Direniş İçin Bir “İnşallah!”

Direniş İçin Bir “İnşallah!”

Umutsuz ve paranoyak bir güçlü tanımının üzerine giden Hakan Albayrak, direnişin ve zaferin bir “inşallah”a baktığını anlatıyor, yıllardır.

Mısır'daki rejim karşıtı gösterilerin ilk vakitleriydi. El-Cezire'den ve diğer kaynaklardan gelen haberler ve görüntüler, ülkedeki tüm muhaliflerin omuz omuza ilerlettiği bir halk ayaklanmasını işaret ediyordu. Şöyle bir soruyla yüzyüze geldik: "Dış güçlerin oyunu olmasın bu?" Devrim için heyecanlananlara karşılık ihtiyattan bahsedenler vardı, ayaklanmaya inanmamanın inşa ettiği bir bilinçaltının emareleriyle konuşanlar" Kaddafi'nin alttan alttan davetiyle Libya'ya bomba yağdırmaya başlayan emperyalist güçler de, bu şüpheciliği meslek edinmiş arkadaşlara malzeme sağlamış oldu.

25440

Bir umut" Bir umut daha!

25441Sorun şu ki, bu tavır yeni değil. Yıllardır, emperyalist müdahalelere karşı bir ses yükseldiğinde, o sese karşı "Bu dediklerin boş, ne de olsa onlar bildiklerini okuyacak" diyen bir ses de gecikmiyor. Bir inanmışlık, bir "siyasî iman" var ortada, net, safi, katıksız: "ABD güçlü, ne isterse yapar zaten." Hakan Albayrak da ısrarla bu söyleme karşı yazılar yazıyor. "Deccal, kocaman bir blöftür." demişti, "Bedir bir masal değildir." demişti, "'Amerikan rüyası' tabiri çok yerinde bir tabirdir. Amerika gerçekten bir rüyadan ibaret. Korkunç bir rüya, bir kâbus ama rüya işte. Uyandığımız zaman biter." demişti, Meleklerle Omuz Omuza'da. Bu "Amerikan Rüyası" yazısından başka, "İsrail'in Lübnan ve Gazze'deki Son Gövde Gösterileri, Tünelin Ucunda Beliren Işığı Karartamaz!", "'Allah'a ve Amerika'ya İnanıyorum' Ne Demek?", "Şşşt, Alçak Sesle Konuş, Sam Amca Duyar!", "Ümmü-Kasır Bir Rüya Değildi", "Havada Devrim Var" yazılarında da aynı soruna değinen yalın ve net ifadelerle karşı çıkmıştı. Hizbullah'ın 2006'daki zaferinden sonra yayımladığı Zaferimiz Mübarek Olsun kitabıysa baştan sona bu umutperverliğin bir meyvesiydi.

25442Amerika'nın gücüne değil direnişe inanın!

Sanırım Hakan Albayrak'ın durup durup anlattığı, ısrarla anlattığı, bıkmadan usanmadan anlattığı ama bizim de aynı kararlılıkla anlamakta direttiğimiz bir durum var. Böyle olmalı ki, Yeni Şafak'taki köşesinde bir yazı daha yazdı: "Bıktım Bu Çaresizlik ve Umutsuzluk Propagandasından!" (30 Mart 2011). Irak'ı işgal ederken emperyalistlerin, Şiilerin kendilerini sevgiyle karşılayacağını düşünmelerine rağmen işgalcilerin Mukteda Sadr'a bağlı milislerce roketlerle karşılandığını; 2006'da Lübnan'da İsrail'e karşı net bir zafer kazanan Hizbullah'ın zaferinin "ne de olsa Hizbullah güvenlik konseyince silahsızlandıracak" düşüncesiyle önemsenmemesinin sahih çıkmadığını, aksine Hizbullah'ın o günkü koşullarına göre bugün daha donanımlı olduğunu özetliyor kısaca. "Koşulların elvermediği" bir durumda, "okkalı bir besmele" çekip yola revan olmanın her şeyin devası olacağını anlatıyor Albayrak. Sorun nerede acaba? Besmelenin sadra şifa olduğundan mı şüphemiz var, inanmış adamlar olarak atacağımız adımların boşa gideceğini mi düşünüyoruz, "inşallah" demeyi mi ihmal ediyoruz? İşlerin sonunun hayra bağlanacağına inanırdık ya bir vakitler, hayrı aramayı mı bıraktık? Öyle ki, bir zafer kazandığımızda ağız tadıyla o zafere sevinemiyoruz bile; teoriler, teoriler, teoriler...

Emperyalistlerin her dediği, her istediği olmuyor, inanın artık. Amerika'nın gücünün sonsuzluğuna, hayal ufkunun genişliğine, teknolojisinin rakipsiz olduğuna değil direnişin bütün bu emperyalist projeleri alt edebileceğine de inanın, bir kez olsun!

 

 

M. Fatih Kutan "Ameriiiika Libyaaa'dan Deeeefol!" dedi

 

dunyabizim