Cumhurbaşkanlığı... Eski Türkiye ile Yeni Türkiye’nin mücadelesi

Geçen haftanın en önemli olayı; şüphesiz ki, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Cumhurbaşkanlığı’na aday” gösterilmesiydi... Malûm, uzun bir süredir, toplumun farklı kesimleri ve partililer ile yapılan “istişare”ler sonucunda, AK Parti; “Köşk Adayı”nı tesbit etmiş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin de, Salı günü Ankara’da düzenlenen görkemli törende, adaylarının “Tayyip Erdoğan” olduğunu açıklamıştı...

DUA İLE BAŞLADI

Tayyip Erdoğan, “teşekkür” konuşması için kürsüye çıktığında, daha önce yaptığı “balkon konuşmaları”nın da ilerisine geçerek, hem “kucaklayıcı” ve hem de “bütün tarihi kapsayacak” bir konuşma yaptı...

Ama en önemlisi; konuşmasına “dua” ile başlamasıydı...

Şöyle dua etti Erdoğan:

“Alemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun. Mülkün sahibi Allah’tır. Zaferin sahibi sadece ve sadece Allah’tır. Bu davayı, bu hareketi, bu mücadeleyi işte bugünlere eriştiren Rabbime sonsuz hamdu senalar olsun. Bu davanın bayraktarlığını, sancaktarlığını, hizmetkarlığını yapmış ve ahirete irtihal etmiş her bir kardeşime Rabbim rahmet etsin. Onlardan razı olsun. Çıktığımız bu kutlu yolculukta Rabbim ayaklarımızı doğruluk üzere sabit kılsın. 

Ya Rab Sen ki kullarının hareketlerini takdir ettin, Senin iznin olmadıkça hiçbir şey hareket etmez. Bizim hareketlerimizi doğruluk üzere kıl. 

Ya Rab; göğsümüzü genişlet. Hayır işlerimizi kolaylaştır. Bugün Sana ve Senin yarattıklarına yani halka hizmet için bir güzel yolculuğa hazırlanıyoruz. Bizi kibirden, hasetten muhafaza et.

Ya Rab! Bizi haksızlıktan, adaletsizlikten, zulümden beri eyle ya Rab. Bizi, ailemizi ve bütün yol arkadaşlarımızı yolların tuzaklarından koru Allah’ım. Selçuklu Sultanı Alparslan gibi kefenimizi giyerek mücadeleye soyunduk. Kudüs fatihi Selahaddin Eyyubi gibi zaferin kılıç ve atlarda değil, Allah katında olduğuna inandık. Endülüs fatihi Tarık bin Ziyad gibi arkamızda gemileri yakarak yola çıktık. Sen ki, her şeye gücü yetensin, bu mübarek günde dileğimiz odur ki, bu milleti bir defa daha zaferle müjdele ya Rab. Bugün çıktığımız yolculuğu milletimiz için hayırlara vesile eyle ya Rab. Amin Amin Amin.” 

Ve ayrıca;

10 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı’nı ilk defa “halkın seçeceğini” ve bunun da “demokrasi” adına dönüm noktası olduğunu belirtip, dedi ki; “Cumhurbaşkanı seçildikten sonra da Paralel Yapı ile mücadeleye güçlü bir şekilde devam edeceğiz.”

YENİLGİYE KILIF ARAMA!

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “Cumhurbaşkanı Adayı” gösterilmesinden sonra; Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösteren CHP ve MHP genel başkanları hemen seslerini yükseltip “Erdoğan, Başbakanlık’tan istifa etmelidir” demeye başladılar!..

Niye?

“Haksız rekabet olmasın!”

Ancak, ne Anayasa’da böyle bir hüküm vardı, ne de yasalarda... Erdoğan’ın aday olması; “Ekmeleddin İhsanoğlu’nun teslim bayrağı çekmesi” demek olduğundan, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, daha şimdiden “hezimete kılıf” aramaya başladı...

O kadar “aciz ve çaresiz”ler ki;

“Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığını iptal ettirmek” için, 11 Temmuz günü YSK’ya müracaat etmeye bile hazırlanıyorlar...

Ancak, ne yaparlarsa yapsınlar; “Ekmeleddin İhsanoğlu’nun yaşayacağı hezimetin önüne geçemeyecekler”dir!..

Çünkü Erdoğan ne kadar “yerli” ise, İhsanoğlu o kadar “yabancı”dır!..

Çünkü Erdoğan ne kadar “milletçi” ise, İhsanoğlu o kadar “devletçi”dir!..

Çünkü Erdoğan “Yeni Türkiye’nin sembolü”dür, İhsanoğlu ise “Eski Türkiye’nin monşeri ve vesayet döneminin sembolü”dür!..

10 Ağustos’taki seçim;

İhsanoğlu ve Erdoğan’ın şahıslarında “Eski Türkiye” ile “Yeni Türkiye”nin mücadelesine sahne olacaktır... Ve elbette; “yeni” Türkiye, “eski ve köhnemiş” Türkiye’yi bertaraf edecektir.

TÜRKİYE’YE FRANSIZ!

Ekmeleddin İhsanoğlu, sadece “Eski Türkiye”yi temsil etmekle kalmıyor, aynı zamanda “Türkiye’ye ne kadar Fransız olduğunu” da her fırsatta gösteriyor...

Geçen hafta Perşembe günkü Akit’in manşetinden “Ekmel’e bu ayıp yeter” başlığı ile sunulan haberde, çok net olarak gördük bunu... “Alevilere rüşvet” olsun diye, seçim kampanyasını Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinden başlatan Ekmeleddin İhsanoğlu, burada “Sivas/Madımak olayları”na temas edip, dedi ki;

“Aradan 21 sene geçtiği ve mahkemeler bittiği halde, suçlu bulunmuyor, hüküm giyen bulunmuyor ve herkesin yaptığı yanına kâr kalıyor!”

El insaf!..

İşte gördünüz, “Türkiye’ye ne kadar Fransız” olduğunu... Hem Türkiye’ye, hem Sivas’a o kadar “Fransız” ki; hiçbir suçları olmadığı halde; Sivas olayları dolayısıyla “33 mazlum idama, 4 mazlum 20 yıl hapse mahkûm” olmuş ve bu insanlar, “21 yıldır zindanlarda” çürüyor!..

Ekmeleddin İhsanoğlu, güya “Sivas”ı konuşuyor ama “Sivas’tan dolayı zindanda çürüyenleri” görmüyor!..

Böyle bir insan, “Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı adaylığı”na talip olmuş ki, gerçekten de,  Akit’in dediği gibi, “Ekmel’e bu ayıp yeter!” 

Vukuatı, keşke “Sivas”la sınırlı kalsaydı... Hem “herkesin adayı” olduğunu iddia etti, hem de “Başbağlar”ı unuttu, iyi mi?..

Sen kalk; Sivas için “yalan-yanlış” ahkâm kes ama “Başbağlar’da hunharca öldürülen 33 kişi”den hiç söz etme!..

Bu mu bağımsızlık,

Bu mu herkesin adaylığı?..

BAŞÖRTÜSÜ DİNİN EMRİ

Gördüğünüz gibi, hiçbir olay diğerinden bağımsız değil... Alın işte, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı”ndan söz ediyoruz ama, devreye otomatikman “Sivas” giriyor, “Başbağlar” giriyor.

Ve tabiî, “başörtüsü”giriyor.

Malûm;

Ekmeleddin İhsanoğlu, adaylığı açıklandıktan sonra, “etliye-sütlüye karışmayan, kokmaz-bulaşmaz” bir portre sergilemeye başladı... Geçmişte, Mısır’daki “darbe”ye darbe diyemediği, “katliam”lara ses çıkaramadığı gibi, “başörtüsü” konusunda da net bir tavır sergileyemedi... “Hık-mık” dedi, “gelenek” dedi, o kadar!..

Oysa, Anayasa Mahkemesi, geçtiğimiz hafta tartışmalara son noktayı koydu ve dedi ki;

“Başörtüsü İslâm Dini’nin emridir.”

Olayı biliyorsunuz:

“Anayasa Mahkemesi’nin, ‘Zorba Hakim’ lakaplı Ankara 11. Aile Mahkemesi Hakimi Mustafa Karadağ tarafından başörtüsüyle duruşmaya alınmayan Avukat Tuğba Arslan hakkında verdiği ihlal kararının gerekçesi geçtiğimiz Cumartesi günü açıklandı. AYM’nin kararında, avukatın başörtüsü takmasının ve bir mahkemenin duruşmasında çıkartmayı reddetmesinin İslam dini bakımından gerekli olduğu vurgulandı.

Ve “gerekçe”de denildi ki;

“Kadınların İslam dininin bir emri olduğu inancıyla başörtüsü takmasının, Anayasa’nın 24. maddesinin olağan anlamının kapsamında değerlendirilebilecek bir konu olduğunun kabul edilmesi gerekir. Başörtüsü kullanmanın din özgürlüğü içinde değerlendirilmesi gerektiği, AİHM tarafından kabul edildiği gibi, İnsan Hakları Komitesi’nce de kabul edilmiştir. Bu itibarla, dini inanç gereği başörtüsü takma hakkının yeri ve tarzı konusunda sınırlama getiren kamu gücü işlem ve eylemlerinin kişinin dinini açığa vurma hakkına bir müdahale teşkil ettiği kabul edilmelidir.”

Neredeen... Nereye?..

Bir zamanlar; “Eski Türkiye”de yok “bone”yi, yok “türban”ı, yok “bere”yi tartışıyorduk...

“Cumhurbaşkanı Adayı Tayyip Erdoğan’ın iktidarı”nda ise Anayasa Mahkemesi; diyor ki; “Kadınlar, İslâm dininin bir emri olduğu inancıyla başörtüsü takarlar.”

Dedik ya;

Nereden... Nereye?..

AYM’nin bu gerekçeli kararı “Başörtüsü füruattır” diyen “Pensilvanya’ya da kapak olsun!”

ARTIK HESAP SORULUYOR

Gerçekten de “hızlı bir değişim” geçiriyor Türkiye... Baksanıza, 7 yıl önce “Ekmek elden su Göl”den yaşayan, yaşamakla kalmayıp, Sapanca Gölü’nden “bedava aldığı suyu vatandaşa parayla satan” Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç’un sahibi olduğu TÜPRAŞ hakkında, “yargı” nihayet harekete geçmiş...

“Eski Türkiye”de olsa, “Vesayet Düzeni”nin Koç’ları”na hiç kimse dokunabilir miydi?..

Ama bugün;

Haklarında dâvâ açılıyor.

Onun için, herkes anlamalı ki, “Vesayet Düzeni” can çekişiyor... Hangi “iğrençliğe”, hangi “çirkinliğe” müracaat ederlerse etsinler, hangi “iftira kampanyası”nı açarlarsa açsınlar; “vesayet düzeni” artık geri gelemeyecek şekilde, 10 Ağustos günü “tarihin çöplüğüne” atılacaktır...

Herkes bunu bilsin...

Selâm ve saygılarımızla...

yeniakit

Bu yazı toplam 302 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar