorlardı. Onların her sıkı barılışları kadar, ssert dipçik yeselerde bir daha görmeyeceklerini biliyorlardı. Bir daha çocukları dönmeyecekti, birilerimi söylemişti. yoksa hep böylemi olmuştu. Ah bir neyin bedelini ödediklerini bilselerdi, bu kanların neden döküldüğünü anlasalardı, acaba bu kadar üzülürmüydüler. Bu kadar yanarmıydılar. Anaların yüreği, kırışık yüzlerinde, dökülen yaşlar hep kırışıklığın yılların yoksulluğuyla derinden oluşan çizgiler yüzlerinde gözlerin yaşıyla bu kadar dolarmıydı. Ak saçlarını kocalarına göstermeyen kadın bu acılara dayanamayıp yazmasını saçından çıkarıp yolacakmış gibi sıkı sıkıya parmaklarının arasında sıkıştırıp çekermiydi. Askerde acıyordu. yok yere vurulan genç çocukllarada oğlunu götüren askerinde fakir ana evladı olduğunu biliyordu. Onun evladına yandığı kadar askerinde, dağda vurulan gencinde anarı yanıyordu. Ancak analar bilirdi, yüreği derinden kazan asitin yaktığı gibi yüreği,bağırmalarda, sızlamalarda boşunaydı. Köylüleri döve döve götürdüklerinde döven askerde örgüt mensuplarının oniki asker arkadaşlarını intikamını alıyormuşcasına dövüyorlardı.
Yarbayın talimatıyla köyden çıkarılan oniki köylü kurşuna dizdiler. Yarbayda verdiği kayıptan dolayı hesap vermekten korkuyordu. Çünkü yarbay daha sonra kendi üstüne kurşuna dizdikleri oniki köylüde ''Örgüt elemanı terörist öldürdük'' diye bilgi verdi. Bu köylüleri bir yere toplayıp yanlarına birer silah bırakarak 'Terörist'diye basına yansıttılar.
Gerçekten köyün örgüte duyduğu bir yakınlıkta yoktu. Hatta bu köyün örgüte duyduğu bir yakında yoktu. Hatta bu köyün örgüt mensuplarına gösterdiği ilgisizlikleri soyutluğunu ve gizli korucu olmalarını değerlendirirken ''devlet ajanıdırlar, ondan devlet silah vermiyor köylüleri zorlamıyor ''bizim hakkımızda devlete bilgi veriyorlar''diye kendi aralarında konuşuyor, zorunlu erzak vermeleri içinde bu köylüleri zorluyorlardı. Bir operasyona takılınca çatışmaya girince örgüt bu köylülerin yakasına yapışıp ''Siz ihbar ettiniz'' diye baskı yapıyordu. Devletin ve askerin bir kaç komutanın yaklaşımından tanıyana bu köylülerin bu devlete dost gözüyle bakması imkansızdı. Bu cahil insanların iki seçeneği vardı. Birincisi örgüyün ''Düşman'' dediği T.C ye karşı PKK ye sığınarak ya da K.ırak içlerine gidip yeni ve zorlu bir yaşama girip yüzyıllardır atalarının yaşadığı köylerini terkedip yeni bir yaşam kurmaktı, onlarda son dulduğuma göre ikinci seçeneği yaparak K.Iraka gidip oradaki şehirlere yerleştiler"
