Demirel"e Çağrı: Bırak 2002"yi, Gel 2007"ye!
Demirel, şu anda İstanbulda cinayet işleyip, bir türlü Trabzondan gelmek istemeyen Temel durumundadır!..
Demirel"e Çağrı: Bırak 2002"yi, Gel 2007"ye!
Hikâyeyi biliyorsunuz, ama ben yine de anlatayım... Bizim Temel, Trabzon"dan yola çıkıp, İstanbul"a "iş" aramaya gelmiş... Olacak ya; İstanbul"da, bir "kavga"ya karışıp, elini kana bulamış!.. Tutuklanmış, atılmış hapse... Duruşma günü de, çıkmış "hakim"in karşısına... Hakim, "Anlat bakalım, nasıl işledin bu cinayeti" deyince, bizim Temel başlamış anlatmaya: "Trabzon"da iş aradım, bulamadım... Kime gittimse, elim boş döndüm!"
Hakim, "Bırak Trabzon"u, İstanbul"a gel" diye uyarınca, devam etmiş Temel:
"Baktım ki Trabzon"da bana ekmek yok, düştüm yola, geldim Giresun"a... Başladım iş aramaya... Ne iş olsa yapmaya razıydım!"
Derken, hakim yine uyarmış:
"Bırak Giresun"u, İstanbul"a gel!"
Temel, bildiğini okumaya devam etmiş:
"Giresun"da da işlerin kesat olduğunu görünce, durdurdum bir kamyonu, geçtim şoförün yanına!.. Ver elini Samsun!"
Hakim, sözün nereye gideceğini anlamış tabii... Temel, "Samsun" der demez, "Hadi uzatma!" demiş hakim; "Bırak Samsun"u da, gel artık şu İstanbul"a!"
Temel, uyanık...
Şöyle bir bakmış hakimin yüzüne... Sonra da şöyle demiş:
"Gelmem!.. İstanbul"a celeyum da beni asın he mi?!?"
DEMİREL"DEN "RAKAM" NUMARALARI
Hikâye bu kadar... 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel"in, Cumartesi günü "Vakıf 2000" adlı bir kuruluşta yaptığı konuşmayı öğrenince, işte bu hikâye geliverdi aklıma!..
Demirel, aynen "hikâyedeki Temel" gibi!.. Aklı-fikri, "2002"deki seçimler"de!.. Seçimleri bırakıp da, bir türlü "2007 Nisan"ında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki 367 dayatması"na gelmiyor!..
"İstanbul"a geleyim de, beni asın he mi?" diyen adam gibi; Demirel de 2002"de oyalanıp, bir türlü 2007 Nisan"ına gelmiyor!..
"Vakıf 2000" adlı kuruluşta, "Genel Seçim Öncesi Türkiyemizde Siyasetin Görünümü" konulu bir konuşma yapan Bay Demirel demiş ki;
"3 Kasım 2002 seçimlerinde 41 milyon seçmenin oy kullanması gerekiyordu!.. Ancak, 10 milyon kişi sandık başına gitmedi!..
Geriye kalan, 31 milyon içerisinde 14 milyonu da baraj dolayısıyla parlamentoya girememiş!.. Geriye kalan 17 milyonu Meclis"te!..
41 milyon oydan 17 milyonu Meclis"te.
17 milyon içerisinde 10 milyon 600 bin oyla, yani 41 milyon oyun yüzde 26"sı ile siz "Cumhubaşkanı benimdir" diyorsunuz. 4 kişiden 1 kişi öyle diyebilir, ama 4 kişiden 3 kişi "benim değildir" diyor. Esas işin kökünde yatan bu."
(...)
"Türkiye"yi, bu seçime; bazı sıkıntı ve bunalımlar getirdi!.. Bunun neticesinde de; Ankara"da Tandoğan, İstanbul"da Çağlayan ve İzmir"de Gündoğdu mitingleri gerçekleştirildi!..
