Elde saz, dilde avaz... Hiç bağırmayın, katiller içinizde!

Bunların “sahtekâr”lığını, “ikiyüzlü”lü-ğünü, ya da “yüzsüzlüğünü” yazdın mı; kızıyorlar, köpürüyorlar, öfkeleniyorlar, koltuklarına “raptiye”konulmuş gibi havalara zıplıyorlar!..

Ama, öyleler!..

“Sahtekâr”lar!..

“İkiyüzlü”ler!..

Ve hatta, “yüzsüz”ler!..

Şunu da ilâve edeyim;

“Ölü sevici”ler!..

Bir “yoldaş”larının, bir “devrimbaz”larının “sağ” iken hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur da, “öldüğü” zaman hemen “kahraman”laştırırlar!..

Dün de böyleydi, bugün de!..

FAŞİST DEDİLER, MARKSİST ÇIKTI!

Buyrun, 1970’lere gidelim...

Malûm, bundan “16 yıl öncesi”nde, yani, 1999’da, Hasan Cemal bir“itiraf”ta bulunmuştu...

“Kimse Kusura Bakmasın Kendimi Yazdım” adlı kitabında; 1970’lerde ölenMustafa Kuseyri olayının “perde arkası”nı şöyle anlatmıştı:

“Mustafa Kuseyri”nin ölümünü hatırlıyor musun?

1970 baharıydı... 

Beynimden vurulmuşa dönmüştüm. ‘Faşistler, Mustafa Kuseyri’yi öldürdü!’ 

Koşa koşa dergiye geldim. Adakale Sokak’taki Devrim bürosuna... Doğan Bey, her zamanki gibi kesif sigara dumanlı, küçücük odasında çalışıyordu. Ağzının bir kenarından hiç eksik olmayan Samsun cigarasını tüttürürken:

‘Bak Hasan’ dedi gözlüklerinin üstünden bakarak, ‘Kuseyri’yi faşistler öldürmedi. Bir arkadaşı kazayla vurmuş...’

Bir dolmuşa atlayıp Cebeci’ye, Siyasal Bilgiler’in yanındaki Basın-Yayın’a gittim. Dışarıda öğrenciler ‘Kahrolsun faşistler!’ diye slogan atıyordu. Olay akşam vakti olmuştu. Kuseyri, tabancayla Rus ruleti oynarken yakın arkadaşı Nejat Arun tarafından kaza sonucu vurulmuştu. (...)

Ve olay örtbas edildi. Hemen ertesi gün Ankara’da ‘Anayasa’ya saygı’yürüyüşü düzenlendi. (...)

Cebeci’de Siyasal Bilgiler ve Hukuk fakültelerinin önünden başlayarak yürüyüşe birçok öğretim üyesi cübbeleriyle katılacaktı. (...)

Biz ‘radikaller’, Devrim dergisi çevresinde toplanan ‘sol kemalistler’ ya da‘asker-sivil aydın zümre’ bir sabah vakti darbeyle çok partili sisteme son verip parlamentonun kapısına kilidi vurunca, sıra ‘sosyalist devrim’e gelebilecekti. Önce demokratik devrim, sonra sosyalist devrim! 

Ya da proleterya diktatörlüğü! (...)

Tez canlıydık! (...)

O günler işte. Genç bir delikanlı bizim bir arkadaşa diyor ki: ‘Eh, altı aya varmaz sosyalizm gelir artık Türkiye’ye!..’ Bizim arkadaş da ‘Yok’ diyor,‘Birkaç sene sürer.’ 

Delikanlı diyor ki: 

‘Benim o kadar beklemeye tahammülüm yok.’”

Malûm, bu satırların yazarı Hasan Cemal; o yıllarda “Kol kırılır, yen içinde kalır” diyen “solcu”lar tarafından “şiddetli saldırılara” maruz kalmıştı!..

Çünkü Hasan Cemal, o yıllarda “makyaj”ları akıtmış, “sır”ları dökmüştü!..

GENÇLER DAĞDA, AĞALARI HAVUZDA!

Peki, “16 yıl önceki itirafları” bugün köşeme niye taşıdım?..

Taşıdım, çünkü, aynı “yoldaş kafa”, benzeri sloganlar atarak, “ölen gençler” üzerinden yine “edebiyat” yapıyor, yine “istismar” ediyor, yine“ölü seviciliği” yapıyor!..

Dün, “yalı”larda oturup, “Boğaz’ın sefası”nı sürerken; bir ellerinde“Amerikan viskisi, bir ellerinde Amerikan sigarası” olduğu halde, “Go home Amerika” diye  bağıran “anarşi baronları”nın yerini, bugün “terör baronları” aldı!..

Dün “Kahrolsun Faşistler” diye slogan atıyorlardı, bugün “Katil Devlet!”diye böğürüyorlar!..

Nerede böğürüyorlar?..

Kimi “deniz kenarı”nda “bira” yudumluyor, kimi “havuzbaşı”nda cıbıldak karılarla oyunda-oynaşta!..

Aralarında, “Samanlık Devrimcileri”nin de bulunduğu güruh böyle yapar da, onların “mimar”ları, “mühendis”leri hiç geri kalır mı?..

Onlar da; Türkiye dar gelmiş ya da “Türkiye’nin adaları kesmemiş” olmalı ki, taa “Karayip Adaları”nda almışlar soluğu!..

Kimileri “Bodrum”lardan, kimi de “Karayip Adaları”ndan höykürüyor;

“Suruç’un katili devlettir!”

“32 gencin katili devlettir!”

Oysa, herkes biliyor ki;

1970’lerde Mustafa Kuseyri’nin katili nasıl ki “Faşistler”(!) değildi, bugün de “Suruç’ta katledilen gençler”in katili “devlet” değil, “kendileri”dir!..

HÂLÂ CEVAP YOK!

Evet, görünürde “DAEŞ” gerçekleştirdi o katliamı... Henüz “üstlenmemiş”olsa da, ihale DAEŞ’in üzerine kaldı!..

Ama ben, hâlâ meraktayım;

“Selâhattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Pervin Buldan ve diğer HDP’liler, o saatlerde Suruç’ta olmalarına rağmen, Sosyalist Gençler’in Amara Kültür Merkezi’ndeki toplantısında niye yoktular?”

“Suruç Emniyeti’nin kameraları çalışırken, HDP’li Suruç Belediyesi’nin iki kamerası niye bozuktu?”

“HDP’li Suruç Belediye Başkanı Orhan Şansal, patlamadan önce Kobani’de ne arıyordu?.. Patlamadan sonra geldiği Suruç’ta, can pazarı yaşanıyor olmasına rağmen; ölü ve yaralılarla ilgilenmeyip, apar-topar niye Kobani’ye gitti?”

“Topluca Kobani’ye geçmek isteyen gençleri, sınırdan kim çevirdi?.. PYD, onları niye kabul etmedi?”

Hâlâ cevaplanmayan tüm bu sorular alt alta toplandığında, Suruç’un katilleri, ayan-beyan çıkıyor ortaya!..

Şunu herkes bilmeli;

Kim ki, hançeresi yırtılırcasına “Katilleri bulun” diyorsa, “Suruç’un katilleri” onlardır!..

O gençleri hem “davet” edeceksin, hem de “ölümlerine” yol açacaksın; ondan sonra da höyküreceksin; “Katil Devlet!”

Bu kadar basit değil!..

Bu kadar ucuz  değil!..

Sen “havuz”da;

Sen “deniz kenarı”nda,

Sen “adalar”da,

Ama, gençler “dağ”da,

Gençler “çatışma”da,

Gençler “kara toprak”ta!..

Gençler ölsün, onların ölü bedenleri üzerinden, birileri “ölü seviciliği”yapsın!..

34 KİŞİNİN KATİLİ KİM?

Bilirsiniz; Hasan Cemal gibi, Halil Berktay da “34 kişi”nin öldüğü “Kanlı 1 Mayıs’ın perde arkası”nı anlatmış ve demişti ki;

“TKP ve DİSK, Maocuları Taksim’e sokmama kararı almıştı... Maocular barikata tosladı, ateş açıldı, izdiham oldu...

Otel ve Sular İdaresi çatısından ateş açıldığı büyük bir palavradır...

Polis araçlarından da ateş açılmadı...

Sol fraksiyonlar, kendi rezaletlerinden bir mağduriyet yarattılar!”

Tıpkı Hasan Cemal gibi, Halil Berktay da ağır saldırılara maruz kalmıştı, 3 yıl önce... Ne yani; 1968’deki “Kanlı Pazar” dururken, 1977’deki “Kanlı 1 Mayıs”ı kaşımanın sırası mıydı şimdi?..

Nasıl olsa;

Bu millet, tam 38 yıldır bu kanlı olayın “Kontrgerilla!.. JİTEM... Özel Harp Dairesi... Gladyo!.. Derin Devlet!” tarafından tezgâhlandığına ne güzel inandırılmıştı!.. Şimdi, “Sol fraksiyonlar”ı gündeme getirmenin ne âlemi vardı?..

