Dünyanın Tek Ilımlı İslâm Ülkesi
Ruhat Mengi’nin İslam geliyor korkusu…
Ruhat Mengi
vatan
ABD’nin eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Holbrooke “Türkiye ile Malezya dünyada ılımlı İslâm’ın uygulandığı iki ülke” diyerek bizi onurlandırdığı (!) gün Malezya’da üniversitelerde türbanın mecburi olduğunu, bazı bölgelerinde de şeriat hükümlerinin uygulandığını ‘Bu nasıl benzetme’ sorusuyla birlikte yazmıştım. 22 Temmuz seçimlerinden kısa bir süre sonra yabancı basının “Türkiye’de İslâmcılar büyük farkla iktidar oldu” diye zil takıp oynadığı, “Cumhuriyet bitti, Türk İslâm Demokrasisi geliyor” diye havalara uçtuğu günlerdeydi.
Örneğin, Amerikan basınının “Türkiye’nin ABD’yle laik Türk politikacıların çoğundan daha dost bir cumhurbaşkanına sahip olmasından büyük mutluluk duyduklarını” dile getirdiği günlerdi. “Laik Türk politikacılar”ı vurgulama nedenlerinin, bu cumhurbaşkanının laik olmadığına, “İslâmcı” dedikleri siyasetçilerin laiklikle ilgisi olmayacağına inanmalarından mı ileri geldiğini onlara soramadık maalesef.
Ama tabii Türkiye’nin bu noktaya gelmesi, böyle yorumlara fırsat verilmesinin önemli bir nedeninin İslâmcı dedikleri parti karşısındaki diğer partilerin “Batı”ya, AB’ye, liberal ekonomiye karşı, IMF’ye karşı, Kuzey Irak’a da seçim sonrası hemen giriverecekmiş gibi budala ötesi bir politika izlemeleri olduğunu da unutmamak lâzım.
Sanki Türk milleti Müslümanlıkla yeni tanışıyormuş da Erbakan misali “O partiden olmayan Müslüman değil”miş gibi iktidarı boyunca dini siyasete taşıyan ve din üzerinden halkı bölen bir partinin karşısında “Laiklik neden önemli” sorusunun cevabını bile anlatacak zekâyı, yeteneği gösteremeyenleri, “laiklik, ilkeler, Cumhuriyet kazanımları” diye papağan gibi tekrarlayıp duranları unutmamak lâzım.
Zekâ, bilgi, strateji, plân, program olmayınca içi boş sözcüklerle bir yere varılmaz.
Şimdi ilk paragrafa dönelim; Holbrooke bizi “Dünyanın iki ılımlı İslâm ülkesi” diye Malezya ile aynı kefeye koymuştu. Endonezya’yı ekleyememesinin nedeni ise bu 150 milyonluk ülkenin “ılımlı İslâm” derken kısa sürede radikal İslâm’a çoktan kaymış olmasıydı.
TEK OL YETER!
Tesadüfe bakın ki bu deneyimli Amerikalı siyasetçinin mutluluğu uzun sürmedi ve sözünün üstünden birkaç hafta geçmeden Türkiye “Dünyanın ‘tek’ ılımlı İslâm ülkesi” olarak kalakaldı.
Malezya Hükümeti’nin yasalarda şeriat kurallarına dayalı bir değişiklik yapacağını Adalet Bakanı Ahmed Firuz açıkladı.
ABD Başkanı Bush’un “Liderliğine hayranım” diyerek övdüğü Malezya Başbakanı Ahmed Bedevi ise “Malezya laik bir devlettir” maddesinin anayasadan çıkarılabileceğini söyledi.
Ama elbette bunları Türkiye de onlara benzer mi diye söylemiyorum. Milletin yüzde 47’si, başta büyük sermaye olmak üzere aksine inanırken benim endişe duymamın lâfı mı olur?
Biz farklıyız; AB’ye gireceğiz, ekonomimiz süper, borç harç yok, refah tavana vurmuş, işsiz kalmamış, ayrıca hâlâ laikliğin önemine inanan küçük bir kesim (yine bazılarının ve yabancı basının deyimiyle laik elitler) varken Türkiye asla Malezya’ya benzeyemez.
Holbrooke birazCIK yanılmış ne çıkar?
Hem üstelik, konu ne olursa olsun “dünyada tek” olmak iyidir.
“Dünyada tek laik demokratik Müslüman çoğunluklu ülke” olmak fazla geldiyse buyrun buradan yakalım o zaman. Dünyanın tek ılımlı İslâm ülkesi!
*****
Zencilik karaborsada!
Zenciliği de laiklere çok gördüler. Bu kez ordunun davetlerine, bayram resepsiyonlarına eşsiz katılanlara zenci yakıştırması yapılıyormuş.
Yavuz Donat’ın köşesinden öğrendiğime göre DTP’li Sırrı Sakık ise bunu kabul etmiyor ve “Asıl zenciler biziz. Hiç davet edilmeyenler” diyormuş.
Kısacası zencilik karaborsaya düşmüş durumda. Mağduriyet edebiyatının iyi iş yaptığı memlekette kapış kapışa gidiyor.
Bu arada, eşsiz gidilen davetlerden sonra Çankaya Köşkü’nün internet sitesi yenilenirken “Sayın Hanımefendi” bölümü ve özgeçmişi çıkarılmış, Abdullah Gül’ün özgeçmişinde de eşinin adı geçmiyormuş.
Bunlar da ilk bakışta Hayrunnisa Gül’ün (veya eşiyle birlikte) bir kez daha zenci sıfatını kapmasına neden oluyor.
İkinci bakışta ise Abdullah Gül, “devletin başı” konumunda devlet dinî bir kimliğe sahipmiş gibi görüneceği için, daha önce yapılmış Anayasa yorumları nedeniyle bu sorunun çıkacağını bilerek adaylığında ısrar etti. Yani AİHM’nin üniversite konusunda verdiği kararda olduğu gibi “kuralları bilerek” o mevkiye geldi. Bu nedenle sonucu kabullenmeyi baştan taahhüt etti yani mağduriyet söz konusu değil.
Öte yanda, kişisel görüşüm yakında bu sorunun da ortadan kalkacağı yönündedir, zira kadın erkek eşitliğinin olduğu bir ülkede bir cumhurbaşkanından 7 yıl boyunca yalnız fotoğraf vermesini, birlikte görünmemesini bekleyemezsiniz. Hangi nedenle olursa olsun haksızlıktır. Ama bu sorunu çözmek de Erdoğan ve Gül’e düşer.
Bakın nasıl ilerliyoruz adım, adım...
Sabredin diğer sorunlar (!) da çözülecek yakında...
“Sonra” mı?.. Sonrası için yukarıdaki yazıya tekrar bakın isterseniz!
