Dalkavuk Münafıklara Dikkat

Dalkavuk Münafıklara Dikkat

Bu iktidarın çalışmak istedikleri kadroların nitelikleri de üç aşağı beş yukarı belli.İşin püf noktası da burası zaten…Osman Özsoy’un yazısı…

Gül, Erdoğan ikilisini bekleyen tehlike…


* Osman Özsoy

Geçtiğimiz aylarda İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevli üst düzey bir yetkili ile sohbet ederken, söz döndü dolaştı, memleketin içinde bulunduğu duruma geldi. Karşılaştığı ilginç olaylardan örnekler sıraladı. Bunlardan sadece birini sizlerle paylaşıp, ardından konuyu çok farklı bir noktaya bağlayacağız.

İstanbul Rami’de toptancılar sitesinde çalışan bir vatandaşın kullandığı kamyonet çalınır. Araç işyerine aittir ve kamyoneti kullanan işçi de işindeki gevşeklik ve sorumsuzlukla bilinmektedir. Kaldı ki bu onun işyerine verdiği ilk zarar da değildir. Anahtarı üzerinde iken aracı bir kenara çekmiş ve iş saatinde uzun süre bir kahvede vakit geçirmiştir. İşyeri sahipleri, bir tedbirsizlik nedeniyle aracın çalınmasına neden olan işçiden çaldırdığı aracın zararını karşılamasını isterler. Tabi ki adamda bunu ödeyecek para yoktur.

Zımba gibi Atatürkçü…

İşte asıl hikâye bundan sonra başlar.

Her kim akıl verdiyse, kamyoneti çaldıran işçi Çankaya’ya Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e bir mektup yazar. Kendi ihmalinden hiç bahsetmeden, kendisinden, çalınan aracın zararını tazmin etmesinin istendiğini, bunu karşılayacak imkânı olmadığını, cumhurbaşkanından talebinin ise, ya aracın bulunmasına yardımcı olmasını, ya da maddi destek vermesini istemek olur.

Ama asıl önemli olan mektubun son satırlarıdır. Kamyoneti çaldıran işçi, kendisinin sıkı bir Atatürkçü olduğunu, aracın zararının karşılaşmasını isteyen şirket yönetimin ise Atatürkçü olmadığını, başına ne geldiyse zaten bundan geldiğini anlatır.

Şimdi diyeceksiniz ki, vatandaşla cumhurbaşkanı arasındaki bu yazışmadan sizin nereden haberiniz oldu ki? Nereden olacak? Çankaya Köşkü, vatandaşın bu mektubunu bir üst yazıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne yönlendirip, ilgililerden aracını çaldıran kişiye yardımcı olmalarını istemiş de ondan… Emniyet Müdürlüğü yetkilileri kısa bir araştırma yaptıklarında, meselenin hiçte mektupta yazıldığı gibi olmadığını hemen anlamışlar. Meğer adam tam bir işgüzarmış.

Şimdi dikkat…

Düne kadar memleketi soyanlar, tacize, tecavüze kalkışanlar, görev ihmali nedeniyle işine son verilenler, rüşvete bulaşanlar, eğer o dönemde iş başında sağcı iktidarlar varsa, başlarına ne geldiyse Atatürkçü oldukları için geldiğini iddia ediyorlar ve medyada kendilerini ifade edebilecekleri zemin de kolaylıkla buluyorlardı. Göz göre göre bir yalan çarkı işleyip gidiyordu kısacası… Hani gırtlağına kadar pisliğe bulaşan kimi rektörlerin Atatürk’ün arkasına sığınmaları gibi…

Benzer tabloların önümüzdeki süreçte de yaşanması muhtemel olmakla beraber, bugünkü yazımda temas etmek istediğim nokta çok farklı… Bundan çok daha tehlikeli bir durum var kısacası…

Dindar görünme münafıklığı…

Üst düzey devlet görevlileri bilindiği gibi üçlü kararname ile atanıyor. Yani atamalarda ilgili bakan, başbakan ve cumhurbaşkanının imzası gerekiyor.

Ülkemizde tek parti iktidarı var. Ve bu partinin dışa yansıyan hassasiyetleri kendi söylemlerine göre daha önceki iktidarlardan farklı... Bu iktidarın çalışmak istedikleri kadroların nitelikleri de üç aşağı beş yukarı belli…

İşin püf noktası da burası zaten…

Münafık kelimesini pek kullanmak istemiyorum ama, yakın zamanda ülkemizde yığınla dalkavuk üreyeceğini (veya türeyeceğini) tahmin ediyorum. Devlette öyle veya böyle daha üst pozisyon elde etmek isteyen kişilerin, en alt kadrolardan başlayarak yukarılara doğru, ilgili bakanın, başbakanın ve cumhurbaşkanının (özel !) dikkatini çekecek bir fotoğraf sunmak için büyük bir çaba içine gireceklerini ve birçoğunun kendilerini olduğundan çok farklı yansıtma arayışına gireceklerini düşünüyorum.

Örnek vermek gerekirse; bakan, başbakan veya cumhurbaşkanının dikkatini çekerek devletten iş koparmak isteyen kimi işadamlarının hayırsever görüntüsü vermek için daha çok reklâma yönelebileceklerini, görevinde yükselmek isteyen her kademedeki memurun AKP teşkilatlarının dikkatini çekecek arayışlar içine girebileceklerini, bunu yaparken de kimi zaman dindar, kimi zaman da halka yakın bir insan profili çizmek için kendilerini zorlayabileceklerini, kısacası olduklarından farklı görünmek için ciddi bir arayış içine girecek insanlar türeyeceğini ihtimal dâhilinde görüyorum.

Tehlikeden çıkış yolu…

Bunu aşmanın en bilinen yolu; işi veya görevi, sadece hoşumuza giden sosyal davranışlarıyla dikkati çeken insanlara değil, dini, milliyeti, ait olduğu sosyal çevre (hatta sempati duyduğu parti) ne olursa olsun, işinin ehli olmasına ve liyakatine bakarak verme konusunda hassasiyet göstermek olmalıdır. Kesinlikle görüntüye aldanılmamalıdır.

Bu durum ülkemizde öylesine bir afet ve öylesine bir sosyal kangrendir ki, iktidara kim gelirse gelsin, bukalemun tabiatlı kimi insanların ve kesimlerin iktidarı hep devam etmekte ve herkese uygun özel rol biçmekte kesinlikle zorlanmamaktadırlar.

İşindeki hassasiyeti, birikimi, çalışkanlığı ve görevini bihakkın yapmak için mesai saatlerine aldırmaksızın gecesini gündüzüne katarak samimiyetle çalışanları ve bunu yaşam tarzı haline getirenleri elbette ki mevzu bahis konudan istisna tutuyorum.

Yazımızı birkaç fıkra ile bitirelim.

Bir filozof ile bir dalkavuk bir gün konuşuyorlarmış. Filozof ne derse dalkavuk onu tasdik ediyormuş. Nihayet sabrı tükenen filozof haykırmış: “Birader, hiç olmazsa bir kez olsun dediğime itiraz et de, iki kişi olduğumuzu anlayayım.”

Kısacası, temennimiz odur ki, uzun yıllar Sayın Erdoğan’la kader arkadaşlığı yapan kabine üyelerinin ve bürokratların çalışmaları fıkradaki gibi cereyan etmez ve ülke için hangi yol, yöntem, uygulama ve alternatif düşünce doğrusu ise, onu çekinmeden ifade etmede ve görevi ehline vermede tereddüt göstermezler…

Bir başka fıkra da şöyle… Önemli mevkide bulunan bir devlet adamı dalkavuğun birine: “Sıfır nedir?” diye sormuş. Cevap tam beklenildiği gibi olmuş: “Sizin huzurunuzda ben...”

Yine bir gün kralın biri ördek avında iken, uşakları çevredeki ördekleri kralın vurabileceği şekilde yanına yaklaştırmışlar. Kral hemen önünden geçen bir ördeğe ateş etmiş. Kral heyecanla kendisine sürekli dalkavukluk yapan adamına sormuş: “Nasıl, vurdum mu?” Dalkavuk cevap vermiş: “Majesteleri, zavallı ördeğin hayatını bağışlamak âlicenaplığında bulundular.”

Dilerim, yüzde 47’lik oyun sahibi partinin lideri olan Sayın Erdoğan ve bu büyük destekle Çankaya’ya çıkan Sayın Gül, etraflarını bu tür insanların sarmasına izin vermezler. O zaman sadece onların değil, memleketin de hali duman olur.

haber7