Halil Berktay, bu “ağır saldırılar” karşısında yılmamış ve demişti ki;

“Sol içi düşmanlık ve çatışmaları sadece ‘bizim mahalle’de konuşuruz. Hatta öyle ki, meselâ sosyalizmi ve Sovyetler Birliği’ni ya da 1936 yargılamalarını (...) alenen tartışabiliriz ama bizim kendi sol içi şiddetimizi tartışamayız. (...) Burada ne yok?.. Gerçek kaygısı diye bir şey yok. Her şey ‘siyasi yarar’ üzerine kurulu. Her şey ‘kol kırılır, yen içinde kalır’ mantığına dayalı. Hayır, olmaz, bundan hiçbir yarar da sağlanamaz. Yen içinde kalmaz; çıkartır ve burnuna dayarlar doğrusunu; sonra bin beter mahcup olursun.”

KADER’İ KİM ÖLDÜRDÜ?

Peki; 

“Sol kafa” bu uyarıları hiç dikkate aldı mı, kendine çeki-düzen verip,“pisliklerimiz bir gün ortaya çıkıyor” diye düşündü mü?..

Hiç düşünmediler;

Hâlâ “ölü seviciliği” yapıyorlar, hâlâ “kahraman” üretiyorlar ve hâlâ “kendi cinayetlerini” gizliyorlar!..

Bakın, bazı örnekler vermek istiyorum...

Geçenlerde Yıldıray Oğur da yazmıştı:

“İzlenmesi bile korkunç Suruç’taki saldırdı anı videosunda, bombanın patlamasından hemen önce kalabalığın ‘Arin’den Sibel’e yürüyoruz zafere’sloganları attığı duyuluyordu.

Arin Mirkan; 2014’te Kobani’de IŞİD’e intihar saldırısı düzenlemiş YPJ’li bir kadın militan... Sibel Bulut ise 2014 Kobani’de IŞİD’le çatışmalarda öldürülmüş bir MLKP’li.

Örgütü, onun ardından kod adı ‘Sarya’yla şöyle bir açıklama yapmış:

‘Belki Sarya yoldaşımız zafer halaylarına katılamayacak ancak, onun izinden yürüyenler, özgürlük şarkılarını onun için de söyleyecekler. Onun sıkı sıkı sarıldığı onur ve özgürlük nişanesi olan parti bayrağı asla yere düşmeyecek. Zaferi müjdeleyen silah sesleri arasında onun bıraktığı da olacak. Çünkü o silah şimdi yoldaşlarının elinde ve zafere kadar da susmayacak.’

MLKP, 2013’den beri Rojava’da YPG’yle birlikte savaşıyor... 2013’deSerkan Tosun’la başlayan kayıplar içinde Afrika kökenli bir Almanya vatandaşı olan 20 yaşındaki Ivana Hoffman da var. Rojava’da 10’a yakın kaybı olan örgüt, törenlerle Kobani’de Serkan adlı bir tabur da kurduğunu duyurdu.

Tabur dendiğinde bakıp, yanılmamak gerek. Bu insanların çoğu silahla ilk kez tanışmış, şehirli öğrenciler...

Sosyoloji mezunu, Marmara Üniversitesi’nde Çalışma Ekonomisi masteriyapan ve Kobani sınırını MLKP’lilerle geçmeye çalışırken vurulan Kader Ortakaya yine MLKP’nin şehitler listesinde geçen isimlerden...

Hakkındaki bilgiler şöyle:

‘Kader Ortakaya. Kobani’deki direnişe güç katmak isteyen kadın militan. Pasifizme başkaldıran bir devrimci. Kendi yolunu açan halklarımızın şehidi. Kobani sınırını geçtikten 5-6 metre sonra vurulup şehit düştü Kader Ortakaya... Arkasında bıraktığı yılların öz eleştirisi gibiydi koşup geldiği direniş.’”

ÖNCE ÖLDÜR, SONRA KULLAN!

Yıldıray Oğur’un bu yazısına ilâve edeceğim birkaç husus var!..

Önce sormak istiyorum:

“Kader Ortakaya’yı kim vurdu?

Kader’in katili kim?”

Kader Ortakaya, 6 Kasım 2014 tarihinde öldürüldü...

O gün, Saat 12.10 civarında; Yumurtalık Köyü’nün 300 metre doğusunda, sınır hattına 300 metre mesafede, 80-90 kişilik bir grup, gösteri yapmaya ve tedbir alan askerleri “taşlamaya” başladı!..

