Darbeye “Eldiven” geçir, parmak izi kalmasın!

Şimdi aktaracağım “haber”in; dünkü “polislere saldırı” olayıyla, ya da “Ergenekon Terör Örgütü”ne yönelik operasyonlarla elbette bir ilgisi yok...

Ancak, bir “ruh hali”ni veya yaşanan bir “paranoya” ve “cinnet hali”ni ortaya koyması açısından son derece ilginç bir olay... Öyle bir “ruh hali”, öyle bir “cinnet psikolojisi” ve öyle bir “çıldırmışlık” hali ki; bu psikoloji içine giren bir insanın “neler yapabileceğini” bu haberde görmek mümkün... Dünkü gazeteler, bu haberi verirken, “Sembol askere ne oldu?.. O asker intihar etti” başlıklarını kullandılar!..
KAHRAMAN ASKERİN CİNNETİ!
Olay, özetle şuydu:
“Joseph Dwyer, 11 Eylül"den iki gün sonra ABD ordusuna yazıldı.
2003"te Irak"a gönderildi.
Savaşın ilk günlerinde çatışma sırasında yaralanan Iraklı çocuk Ali"yi kucağında taşırken Army Times tarafından çekilen fotoğrafıyla ABD"lilerin sembolü oldu.
Fotoğraf, ordunun ve “Biz Irak"a işgal amacıyla değil, barış amacıyla girdik” savunması yapan ABD gazetelerinin propaganda aracı olurken Dwyer, kahraman ilan edildi.
Ancak, 4 aylık görev süresi bitip ülkesine döndüğünde bambaşka biriydi. Birçok çatışmaya girmiş, arkadaşlarının parçalanmış cesetlerine tanıklık etmişti.
Savaş öncesi sevgi dolu birisiyken, ilk önceleri dindar oldu.
Sonra da karamsarlığı arttı.
Alkolik ve esrarkeş oldu. Her gece kâbuslar gören Dwyer, "Vietnam Sendromu"na yakalanmıştı.
2005"te trafik kazası geçirdi.
Yolun ortasında bir bomba paketi gördüğünü söyledi.
Gördüğü sadece halüsinasyondu.
Birkaç ay sonra da sağa-sola ateş etmeye başladı.
Polislerin 3 saatlik ikna çabası sonucunda kimse zarar görmeden silahı bıraktı.
Bu kez de Iraklılarla savaştığını sanıyordu.
Travmatik davranış bozukluğu teşhisi konan Dwyer, 31 yaşında aşırı dozda ilaç alarak ve bilgisayar temizlemede kullanılan gazı soluyarak intihar etti.”
YÜZDE 62"Sİ RUH HASTASI!
Sadece Joseph Dwyer mi?.. Afganistan ve Irak"ta savaşan ABD askerlerinin yüzde 62"sinde “ruhsal bozukluk” var!..
O haberi de aktaralım:
“Afganistan veya Irak"ta görev yaptıktan sonra ABD"ye dönen askerlerin büyük bir bölümü psikolojik sorunlar yaşıyor.
Yüzde 20"sinde travmatik davranış bozukluğu ve aşırı stres hastalığı gözüküyor. Yüzde 62"si herhangi bir sebeple psikolojik destek alıyor. Yüzde 27'si de alkolik oluyor.
Benzer etkiler Vietnam Savaşı"ndan sonra da görülmüş ve Vietnam Sendromu olarak tıp literatürüne geçmişti.”
LAİKLİK SENDROMU MU?
Şimdi, diyeceksiniz ki;
“Bu olayla Ergenekon Terör Örgütü"nün ve polise dün İstinye"de yapılan saldırının ne ilgisi var?”
En başta da dediğim gibi;
Elbette "doğrudan bir ilgi” yok.
Sadece “depresif ruh hali”ni yansıtması açısından aktardım bu olayı!..
Görüyorsunuz ya;
Joseph Dwyer, kendisini hâl⠓Irak"ta savaşan bir asker” ve “kahraman” zannediyor!.. Her gördüğünü “bomba” sanacak kadar da “halüsinasyon” içinde!..
Hele söyleyin şimdi;
“Ergenekon Terör Örgütü”ne yönelik operasyonlarda gözaltına alınıp daha sonra tutuklanan “emekli generaller” de, kendilerini hâl⠓görevde” zannetmiyorlar mı?.. Hâlâ, “Türkiye"yi korumak ve kollamak” misyonlarının devam ettiğine inanmıyorlar mı?..
Dahası, onlar için de, “laiklik sendromu”na yakalanmışlar diyemez miyiz?
Eğer buna inanmasalar;
Hiç “darbe planları” yapmaya devam ederler mi?..
Biliyorsunuz;
"Sarıkız" ve "Ayışığı" kod adlı darbe girişimleri başarılı olamayınca "Eldiven" kod adlı bir "darbe plânı" daha hazırlamışlar!..
İllâ da;
"Türkiye'yi koruyup, kollayacak"lar ya!..
Bu ülkede kendilerinden başka "vatansever" ve "laik" yok ya!..
Kendilerinden başka "herkes düşman ve hain", onlar da "hain düşmanla savaşıyor" ya!..
İşte bu "ruh hâli" ve işte bu "cinnet psikolojisi" içinde; "Darbe yapıp, Türkiye'ye el koyabilmek için" plan ve stratejiler üretmeye devam ediyorlar!..
Son darbe plânının kod adı "Eldiven" imiş!..
"Eldiven" ismi de son derece enteresan!..
Herhalde; "Devlet"in; "kadife eldiven içinde demir yumruk" olduğuna veya olması gerektiğine inanıyorlar!..
Ya da; "Eldiven" kullanıyorlar ki, geride "parmak izi" kalmasın!..
"Eldiven"i şöyle yorumlamak da mümkün:
Eldiven, bir "maşa" olabilir!..
Eldiven, bir "piyon" olabilir!..
Eldiven, bir "taşeron olabilir!..
Kısacası, "Eldiven" ne ve kim olursa olsun ama "plânlayan el" belli olmasın!..
"El" her yana uzansın, her yeri karıştırsın ama hep "gizli" kalsın!..
İSTİNYE'DEKİ SALDIRGANLAR "MAŞA"DIR!
Kim ne derse desin, kim nereye çekmek isterse istesin; İstinye'deki ABD Başkonsolosluğu önündeki "polis kulübesi"ne yapılan ve "3 polisimizin şehit olduğu" dün sabahki saldırı, "Ergenekon'la bağlantılı" olarak düşünülecektir!..
Hayır, "Ergenekon'un işi" demek istemiyorum ama hemen herkes; bu eylemin "Ergenekon'a Eldiven olan örgüt"ler tarafından gerçekleştirildiğini düşünecektir!..
Öyle ya;
Ergenekon'un amacı da "kaosa yol açmak" değil mi?.. Bu tür "kaos"ların, bu tür "saldırı" ve "huzursuzluk"ların ardından "AK Parti'nin bölünmesi" ve "Eldivenli Yumruk indirilmesi" hedeflenmiyor mu?..
"3 polisin şehit olduğu, 3 teröristin öldürüldüğü" dünkü saldırı da, bu amaca hizmet etmiyor mu?..
O halde, "örgütün adı"nın ne önemi var?..
Örgüt; DHKP-C de olabilir, PKK da!..
El Kaide de olabilir, Dev-Sol da!..
Saldırganlar, bu veya başka örgütlerin hangisinden olurlarsa olsunlar, "maşa, piyon, taşeron" olmaktan ileri gidemezler!..
Nihayetinde, bir "Eldiven"dirler!..
"El"in üstüne geçirilen ve "El'i gizleyen" bir Eldiven!..
KİM KİME MESAJ VERMEK İSTEDİ?
Dediğim gibi...
Dünkü saldırıyı, hiç kimse, "bağımsız bir eylem" olarak görmeyecektir!..
Bu saldırı; ister istemez "Ergenekon'cuların misillemesi mi?" sorularına yol açacaktır!..
Evet, "Ergenekoncu'ların misillemesi" mi?..
Ya da;
"Ergenekoncuların mesajı!"
Kâh Genelkurmay'a, kâh ABD'ye verilmek istenen bir mesaj!..
Kimbilir, belki de;
"Polislere verilmek istenen bir mesaj" da olabilir!..
Öyle ya;
"Ergenekon Terör Örgütü"nün içinde hemen her meslekten insan var da, "polis" yok!..
Dahası;
Onları "deşifre" eden ve "örgütün çözülmesi"ni sağlayan da "polis"ti!..
Evet, belki de "Polis'e mesaj" verilmek istendi!..
Ama, "Eldiven"li bir mesaj!..
"Maşa"lar kullanılarak, "taşeron" ve "piyon"lar "kullanılarak" verilen kanlı bir mesaj!..
Korkarım ki, bu tür "kanlı saldırı"lar, bundan sonraki günlerde de devam edecek ve Türkiye daha büyük bir "kaos"un içine sürüklenmek istenecektir!..
Ancak, birileri;
Bu "Orgene-kon"culara, milletle savaşılmayacağını, hemen herkesi "düşman" görmekten vazgeçmeleri gerektiğini, çünkü herkesin "vatansever" olduğunu söylemeli!..
Çünkü, bu "cinnet"in sonu, "intihar"a kadar gider!.
ABD'li asker Joseph Dwyer gibi!..

********************************
Kim, kimden yana?
Etmeyin, eylemeyin Allah aşkına... Necmettin Erbakan ile Yasin Hatiboğlu arasındaki "telefon görüşmesi"nin "yasadışı" yollardan dinlenip "kapatma dâvâsı" dosyasına "delil" olarak kullanıldığı bir Türkiye'de; Ergenekon Terör Örgütü'ne yönelik operasyon kapsamında el konulan "bilgisayar"lardan elde edilen "veri"ler hiç "delil" olmaz mı?..
Belli ki; Bay Baykal'ın "Ergenekon Sözcülüğü"ne soyunduğu şu günlerde CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan da "Ergenekon avukatlığı"nı üstlenmiş!..
"Bilgisayar kayıtları, yasaya göre delil sayılmaz" diyor!.. "Teknik takibe yakalanan" telefon görüşmeleri "delil" sayılmayacak, "bilgisayar kayıtları" delil sayılmayacak, "Ümraniye'deki bombalar" ve "C-4 patlayıcılar" delil sayılmayacak da, neyi delil sayacağız?!?..
Ne yani, "darbenin yapılacağı gün"ü mü bekleyeceğiz bu adamları suçlamak için?!?..
Hadi, CHP'liler "kafaları karıştırmak" istiyor da, bu saçmalığı manşete taşıyan Hürriyet ne yapmak istiyor?..
"Kimden yana"sınız Hürriyetçiler?.. "Bizden" yana mı, yoksa?!?


Bu yazı toplam 951 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar