Çeteler şirketleşti, şirketler çeteleşti!

Çeteler şirketleşti, şirketler çeteleşti!

Vakit gazetesinin Lütfü Oflaz ile sohbeti.

Lütfü Bey; çeteler hırsızları, kapkaççıları, maaş artı prim usulü çalıştırıyorlarmış. Uygun görürseniz sohbetimize bu konuyla başlayalım mı?

- Bu gidişle çeteler hırsızları, kapkaççıları sigortalı da yaparlar! Sigortalı hırsızlar, kapkaççılar SSK emeklisi bile olurlar! Çünkü belli ki bu ülkede hırsızlık, kapkaççılık bir sektör oldu. Ülkemiz kanun dışı işler yapan çetelerle doldu. Mesela ülkemizde mafya sektörü 100 bin civarında kişiye iş veriyormuş. İster misiniz bunlar yakında gazetelere iş ilanları vererek eleman arayacak kadar işi ilerletsinler! Mesela "Hırsızlık ve kapkaççılık alanında faaliyet gösteren çetemize sınavla eleman alınacaktır. İşe alınacak elemanların elinin çabuk ve ayağının hızlı olması ön şarttır. İşe alınan elemanlarımıza maaş artı prim ödenecek, ayrıca sigorta yapılacaktır. İlgilenenlerin sabıka dosyaları ile birlikte aşağıdaki adreste faaliyet gösteren çetemize müracaatları rica olunur" gibi! Evet, çeteler tıpkı şirketler gibi böylesine iş ilanları verecek kadar işi ileri götüremezler mi? Zaten ülkemizde çeteler şirketleşmiş gibi, şirketler de çeteleşmiş gibi! Ülkemizde birçok büyük şirketin soygunculuk, vurgunculuk konusunda sokak çetelerinden bir farkı var mı? Hatta sokak çeteleri bunların yanında masum bile kalıyor. Çünkü sokak çeteleri bir kişiyi, bir evi soyarken, bazı büyük şirketler koskoca bir ülkeyi soyuyor. Nitekim bunlar içinde öyle büyük şirketler var ki, ülkenin göllerinin suyunu bile hortumlayıp satıyor. Bu büyük şirketlerin adları ne olursa olsun, aslında bunların hepsi ülkeyi soy, cebine koy, paraya doy adi komandit şirketi!
Uçağı olmayanı zenginden saymıyor!
- Geçen haftaki sohbetimizde size "Zülfü Livaneli'nin solcu olduğunu söyleyip de Amerikalı zenginler gibi yaşaması büyük bir çelişki değil mi" şeklinde bir soru sormuştuk ve siz de bu konuyla ilgili yorumda bulunmuştunuz. Ancak Zülfü Livaneli bu yoruma itiraz eden bir açıklamada bulundu. Neler söylemek istersiniz?
- Milletvekili seçildiği CHP'den de solda olduğunu belirten Zülfü Livaneli'nin, solcuyum deyip zenginler gibi yaşaması, halkçıyım deyip halktan kopuk bir şekilde sırça köşklerde yaşaması hakkında pek çok şey yazılıp söylendi. Yine beş yıllık sürede Meclis'in devamsız milletvekilleri listesinde gösterilerek, son üç ay hariç, hak etmeden milletvekilliği maaşı aldığı da yazılıp söylendi. Kısacası Zülfü Livaneli'nin olduğu gibi görünmeyen, göründüğü gibi olmayan biri olduğu öteden beri yazılıp söylenir. Hatta bunlar kendisini en yakından tanıyan, kendi siyasi görüşlerine en yakın çevrelerce de yazılıp söylenir. Şimdi gelelim geçen hafta bu konuyu dile getirmem üzerine Zülfü Livaneli'nin yaptığı açıklamaya. Hani deveye "Boynun neden eğri" diye sorulunca "Nerem doğru ki" demiş ya; Zülfü Livaneli'nin açıklaması da o hesap. Bilmem ki bu açıklamanın neresini düzelteyim? En iyisi solcu olduğunu söyleyen birinin zenginler gibi yaşaması hakkındaki çelişki üzerine yaptığım yoruma karşılık olarak kendisinin yolladığı açıklamada, "Zengin birisi değilim. 61 yaşında çalışarak hayatımı kazanmak zorundayım. Zenginler gibi de yaşamıyorum" şeklindeki sözlerinin hiçbirinin doğru olmadığını belirtmekle yetineyim. Hadi Zülfü Livaneli hakkında ben bundan başka bir şey söylemeyeyim de onu yakından tanıyan dostları anlatsın. Mesela bakın, daha birkaç hafta önce, 27 Haziran 2007 tarihli Akşam gazetesinde Engin Ardıç, Zülfü Livaneli için şunları yazıyordu: "Zülfü Livaneli dostumuz, kendisi zengin bir hayat sürerken Türk halkına hep mazbut bir yaşam biçer. Zengin olduğu halde kendini orta sınıftan biri gibi göstermeye çalıştığından, Tarabya sırtlarındaki evine röportaj yapmaya gelen televizyonculara 'yüzme havuzunu çekmeyin çocuklar' demiştir." Birkaç milyon dolarlık evlerde oturduğu, Amerikalı zenginler gibi yaşadığı halde "Zengin birisi değilim. 61 yaşında çalışarak hayatımı kazanmak zorundayım. Zenginler gibi de yaşamıyorum" diyebilen Zülfü Livaneli için benim başka bir şey söylememe gerek var mı? Acaba Zülfü Livaneli henüz özel bir uçağa sahip olamadığı için mi, tek eksiği bu olduğu için mi kendisini zenginden saymıyor? O zaman İstanbul'da kırk metrekarelik evde oturan, her yere belediye otobüsüyle gidip gelen ben neden sayılıyorum acaba?
Türkçenizi kaybederseniz Türkiye'yi kaybedersiniz!
- Giderek ülkemizde Türkçe isimler kullanmaktan kaçınıldığı gözleniyor. İşyerlerine Türkçe yerine yabancı isimler konuluyor. Gençlerimizin konuştuğu dile Türkçe demek de giderek zorlaşıyor. Ne diyorsunuz bütün bunlara?
- Türkçe'mizi kaybettik; cümlemizin başı sağolsun! Biz bu gidişle Türkçe'mizden sonra Türkiye'mizi de kaybederiz! Gerçi şimdiden de dükkanların, işyerlerinin isimlerine bakanlar Türkiye de mi yoksa başka bir ülkede mi olduklarını anlamakta zorluk çekerler. Bir araştırmaya göre, Türkiye'deki dükkanların, işyerlerinin yüzde 65'inin isimleri yabancı isimlermiş. Hani İstanbul'a Konstantinopolis denince kızıyoruz ama, Türkiye olmuş Konstantinopolis! Gençlerimizin konuştuğu dil Türkçe'den çok Amerikancaya kaçıyor. Gençlerimizin kültürünü Amerikan pop kültürü oluşturuyor. Genciyle, yaşlısıyla hemen herkeste bir yabancı hayranlığı gözleniyor. Bizi gören de sanır ki, sanki biz kökleri tarihin derinliklerine inen bir millet değiliz. Sanki biz köksüz, kültürsüz bir milletiz. Ne köklerimize sahip çıkıyoruz, ne kültürümüze sahip çıkıyoruz. Ne tarihimize sahip çıkıyoruz, ne dilimize sahip çıkıyoruz. Sirke baldan tatlı, yabancı her zaman haklı der gibiyiz! Yabancı olsun da çamurdan olsun der gibiyiz. Bir yabancı hayranlığına kendimizi kaptırmış gidiyoruz. Köklerinize, kültürünüze, tarihinize, dilinize, kısacası kendi değerlerinize yabancılaşırsanız, bu ülke elbette sizin olmaz, yabancıların olur. Türkçe'nizi kaybederseniz, Türkiye'yi de kaybedersiniz!

Vakit