Asker, taş atan gruba “gaz” ile müdahale etti ve onların dağılmasını sağladı... O anda; “Türkiye tarafındaki grup” da “taş” atmaya başladı!..

Aralarında, “HDP’li milletvekilleri” ve kendilerine “sanatçı” diyen kişiler de vardı!

Onları dağıtmak için de, sadece “gaz fişekleri” kullanıldı, başka bir “silah”kullanılmadı!..

İşte o anda, Kader Ortakaya Kobani’ye doğru gidip, sınırı 5-6 metre geçmişti  ki; başına bir “şarapnel parçası” isabet etti ve cansız yere düştü!..

Evet ölmüştü!..

Peki, kim öldürmüştü?..

İşte o belli değil!.. Çünkü, o günlerde PYD ile DAEŞ çatışma halindeydi!.. Pekalâ, oradan bir “şarapnel parçası” gelmiş olabilir!.. Ki, Kader Ortakaya’nın “otopsi”sinde, “kurşun” izine rastlanmadı!..

Ama MLKP için Kader Ortakaya bir şehit(!)ti!.. Devrim şehidi!..

Onu öldüren isterse kendi yoldaşları olsun, ne farkeder ki? Onlara “devrim şehidi” lazım. Tıpkı, “Mustafa Kuseyri” gibi!.. 

Tıpkı, “Taksim’in şehit işçileri”(!) gibi!.

TERÖRİSTİN KRAVATLISI!

Demek istediğim o ki, sol kafa; “hem gençleri ölüme gönderir, hem de onların ölümlerini istismar eder!”

İşte bu, “ölü sevicilik”tir!..

Bugün, bir ellerinde “saz”, diğer ellerinde “Kaleşnikof” taşıyan ve “Barış; sadece bir adım ötemizde duruyordu!.. Çözüme yaklaşmıştık!” diyenlere sormak lâzım:

“TIR’ları ben mi yaktım?.. Baraj yollarına ben mi sabotaj düzenledim?.. Askerleri ben mi katlettim?.. Uykudaki polisleri, enselerinden ben mi kurşunladım?.. Ambulansları ben mi kaçırdım?.. Ben mi bitirdim Barış Süreci’ni?..”

“PKK’nın zulüm ve katliamları”na ses çıkaramayan “PKK terörünü kınayamayan”ların; “barış”tan da, “demokrasi”den de söz etmeye hakları yoktur!..

Siz, en iyi bildiğiniz işi yapın;

“Gençleri öldürün,

Havuzda serinleyin!”

Yıllardır yaptığınız gibi!..

*******************************************************************

Selahattin Demirtaş “PKK’yı kınayamaz”, çünkü!

HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş dün geçmiş kameraların karşısına,“barış nutukları” atıyor!.. Neymiş; “barış, sadece bir adım ötemizde”ymiş de; “Dolmabahçe mutabakatı”(!)nı AK Parti Hükümeti bozmuşmuş!..

Geçenlerde de yazdım... Orada “mutabakat” filan yok, “2 ayrı açıklama”vardı!.. Ama, farzedelim ki, “mutabakat” vardı!.. Ne deniliyordu “Öcalan’ın mesajı”nda?.. Deniliyordu ki; “PKK silah bıraksın!”

Peki, PKK silah bıraktı mı?.. Bırakmadı!.. Tam aksine; “Öcalan’ı By-Pass”edip, “Kandil’de Paralel bir PKK” kurdular ve “tek yetkili” olarak kendilerini gördüler!.. Hatta, “silah bırakma” çağrısının “romantizm”olduğunu söyleyip; “Ateşkes bitmiştir!.. Silâhlanın” dediler!..

Hemen ardından; 

“Şantiye basmalar!.. TIR yakmalar!.. Baraj yollarını bombalamalar!.. Asker ve polis katletmeler!.. Ambulans kaçırmalar...” başladı!..

Bunun anlamı; “barışa bir adım” değil, “çatışmaya bir adım”dır ki; Çözüm Süreci’ni, hem de “Öcalan’a rağmen” dinamitleyen “Derin PKK” olmuştur!..

Bay Demirtaş “laga-luga” yapmayı bıraksın da, “Sürecin katili PKK’dır”desin!.. Ama, diyemez!..

Çünkü “Kravatının ucu, Kandil’in elinde!”

.........

l NOTSayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile birlikte 4-5 gün boyuncaÇin ve Endonezya’da olacağımdan, bu süre içinde yazı yazamayacağım... Şimdilik Allahaısmarladık.

yeniakit

Bu yazı toplam 348 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar