Atıf Hoca'nın Defin Görüntüleri-VİDEO
Şapka inkılabına muhalefet ettiği gerekçesiyle idam edilen İskilipli Mehmet Atıf Hocanın mezarının taşınmasına ilişkin görüntüler ortaya çıktı.
İSKİLİPLİ ATIF HOCA
Giresun havalisindeki Şapka Kanunu'na muhalefet iddiasıyla suçlanan tutukluların yargılanmasının ardından önce İstanbul'a gelen burada İskilipli Atıf Hocayı yargılayan ve serbest bırakan mahkeme daha sonra Ankara'da yeniden tutukluyor ve savcı Necip Ali'nin, Şapka Kanunu çıkarılmadan bir yılı aşkın bir süre önce yazdığı "Frenk mukallitliği ve Şapka" isimli risale nedeniyle üç seneden az olmamak üzere hapis ve küreğe koşulmasını talep etmesine karşılık, Atıf Efendi, mahkeme tarafından 4 Şubat 1926 tarihinde "şapka kanununa muhalefet' gibi bir suçlamayla idam ediliyor ve Mamak Mezarlığı'ndaki "kimsesizler" bölümüne defnediliyor.
MEZARININ NAKİL GÖRÜNTÜLERİ YAYINLANDI
Tek parti döneminde şapka dayatmasına muhalefet ettiği gerekçesiyle idam edilen İskilipli Mehmet Atıf Hoca'nın mezarının, yıllar sonra Ankara'dan İskilip'e taşınmasına ilişkin görüntüler ortaya çıktı. DNA testinden sonra Atıf Hoca'nın kemiklerini toplayan dönemin AK Parti Hatay milletvekili Mehmet Sılay, İskilip belediye başkanıyla birlikte cenaze namazını kılıp dualar eşliğinde İskilip'teki kabre defnedilmiş.
1926 yılında "Üç Aliler" olarak bilinen heyetin yönettiği İstiklal Mahkemesi kararıyla idamına karar verilen İskilipli Atıf Hoca, 4 Şubat 1926 tarihinde Ankara Ulucanlar'da kurulan idam sehpasında can verdi. Cenazesi ilk olarak Mamak kimsesizle' mezarlığına defnedildi. Adnan Menderes'in başbakan olmasıyla kabri bulunarak 1954 yılında DP iktidarı döneminde Gülveren ile Çinçin arasındaki asri mezarlığa taşındı. Daha sonraki yıllarda mezarlığın o bölümü parka dönüşünce Atıf Hoca'nın kabri de kayboldu. Uzun yıllar kabrinin yeri ailesi tarafından dahi bilinemedi. Cebeci'deki Şafaktepe Parkı'na gelen sevenleri mezarın yerini dahi bilmeden dua etmek zorunda kaldı.
Bu durum idam yıllarında mahkemede katip zabitliği yapan ve Atıf Hoca'nın yargılama ve idam hallerini yakından takip eden bir görevlinin vicdanını derinden yaraladı. Hayattayken Atıf Hoca'nın kabri konusunda harekete geçmekten çekinen katip zabiti, oğluna bir vasiyet bırakarak mezarın yeri konusunda ipuçları verdi. Vefat eden zabit katibinin oğluna bıraktığı vasiyet sonrası parka dönüşen yerde Atıf Hoca'nın mezarı bulundu. Atıf Hoca'nın kabrinin bulunması ve çıkartılması için Fazilet Partisi eski Hatay Milletvekili Mehmet Sılay yardımcı oldu. 2000 yılında bulunan mezarın İskilip'e taşınma sürece tam 8 yıl sürdü. Atıf Hoca'nın ailesinden geriye çok az kimse kaldığı için süreç uzadı.
Sılay, mezardan çıkartılan kemik örneklerini Atıf Hoca'nın yakınlarından alınan örneklerle birlikte DNA testi yaptırdı. DNA sonuçları kemiklerin Atıf Hoca'ya ait olduğunu doğrulayınca Atıf Hoca'nın cenazesinin memleketi Çorum'un İskilip ilçesine taşınmasına karar verildi. Mezarlık açıldığında daha önce tam üç kez yer değiştiren Atıf Hoca'nın cenazesinden geriye kalan kemiklerinin bir kısmının kayıp bir kısmının da parçalanmış olduğu görüldü. Eski vekil Sılay, dualar eşliğinde özenle çıkartılan kemikleri kendi özel aracıyla İskilip'e götürdü. Konudan haberdar edilen dönemin İskilip Belediye Başkanı Orhan Öztürk ile birlikte Sılay, 22 Nisan 2008 tarihinde ikindi namazı sonrasında cenazenin İskilip Gülbaba Mezarlığı'na defnini sağladı. Definde dualar okunda ve cenaze namazı da kılındı.
Tek parti sadece Dersim'i katletmedi ki...
Devlet, tek parti döneminde girişilen ve ismine Dersim Tenkil Harekatı denilen katliamdan dolayı hem Dersim'den hem de Seyit Rıza'dan özür diledi. Ama tek parti döneminin katliam kurbanları bunlarla sınırlı değil. Menemen'de düzmece bir mahkeme ile aralarında ip satan Yahudi tüccarın da bulunduğu 28 kişinin şeriatçılık suçlamasıyla asılmasından, şapka kanununa muhalefetten idam edilen ilk kurban olan Şalcı Bacı'ya kadar, diğer kurbanlar için devletin ne düşündüğü belli değil.
