Bir Yahudinin Soykırım Yorumu
Arap-İsrail Çatışmasında yazarlardan ve editörlerden biri olarak, hemen ayağa fırlayıp İsrail'i savunmaya girişmenin ne anlama geldiğini bilirim…
05/09/2007
Lenny Ben-David
'Efsaneler ve Gerçekler, Arap-İsrail Çatışmasının Sicili' adlı çalışmanın yazarlarından ve editörlerinden biri olarak, hemen ayağa fırlayıp İsrail'i savunmaya girişmenin ne anlama geldiğini bilirim. Uydurma haber ve suçlama furyasına, İsrail'in milyonlarca Filistinliyi sürmediği, çok sayıda katliam yapmadığı ve Ortadoğu'daki Amerikan çıkarlarını yönlendirmek için kadiri mutlak bir Washington lobisi kullanmadığını söyleyerek karşı koyduk.HonestReporting.com sitesinin kurucularından biriydim. Orada, yayınlar ve çeşitli ağlar teröristleri doğru biçimde tanımlayamadığında, İsrail'i haksız yere suçladığında veya İsrail'in intihar saldırılarını durdurmayı amaçlayan savunma faaliyetine zarar verdiğinde on binlerce aktivisti İsrail'i savunmaya koşmaları yönünde teşvik ettik.
Irkçı tarihle yüzleşmek zor
İsrail'i savunanlar, Yahudilere soykırım yapıldığı gerçeğini inkâr eden İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad ve Britanyalı tarihçi David Irving gibileri derhal kınadı ve onlara meydan okudu. Bu anti-Semitik inkârcıların Yahudi İsrail devletini gayrimeşru kılmaya ve Yahudi halkını yok etmek yönündeki yeni bir teşebbüsün zeminini yaratmaya çalıştığını biliyoruz.
Bütün ulusların yaratımlarını ve feda ettiklerini kuşatan kutsal hatıraları ve gelenekleri vardır. Bunlar, ulusun kurucu ataları ve ulusun kuruşulundaki koşullara dair olağanüstü nitelikler kazanan ulusal efsanelerdir. Bazen ve çoğunlukla zorlu bir iç bakışın ardından vatandaşlar tarihlerinin ve kahramanlarının tümüyle siyah-beyaz olmadığını, gerçek bir ulusal anlatının paletinde grinin zengin tonlarının da bulunduğunu idrak ederler. Fakat bu idrak bütün tarafların anlatıya bilinçli katılımına ihtiyaç duyan ulusal bir olgunluk gerektirir.
Böyle bir iç bakış Amerikalıların tarihsel anlatılarında yaklaşık 35 yıl önce yaşandı. Dee Brown'ın 'Kalbimi Vatanıma Gömün' kitabı 1970'te yayımlandığında, Hollywood'un Kızılderililere karşı Vahşi Batı'yı uygarlaştıran cesur ve beyaz savaşçılar versiyonuna alışkın bir ulusu küplere bindirdi. 1860-1880 arasında yerli Amerikalıların (Kızılderililer) katli ve Navajo, Apaçi, Siu ve Çeyen kabilelerine düzenlenen askeri harekâtlar, en nihayetinde Amerika'nın tarihsel kumaşına dokunmuştu. Sonuç olarak Washington'da 2004 yılında Ulusal Amerikalı Kızılderili Müzesi açıldı.
Afrika kökenli Amerikalıların yaşadıkları deneyime dair benzer bir müze yok hâlâ. Amerikan kamuoyu ABD'deki kölelik tarihini ve Abraham Lincoln'ün 'köleleri azat ettiğini' gayet iyi biliyor olsa da, muhtemelen Alex Haley'in 'Kökler' romanı ve onun romantize edilmiş televizyon versiyonunun yayımlanmasına dek birçok Amerikalı ülkenin ırkçı, tahakkümcü mazisiyle yüzleşmemişti.
Gerçekten de Amerikalı tarihçiler hâlâ efsanevi kurucu ata Thomas Jefferson'la, onun melez kölesi ve aleni metresi Sally Hemings arasındaki ilişkinin niteliğini tartışıp duruyor. Jefferson'ı efsane mertebesine çıkaranlar için böyle bir ilişkiyi kaldırmak kolay değil. Jefferson ve Hamings'in birlikte zaman geçirmesinden 200 yıl sonra, Hemings'in mirasçıları çocuklarının babasının Jefferson olup olmadığını belirlemek için DNA testi yaptırdı. Ulusal efsaneler ve kahramanlar kolay sarsılmıyor.
İsrail'de de ulusal inançlarımızın bazıları, birçok temel tarihsel anlatımıza meydan okuyan yeni tarihçiler tarafından sarsıldı. İsrail kamuoyu ülkenin kökenini değerlendirecek kadar olgun belki, fakat yeni tarihçilerin iddialı tezlerinin inkârı, Filistinli muhataplarımızın karşılıklı tarihlerimizin siyah-beyaz olmadığı mefhumunu kabul etmekteki başarısızlığını da yansıtıyor.
Filistinlilerin çoğu hiç gri görmüyor.
Tarihçi Benny Morris, Washington Post'ta bu yıl başında yayımlanan söyleşide şunları söylüyordu: "Bütün devrimci süreçlerde hareketin resmi anlatı üzerindeki baskısını gevşettiği bir aşama gelir. Fark şu: İsrail'de bu aşama geldiğinde, Araplarla uzun mücadelemiz aynı bugünkü gibi varoluşsal bir tehdit olmayı sürdürüyordu."
Filistinliler için 'nekba' (büyük felaket) onların gerçeği; 'dönüş hakları' onların mesihvari bakışları; bu topraklar üzerindeki herhangi bir Yahudi tarihinin topyekûn uydurma olduğu da kavramları. İsrail'in savunucuları, böylesine mutlakçı, talepkâr iddiaları göğüslemek açısından müphem bir dil kullanmayı kaldıramazlar.
Washington'daki Türk büyükelçiliğinin beş yıl danışmanlığını yapan biri olarak Türk hükümetinin ve halkının hemen ayağa fırlayıp atalarının 90 yıl önce Ermenilere 'soykırım' yaptığı iddialarını inkâr etmelerini anlıyorum.
Bu, bir savaşlar ve katliamlar furyası sırasında yaşandı. İddiaya göre, bunu ülkelerini aydınlanmış bir 20. asra taşıyan kurucu atalar yaptı. Ve yüz binlerce Müslüman'la binlerce Yahudi'ye yönelik hâlâ üzerinde konuşulmayan bir katliamdan sorumlu olan bir düşmana karşı gerçekleştirildi. Ermeniler ve Türkler gri gölgeleri hiç görmüyor ve en azından şu an için talepler, sadece Türkiye'nin tek yanlı anlatısını değiştirmesi yönünde.
Katliamlar tek taraflı değildi
İsrail hükümeti ve ABD'deki Yahudiler, Ermenilerin Türkiye'ye dair iddialarının kuyusuna dalarken dikkatli davranmak zorunda. Ermenistan'daki Yahudi liderleri, yerel düzeyde 1915'teki Ermeni katliamlarını Yahudilerin tertiplediğine dair iddialar duyduklarını bildiriyordu. 1914-1920 arasında Ermenilerin Ermenistan'ın 2.5 milyonluk Müslüman nüfusuna karşı katliamlar düzenlediğine dair anlatılar var.
Yakın dönemde Azerbaycan'daki Dağ Yahudileri, Ermenilerin 1918'de pek az bilinen bir katliamda öldürdüğü 3 bin Azeri Yahudisi anısına bir anıt inşa etmek için destek istedi. Ve kendi ömrü zamanımız dahilinde (yaklaşık 15 yıl önce) Ermeni birlikleri yüzlerce Azeri Müslüman'ı katletti.
Gerek Türkler gerekse Ermenilerin katliamlardan menkul hikâyeleri ve soykırım boyutlarındaki eylemlerini hararetle inkâr etmekle geçen tarihleri var. Yahudi toplumunun görevi bütün kurbanları saygıyla anmak ve çatışmanın iki tarafındaki sorumluların tümünü kınamaktır. ABD Kongresi ve Yahudi toplumu her iki tarafın tarihçilerini, ne yaşandığını nesnel bir yaklaşımla değerlendirmeye teşvik etmeli.
Uluslar kendilerine aynada bakabildiklerinde ve grileri, çatlakları ve lekeleri görebildiklerinde olgunlaşır. (İsrail gazetesi, İsrail'in eski Washington Büyükelçiliği müsteşarı, 4 Eylül 2007)