Nisan ve Mayıs ayı içerisinde Türkiye"nin tartıştığı konuların sandığa ne şekilde intikal edeceğini bilemiyoruz. Yani, eğer sandığa bu neticeler, bütün bu yapılan mitinglerin, bu itirazların hiç anlamı olmadığı şeklinde intikal ederse; o zaman, 22 Temmuz"un istenilen rahatlığı getirmeyeceğinden endişe ederim.
Yani bu itirazları durdurmak pek kolay olmayacaktır. Ondan endişe ederim. Onun içindir ki, halkımızı Cumhuriyet"e sahip çıkmaya, Cumhuriyet"i kucaklamaya davet ediyorum."
253 OY, 357 OY"DAN BÜYÜK MÜ?
Konuşmaları ana hatlarıyla aktardım ki, herhangi bir yanlış anlaşılmaya yol açmasın!..
Gördünüz ya;
Bay Demirel, "2002 seçimleri"ni, hem de "küsuratlı oylar"a varıncaya kadar, bütün detaylarıyla anlatıyor!.. Ne var ki, bir türlü Nisan 2007"deki "Cumhurbaşkanlığı seçimleri"ne gelmiyor!..
Biliyor ki;
Eğer; "Cumhurbaşkanlığı seçimleri"ne gelirse, "kendi foyası" çıkacak meydana!..
Ve tabiî;
"Sarıldığı mitingler"in foyası da!..
Olayı biliyorsunuz... Ama, yine de özetle aktarmakta yarar var!..
Malûm;
Merhum Turgut Özal, Cumhurbaşkanlığı seçiminde "264 oy" almıştı!..
Bay Süleyman Demirel ise, yanılmıyorsam "253 oy"la filan seçilmişti!..
Bay A.N. Sezer de "330 oy"la çıkmıştı Köşk"e!..
Aklınızda tutun bu rakamları:
Özal: 264, Demirel: 253, Sezer: 330...
Yani, üçü de "367"nin altında!"
Ama, onlar "Cumhurbaşkanı" seçildiler ve Çankaya Köşkü"ne çıktılar!..
O zamanlar, her ne hikmetse; ne Sabih Kanadoğlu"nun aklına geldi 367 şartı, ne de CHP ve Anayasa Mahkemesi"nin!..
Ama, sayın Abdullah Gül"e gelince;
"367 şart!"
Söyleyin Allah aşkına;
Abdullah Gül ki, "Türkiye Cumhuriyeti tarihi"nde, gelmiş-geçmiş "bütün cumhurbaşkanı adaylarından daha fazla oy aldığı" halde, yani "357 oy" aldığı halde, "niye" seçilemedi?..
Ne yani;
1982"den bu yana "Anayasa" mı değişti, yoksa "Anayasa Mahkemesi" mi?..
Yoksa, "matematikte kurallar" mı değişti?..
Hani, "357"nin; 330"dan, 264"ten, 253"ten daha küçük olduğunu" ispatlayan "yeni bir teorem" geliştirildi de, bizim mi haberimiz olmadı?..
Hayır!.. Elbette değişen bir şey yok!.
Değişen, sadece "kafa"lar!..
Sormak lâzım değil mi şimdi, Bay Demirel"e;
"Siz 253 oyla seçildiniz... Bu da, 550"nin yüzde 50"si bile değil!.. Demek oluyor ki, TBMM"nin yüzde 50"den fazlası sizi istememiş!.. Peki, 7 yıl boyunca niye oturdunuz istenmediğiniz bir yerde?..
Madem 367 diye bir şart var, siz nasıl seçildiniz 253 ile?"
ORTADA KUYU VAR, YANDAN GEÇ!
Haa, bunları sorduğuma bakıp da, "Demirel"den cevap beklediğimi" filan zannetmeyin!..
Çünkü Demirel, şu anda "İstanbul"da cinayet işleyip, bir türlü Trabzon"dan gelmek istemeyen Temel" durumundadır!..
Hani, Karadenizli Temel demiş ya;
"İstanbul"a geleyim de, asın beni he mi?!?"
Demirel de aynı hesap;
"Cumhurbaşkanlığı meselesine gireyim de, Cumhurbaşkanlığım yok sayılsın he mi?!?"
Eğer oraya girerse, Demirel de gayet iyi biliyor ki; bu mızrak, bu çuvala sığmaz!..
O halde;
"Ortada kuyu var, yandan geç!"
Ya da;
İşlenen "hukuk cinayeti"ni görmezden gel!..
Bay Demirel"in, şimdi yaptığı bu!..
Kalkmış, "rakam numaraları"yla; AK Parti"nin "yüzde 35"lik oy oranı"nı, "yüzde 26" göstermeye çalışıyor!..
Ve diyor ki;
"Yüzde 26 ile Cumhurbaşkanı seçemezsiniz!"
Peki, "yüzde 26" ile Cumhurbaşkanı seçilemiyor ise, "kendisini seçenlerin TBMM dışında kaldığı" Bay Sezer; hâlâ nasıl oturuyor Çankaya"da?..
Öyle ya;
MHP yüzde 9"la, ANAP yüzde 5"le, DSP yüzde 1"le, Meclis dışında kaldı!.. Bu da eder yüzde 15!..
Bu nasıl "kafa"dır, bu nasıl "hesap"tır ki; "kendisini seçenler"in oy oranı "yüzde 15"e düşmüş" bir Sezer, hâlâ orada oturmaya devam edecek, üstelik "uzatmaları" oynayacak, ama yüzde 35 veya Demirel"in deyimiyle yüzde 26 ile Cumhurbaşkanı seçilemeyecek!..
Bu mu demokrasi?..
Bu mu demokrat geçinen Demirel?..
GELSE DE, ŞU "HUKUK CİNAYETİ"Nİ ANLATSA!
Tayyip Bey, bu durumu anlatırken; "Sonunda anladım ki, hukukun matematiği yokmuş!.. Eğer olsaydı, böyle bir durum yaşanmazdı" diyor!..
Eksik söylemiş!.. Hukukun; sadece "matematiği" değil, "mantığı" da yok!..
Ama; "lastiği" var!..
Çek çekebildiğin yere...
Eğer "hukukun mantığı" olmuş olsaydı; ne Demirel "9. Cumhurbaşkanı" olabilirdi, ne de Sezer orada "uzatmalı Cumhurbaşkanı" olarak oturmaya devam edebilirdi!..
Çünkü, Demirel"in seçilmesinin de, Sezer"in orada oturmasının da; ne "matematik"le, ne de "mantık"la izah edilebilecek bir tarafı yok!..
Buna rağmen, Bay Demirel konuşuyor!..
"Cumhuriyet(!) mitingleri"ni hatırlatıp,
"Aman" diyor, "Cumhuriyet"e sahip çıkın!"
Ama, "Cumhuriyet Meclisi"nden kaçanlar"la ilgili bir tek lâf çıkmıyor ağzından!..
Ne yani; "TBMM"den kaçmak" da, bir anlamda "Cumhur"dan kaçmak" değil mi?..
Neyse, uzatmayalım... Zira, bu pilav, daha çoook su kaldırır!.. En iyisi mi, yazının başında anlattığımız hikâyeden hareketle, tekrar seslenelim Bay Demirel"e;
"Bırak 2002"yi de, 2007"ye gel 2007"ye!"
Gel de, şu "hukuk cinayeti"ni bir anlat!..
ESKİ KÖYE YENİ İCAT: "UZLAŞMA!"
Anlat ki;
Anayasa Mahkemesi"nin dayattığı "367"yi bulmak için uzlaşma arayacaksınız" hükmünün; "177 maddelik Anayasa"nın neresinde yazdığını" biz de öğrenelim!..
Çünkü, sen anlatmazsan, biz "eski köye yeni icat" olarak getirilen şu "uzlaşma" dayatmasının kaynağını "sormaya" devam edeceğiz...
Tıpkı, sayın Bülent Arınç"ın sorduğu gibi;
"İsmet İnönü uzlaşma ile mi seçildi?.. Celal Bayar, uzlaşma ile mi seçildi?.. Cevdet Sunay, Cemal Gürsel, Fahri Korutürk, Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel uzlaşma ile mi seçildi?"
Haa, Sezer"i derseniz onda da "uzlaşma" filan yok!
Ecevit dayattı, Bahçeli ve Yılmaz seçti!..
Duuur, daha bitmedi sorularımız:
"Anayasa Mahkemesi 367"yi dayattığına göre; halen hayatta olan Demirel ve Sezer"in cumhurbaşkanlıkları ve bu sürede yaptıkları işlemler geçerli midir, değil midir?.. Anayasa Mahkemesi"nin kararına rağmen, Sezer"in, en azından bundan sonra orada oturmaya devam etmesi bir makam işgali değil midir?"
Evet, Bay Demirel;
"2002 hayalleri"ni bırakıp, "2007 gerçekleri"ne gelin ve asıl, şu "uzlaşma" kılıflı "muzlaşma" dayatmalarının "perde arkası"nı anlatın!..
Anlatın ki, biz de öğrenelim;
"367 dayatmasına gelinen süreç"te, kimler hangi "rol"leri üstlenmiş; Tandoğan, Çağlayan ve Gündoğdu mitinglerini kimler, "kaç para karşılığı" organize etmişlerdir?!? Eğer o mitinglere katılanlar "milyonlar"(!) ise, Erzurum, Diyarbakır, Kayseri, Adana, Mersin ve diğer vilayetlerdeki "AK Parti mitingleri"ne katılanların sayısı, "Cumhuriyet kılıflı mitingler"e katılanları "3"e-4"e katlamaz" mı?.. Ya, onları "durdurmak" kolay mı olacak Bay Demirel?!?
Bu soruları, Demirel"e sorduğuma bakmayın!.. Malûm, "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" demiş eskiler!.. Ben de, "Baba"(!)ya söylüyorum ki, "iskele babaları" anlasın!..
Hem, niye Demirel"e söyleyeyim ki;
Onun, "Rus malı Zenith saati gibi çalıştığını" söylediği kafası, "2002"de" durmuş!..
2007"ye bir türlü gelemiyor!..
Kendi düşen ağlamaz!
Hani, bir söz vardır; "Kula belâ gelmez Hak yazmadıkça, Hak belâ yazmaz kul azmadıkça!"
Bana öyle geliyor ki;
Devlet Bahçeli de, "kendi ipini, kendisi çekti!"
Ortalıkta "fol yok, yumurta yok"ken, kalkıp da, "Apo'nun idamı" meselesini gündeme getirmenin, hele hele Erzurum'daki mitingte, "kürsüden ip fırlatma"nın ne gereği vardı?..
Neymiş, "ben asamadım, al sana ip, sen as!"
Bunları söylemeseydi, belki; ne "12 Ocak 2000'deki 7.5 saatlik liderler zirvesi" gelecekti akla, ne de "Adalet Komisyonu'ndaki MHP'li üyelerin, Apo'yu kurtarma yönünde oy kullanmaları" meselesi!..
İşte şimdi, hepsi birer birer çıkıyor ortaya ve "maske"ler düşüyor!.. Ve tabiî, Bülent Ecevit tarafından "ikna" edilen Devlet Bahçeli'nin, "MHP milletvekillerini nasıl ikna ettiği" de!..
Çıkacak!.. Daha neler çıkacak ortaya!.. Çünkü, "Bahçeli'nin kendisi" istedi bunları!.. Eğer susmuş olsaydı, eğer "kendi yumuşak karnı"nı kaşımamış olsaydı, belki gündeme bile gelmeyecekti o olaylar!..
Madem açtı "kutu"yu, o halde duyacak "kötü"yü!..
Malûm ya, "kendi düşen ağlamaz"mış!..
Vakit / Hasan Karakaya