Yine bu kurbanların bir kısmının mezar yerleri dahi bilinmiyor. Aynen Dersim'de asıldıktan sonra mezarı kaybedilen Seyit Rıza gibi, Diyarbakır'da asıldıktan sonra nereye gömüldükleri bile bilinmeyen Şeyh Sait ve arkadaşları ile Seyyid Abdülkadir ve oğlunun mezarları da halen ortada yok. Hatta 1960 darbesi sonrası mezarı Urfa'dan alınan ve bilinmeyen bir yere nakledilen Said-i Nursi'nin mezarı da halen bilinmiyor.
Peki resmi tarihin Cumhuriyet'e karşı kalkışma yaptılar diye sundukları, ama tarihçilere göre 'muhalefet yapabilirler' düşüncesiyle asılanlar kimler? İşte bazıları...
ŞALCI BACI
Şapka kanuna muhalefetten asılan ilk kadın olan Şalcı Bacı, bohçacılıkla hayatını kazanan biriydi. Erzurum sakinlerine gözdağı verilmek için Şapka Kanunu'na Muhalefet" suçundan asılan Şalcı Bacı'yı idama gönderenlerden biri, gazeteci-yazar Çetin Altan'ın dedesi Kumandan Tatar Hasan Paşa'ydı.
Erzurum'da halk, çifte minareli camii meydanında şapka aleyhtarı bir eylem yapmış bunun karşılığı olarak asker kalabalığa ateş etmiş 15 kişi vurularak öldürülmüş, daha sonraki yargılamalarda ise biri kadın olmak üzere 13 kişi idam edilmiş, 80 kişi tutuklanmıştır.
Çetin Altan bir kitabında bu olayın kendisini nasıl etkilediğini şöyle anlatmıştı:
"Dedem Hasan Paşa çok sert bir askerdi. İsmet Paşa topçu okulunda öğrenci iken, Hasan Paşa okul müdürüydü. Sonrası ünlü komutanlar olan o dönemin öğrencileri, anlatıp dururlar Hasan Paşa'nın sertliğini. Bir şapka isyanını bastırmakla görevlendirildiği bir kentte, hızını alamayıp bir de kadın asmıştı. Sanırsam siyasal suçtan ilk asılan kadın o'dur tarihimizde. Kadın sehpaya çıkmadan önce "Ben bir hatun kişiyim. Şapka ile ne derdim ola ki" demiş galiba. Ben o tarihte henüz doğmamıştım. Çok ama çok sonradan öğrendim bunları. Ve inanın ince sızı gibi tatsız bir burukluk kaldı içimde.
Nimet Arzık'ın anlattığına göre Vali ve Kumandan Paşa şöyle demişlerdi:
"Ne yapalım, muhayyelelere dehşet salmak için kimse hükümetin emrinden dışarı çıkmasın diye. N'apalım? Bir kadın asalım, inkılaplara karşı geldi, diye..
ŞEYH ESAD ERBİLİ
23 Aralık 1930 günü Menemen'de Yedek Asteğmen Kubilay'ın öldürülmesi olayı ile ilgili 37 kişi ölüm cezasına çarptırdı. Meclis, 28'inin ölüm cezasını onayladı ve idam etti. Şeyh Esad Erbilli ise kaldırıldığı hastanede şırıngayla zehir verilerek öldürüldü.
SAİD-İ NURSİ
1908'de yazmış olduğu Muhekamat-ı Bediyye adlı eserinde şapkayı tahkir gördüğü için yargılanmış ve ömrünün sonuna kadar mahkemelerde kendisine isnat edilen asılsız suçlardan yargılanarak sürgün cezası ve hapis cezalarına çarptırılmıştır.
SİVAS KURBANLARI
28 Kasım'da Sivas'ta çıkan ve "Şapka giymek istemiyoruz. Gâvur kılığına girmek istemiyoruz" naralarıyla bağırarak valilik binasına yürüyen halk asker tarafından durduruldu ve yürüyüşü tertip etme suçundan dolayı iki hoca idam ile cezalandırılmış geri kalan ise, çeşitli sürelerde hapse mahkûm edilmiştir.
MEVLEVİ ŞEYH İBRAHİM HAKKI EFENDİ
Erzincan İstiklal Mahkemesi, Mevlevi Şeyhi İbrahim Hakkı Efendi'ye gıyabında idam cezası verir. Fakat hoca Erzincan'da olmadığı için bu ceza infaz edilemez. Yaşadığı Kemah'ın Müşekkek köyüne günler sonra ulaşan haberi de Hakkı Efendi duyamaz. Çünkü haberin ulaştığı sabah namazında vefat etmiştir.
SEYYİD ABDÜLKADİR
Osmanlı Şura-ı Devlet reisliğinde de bulunan Seyyid Abdülkadir, Şeyh Sait isyanını desteklediklediği gerekçesiyle idam edilmiştir. 31 Mart (1925) günü Meclis tarafından alınan bir kararla, İstiklâl Mahkemelerinin vereceği idam cezaları hakkında, ayrıca bir başka onay gerektirmeden bu cezanın derhal infaz edilmesine dair bir özel kànun çıkartıldıktan günler sonra Seyyid Abdülkadir Efendi Diyarbakır'da oğlu ile birlikte idam edilmişti. Seyyid Abdülkadir Efendi'ye de aynen Seyit Rıza'nın idamında olduğu gibi önce oğlunun infazı izlettirilmiş, sonra idam edilmiştir. Bugün Şeyh Said ve arkadaşları gibi Seyyid Abdülkadir ve oğlunun da mezarlarının nerede olduğun adair bilgi bulunmamaktadır

cihan
