Beşiktaş’lıyım ama Günay haklı... Dolmabahçe yaşamalı

 
Londra dönüşü yazmıştım... Girdiğimiz her sokakta, geçtiğimiz her caddede gördüğümüz binalar, “tarihî bina” hüviyetindeydi.
Rehberimiz, “hayır” diyordu;

“Şu binalar tarihî bina... Ama onun yanındakiler çok daha yeni!”

Şaşırmıştım...

Çünkü, “yeni binalar” ile “tarihî binaları” ayırt etmek oldukça zordu... Hepsi de, adeta “birbirinin kopyası”ydı.

Sordum; “Neden böyle?”

Rehberimiz, “Başka türlüsü yasak” dedi; “Tarihî dokuyu korumanın başka yolu yok... Herkes kendi bildiği şekilde bina yaparsa; ne Londra kalır ortada, ne de şehrin ruhu!.. Londra varsa, tarihiyle var!”

Sohbetimiz esnasında öğrendim ki;

Sadece “binaların dışı”na değil, “içine” de müdahale ediyormuş devlet... Tarihî dokuyu bozacak bir “çivi” çakmak ve hatta “farklı bir boya” kullanmak bile yasakmış.

Uzun lâfın kısası;

İngiliz Hükümeti başta olmak üzere bürokratlar ve İngiliz halkı, “Londra"nın ruhu”nu muhafaza edip, gelecek nesillere taşıyabilmek için büyük bir “hassasiyet” gösteriyor.

Malûm;

Bu işler, sadece “kanun”la ve “yasak”la olmaz... Bir de “ruh” lâzım ki, “şehrin ruhu” yaşayabilsin!..

BİZ NE YAPTIK?

Peki, biz ne yaptık?..

“Tarihî ağaç” demedik, vurduk beline “kazma”yı...

“Tarihî bina” demedik, duvarına dayadık “buldozer” veya “kepçe”yi!..

“Tarihî değer” demedik, cayır cayır yaktık güzelim evleri!.. “Tarihî kişilik” demedik, kovduk huzurumuzdan!..

“Tarih”e ait ne varsa;

Yıktık, devirdik!..

Kendi ellerimizle, kendi tarihimizi yıktık, yaktık, yağmaladık!..

Katlettik geçmişimizi!..

Elin oğlu ne yapmış;

Korumuş, muhafaza etmiş!..

Öldürdüğümüz “tarih”in üzerine bir “mezar taşı” bile dikmeden “betonarme” binalar inşa etmişiz!..

Ne estetik var, ne de ruh!..

Hepsi “beton” binalar, Üstad Necip Fazıl"ın dediği gibi, hepsi “piç” binalar!..

Ne yalan söyleyeyim;

Londra"da “tarihî dokunun korunduğunu” görünce, içim bir defa daha “cızz” etti...

Adamlara imrendim...

Peki, hiç mi “modern” bina yok?..

Elbette var!..

Ama, “eski Londra”nın dışında!..

Şehir merkezinde ise;

“Tarih” de yaşıyor, “ruh” da!

Bir de neye hayıflandım biliyor musunuz; birçok caddenin sonu “meydan”a açılıyor...

Bir sürü “meydan” var Londra"da!.. “Park” desen, sayılamayacak kadar çok!..

İnsanlar, “nefes” alıyor!..

Bizler ise, “15-20 katlı apartman”ların ortasında nefes alamıyor, adeta boğuluyoruz.

“Meydan”lara binalar doldurulmuş, “yeşil alan”lara “rantçı”lar çöreklenmiş!

Biz “tarih”e hasret,

Tarih bize hasret!..

ERTUĞRUL GÜNAY HAKLI!

Bunları, “Londra"yı anlatmak” için yazmadım elbette...

Bunları yazdım ki; “tarihî koruma”ya, “tarihî doku”yu muhafaza etmeye ve “İstanbul"un ruhu”nu yaşatıp, “tarihî miras”a sahip çıkmaya çalışan bir adama, evet Kültür Bakanı Ertuğrul Günay"a “destek” verdiğim bilinsin...

Biliyorum, soruyorsunuz;

“Ertuğrul Günay kim, destek kim?.. Sen ki; Bakan olduğundan bu yana hep Ertuğrul Günay"la uğraştın, onu hep eleştirdin!.. Şimdi, ona destek vermek de neyin nesi?”

Haklısınız...

Ertuğrul Günay"ı “eleştiren” çok yazı yazdım... “Yanlış” bir söylem veya eylemi olursa, yine eleştiririm.

Ama, bu defa farklı...

Çünkü, verdiği mücadelede “haklı” buluyorum kendisini...

Niye “haklı” bulduğumu açıklamadan önce, bir hatırlatmada bulunayım.

Bildiğiniz gibi;

Ben, bir “Beşiktaşlı”yım...

Hem de, taa “ilkokul 3"ten” beri “Beşiktaşlı”yım!..

Ahmet Necdet Sezer"in de “Beşiktaşlı” olduğunu öğrendikten sonra “taraftar”lığımı bir süre askıya almış olsam da; Sezer gitti, ben geri döndüm.

İşte şimdi, bir “Beşiktaşlı” olarak diyorum ki; “İnönü Stadı” yıkılmasın ama “genişletilmesi”ne de izin verilmesin.

Biliyorum;

Beşiktaş Dergisi"nin Mart sayısına röportaj veren Yıldırım Demirören"in şöyle bir sözü var:

“Kulübümüz dünya kulübü olmayı sadece takımlarımızın şampiyonlukları ile değil, tesisleşme konusunda attığı adımlarla da başaracaktır. Tahminimizden hızlı ilerleyen stad projemizle ilgili gerekli izinleri çıkarttık. Bir aksilik olmazsa Mayıs"ta ilk kazmayı vuracağız.”

DOLMABAHÇE DENİZE KAYAR!

Ancak, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay da, “kazma”yı vurdurtmamakta hayli kararlı!..

Diyor ki;

“Belki bir şeylere inat, belki bir kasıtla buraya stad yapılmış, vakti zamanında... Ancak burası dolgu bir bölge... Swissotel yapıldığında, Dolmabahçe Sarayı etkilendi... Ardından Gökkafes ortaya çıkarıldı. Bunlar uzun vadede saraya zarar veren yapılar...

Swissotel ve Gökkafes"i belki buradan artık kaldıramayız ancak stadı büyütmeyin diyebiliriz. Burası zaten riskli bir bölge. Stadı büyütürseniz, toprağın hafızasını bozarsınız. Kesin olan bir şey var ki; sarayın, saat kulesinin olduğu bölgenin hava alması lazım.”

Kültür Bakanı Günay;

“Tarihe karşı sorumluyum” diyor ve ekliyor: “Ben, kendime Dolmabahçe"yi denize iten bakan dedirtmem!”

Bakan “dedirtmem” diyor ama; bildiğim kadarıyla İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, bakan beyden farklı düşünüyor... Belediye Meclisi, “İnönü Stadı"nı büyütecek ve genişletecek proje”ye kapı araladı gibi!..

Hatta, yanlış hatırlamıyorsam, Anıtlar Kurulu bile, “Belediye"nin projesi”ne “vize” verdi.

Peki, ne yapacak Ertuğrul Günay?..

“Biliyorum” diyor ve ekliyor;

“Anıtlar Kurulu böyle bir karar verdi ama ben o kararı durdurdum... Yani uygulamaya koymadım... Kararın bir de Anıtlar Yüksek Kurulu"nda görüşülmesini istiyorum.”

VALİ KIRDAR YANLIŞ YAPMIŞ!

Peki, “İnönü Stadı”nın genişletilmesine niye karşı çıkıyor Ertuğrul Günay?..

Karşı çıkıyor, çünkü;

“Bir kere, oraya stadyum yapılmasının yolunu açan; 1939-40"lı yıllarda dönemin İstanbul Valisi Lütfi Kırdar"dır.

Vali Kırdar böyle bir yolu açmış diye, ben de aynı yoldan yürümek zorunda değilim.

O yol, baştan yanlıştı!..

Çünkü Vali Bey; İstanbul"un tarihi ve kültürel dokusuna aykırı bir iş yapmış...

Beşiktaş Kulübü yönetimi, oraya bir alışveriş merkezi, otel ve kompleksin altına da 2 bin 500 araçlık otopark planlıyor... Dolmabahçe, böyle bir büyümeyi kaldıramaz... Tarihe; Dolmabahçe bölgesini daha da tahrip edenlere göz yuman bir Kültür ve Turizm Bakanı olarak geçmek istemem.”

Gördüğünüz gibi;

Ertuğrul Günay; “Dolmabahçe Sarayı”nın denize kayması ve belki de yıkılması tehlikesinden dolayı “stadın büyütülmesi”ne karşı çıkıyor!..

BEŞİKTAŞ"A YENİ STAD!

Peki, bir “orta yol” bulunabilir mi?..

Ya da, “teklifi” ne?..

Teklifi şu:

“Birincisi o stad; küçük, sembolik bir spor merkezine dönüştürülebilir. Galatasaray"a yapıldığı gibi; Beşiktaş"a da başka bir noktada stadyum yapılabilir. İkincisi de sporu tümüyle oradan çıkarıp, bölgeyi kültür vahasına dönüştürebiliriz... Uzmanlar, stadın güçlendirilmesi gerektiğini söylüyorlar... Aslında itirazlarımı Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören, eski başkanlardan Serdar Bilgili ve adaylardan Hasan Arat"la da paylaştım. Bilgili ve Arat, bana hak veriyor... Demirören stadın büyütülmesinden yana...”

Beşiktaş"a “ayrı bir stad” mı yapılır, yoksa, meselâ Türk Telekom Arena"yı birlikte mi kullanırlar bilemem ama, Bakan Bey; “İnönü"nün büyütülmesi”ni istemiyor!

“1940"larda yapılan bir yanlışı devam ettirmenin anlamı yok” diyor ve ekliyor:

“İnönü Stadyumu 1940"larda yapıldı. Birçok yerde top koşturacak alan var, ama bir tarih bilinçsizliğiyle mi, yoksa bir kasıtla mı, -ben kasıt olduğunu düşünüyorum- bu stadyum, Dolmabahçe Sarayı"nın arkasına yapılmış...

Hele söyleyin bana;

O vadinin içine stadyum sokulur mu?

Adı üzerinde dolgu alanı!

Dolmabahçe orası...

Dolgu!..

Eminönü Yeni Cami kazık üzerine oturtulmuştur, Dolmabahçe de öyledir...

Siz bu tarafa on binlerce insanın tepineceği bir alan yaparsanız, zaman içinde Dolmabahçe denize doğru akmaya mahkûmdur...

Orada zaten başka bir cinayet işlenmiş. Hemen arkada Nişantaşı Gök Kafes şeklinde tepeye doğru tırmanmış durumda. Vahim olan o... İstanbul Belediyesi"nin gücü yeterse Gök Kafes"in ve Park Otel"in kaldırılması şart.

İstanbul"un siluetini bozuyorlar...

Bunlar, geçmişte yapılmış cinayetler. Bunlar sürerken yenilerine katkı sağlayamayız. Hiçbir vicdan sahibi şehir plancısı, mimarı ya da çevrecisi o mekanda yoğunluğu artıracak olan bir düzenlemeye izin vermez.

Dünyada da, kentin merkezinde kalmış stadyumlar var. Ama onları büyütmek, altına iş merkezi sokmak, otopark sokmak gibi cin fikirler kimsenin aklına gelmiyor. Biz de böyle bir şey yapamayız. Osmanlı"nın hatırası Dolmabahçe Sarayı var... Yürürken denize mi düşelim artık?!?

Stadyumla ilgili yeni bir proje hazırlanmış "Bu yetmez, burayı büyütelim" diyorlar. "Stadyumu genişletelim, araya kongre merkezi koyalım, bir de otopark koyalım" diyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Bu konuda zorlanıyorum. Stadyumları şehir dışına, trafiğin tıkanmayacağı yerlere alalım...”

YA STAD, YA DOLMABAHÇE!

Baştan da söylediğim gibi;

Bir “Beşiktaşlı” olduğum halde, Bakan Ertuğrul Günay"ın görüşlerine “hak” veriyor ve stadın genişletilmesine ben de karşı çıkıyorum.

Çünkü; Beşiktaş"a her yerde “stad” yapılır ama Dolmabahçe Sarayı denize kaymaya başlar ve hele de yıkılırsa, yenisi yapılamaz!..

Ben, “tarihî miras”ların “çöpe atılması” değil, “yaşatılması” gerektiğine inanıyorum.

“İstanbul"un ruhu” yaşatılmalıdır!

“Beşiktaş camiası”ndan anlayış bekliyorum.

“Tarihî doku”ya, lütfen saygı!..

Hep ellere gıpta etmeyelim.

CHP ve başörtüsü!

Hani, “tükenmesin” diye, içi “reçel” dolu kavanozu dışından yalayan “pinti” ve “cimri” adamlar vardır ya; bir zamanlar CHP de öyleydi... “Seçimde kullanılmak” üzere “Hazine”nin verdiği parayı bile harcamamışlar, üstüne üstlük AK Parti"ye çamur atmışlardı... “Bizim o kadar paramız yok” diyorlardı; “AK Parti, bu reklâm paralarını nereden buluyor?”

Şimdi, bakıyorum da, “kesenin ağzı”nı açmışlar... “Televizyon”lara, adeta para yağdırıyorlar... Ekranlarda, dakkabaşı “CHP reklâmı” yayınlanıyor... Demek ki, “cimrilik”ten vazgeçmişler!..

Bay Kılıçdaroğlu, halka sesleniyor... “Sağcı-solcu, doğulu-batılı diye ayırmam... Zengin-fakir, kadın-erkek diye de ayırmam” deyip, ekliyor: “Benim için yandaş yok, sadece vatandaş var!.. CHP, herkes için var!”

Biz de “enayi”yiz ya; yedik bu “lâf salata”sını!..

Dikkat ettim de; “bir kesim hariç” herkese kucak açıyor Bay Kılıçdaroğlu!.. Evet, “herkese” kucak açtığını söylüyor ama, demiyor ki;

“Başı açık olanı da, başörtülü olanı da ayırmam!.. CHP, başörtülüler için de var!”

Evet, bunu demiyor... Güya “herkese” sahip çıkıyor görünüyor ama “başörtülü”leri dışlıyor!..

Aslında, hiç yadırgamadım... İstedim ki; adlarını “yeni CHP” koysalar da; CHP"nin “eski tas, eski hamam” olduğunu herkes görsün!..

Görsün ve bilsin ki, bu CHP"den “başörtülü”lere hayır gelmez!..

yeniakit

Bu yazı toplam 960 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar