Danıştay Darbe Teşvikçiliğine Suskun

Danıştay Darbe Teşvikçiliğine Suskun

Yüksek yargı organlarının sık sık kamuoyuna açıklamalar yaparak siyasi gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunması Türkiye'nin alışılagelen manzaralarındandır...

HER KONUDA KONUŞAN DANIŞTAY DARBE TEŞVİKÇİLİĞİ KARŞISINDA SUSKUN!

Yüksek yargı organlarının sık sık kamuoyuna açıklamalar yaparak siyasi
gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunması Türkiye'nin alışılagelen
manzaralarındandır. Çoğu kez siyasilere ve bazen de açıkça halka yönelik
muhtıra niteliği taşıyan bu açıklamalarla, yüksek yargı organlarının resmi
ideoloji ve statükonun savunması noktasında alabildiğine kararlı bir tutum
yansıtmayı hedefledikleri bilinir. Yüksek yargı organlarının temsilcilerinin
bu tutumu son kertede halka gözdağı vermek içerikli hukuk dışı ve çirkin bir
tutumdur. Ve ne ilginçtir ki, asıl görevleri hukuku korumak olması
gerekenler, hukukun ayaklar altına alınmasını tepkisiz seyrederken, hatta
doğrudan hukuk ihlallerine imza atarlarken; bir yandan da statükonun halka
karşı korunması misyonunu üstlendiklerini her fırsatta izhar etmekten
kaçınmazlar.

İşte yine tipik bir hukuksuzluk vakası ile karşı karşıyayız ve yine yüksek
yargı organlarının utanç duyulması gereken sessizliği ile çevrelenmiş
durumdayız. Danıştay Başsavcısı Tansel Çölaşan'ın açıkça darbe teşvikçiliği
anlamına gelen sözlerinin kamuoyunda meydana getirdiği şaşkınlığa karşın,
ilgili kurumlar sessizliğe bürünmüş haldeler. Tansel Çölaşan 9 Mart Pazar
günü Ankara'da düzenlenen bir toplantıda yaptığı konuşmada 27 Mayıs
darbesini övmüş, darbecilerin hukukdışı usullerle dönemin başbakanı ve iki
bakanını yargılayıp katletmesini meşrulaştırmış ve daha da vahimi bu
tutumuyla muhtemel darbe senaryolarının planlayıcılarını teşvik etmiştir.

Yetkili olsun olmasın her konuda açıklama yapmaya hevesli, verdiği
kararların pek çoğu hukukilikten ziyade siyasi içerik taşımakla eleştirilen
Danıştay'ın tüm bu tablo karşısında sessiz kalması ilginçtir. Görevi başında
olan bir hükümeti silah zoruyla devirip iktidara oturanların "devrimci"
sıfatıyla taltif edilmesi; Ceza Kanununun idamı gerektiren suç olarak tavsif
ettiği anayasanın ilgasının alkışlanması ve tüm bu sözlerin üst düzeyde bir
makamı işgal eden bir "hukukçu"nun ağzından çıkması acaba Danıştay ve diğer yüksek yargı organları açısından herhangi bir suç, rahatsızlık ya da mahzur oluşturmamakta mıdır? Kimbilir belki de -hatta kuvvetle muhtemel olduğunu dahi söyleyebiliriz- Tansel Hanım sözleriyle Danıştay ve diğer yüksek yargı organlarına hakim olan ruh haline tercüman olmuştur!

Sonuç itibariyle gerek Danıştay Başsavcısı'nın suç içeren sözleri gerekse de
en az bu sözler kadar vahim bir durum teşkil eden ilgili kurumların
sessizliği nasıl bir hukuksuzluk denizinde yüzüldüğünün göstergesi olmuştur.
Hukuk adına hukuksuzluğun bu derecede kurumsallaştırıldığı bir ortamda
savcıları göreve çağırmanın anlamsızlığını görüyor sadece bu yalan ve
ikiyüzlülük düzeniyle hesaplaşmak gerektiğini ifade ediyoruz!

Hülya Şekerci

Özgür-Der Genel Başkanı

ÖZGÜR-DER
Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği
www.ozgurder.net