Asker Rahatsız Ancak Çaresiz…
Aslında, Köşk’te türbana, komutanlardan da çok eşleri tepkili.Ancak kocalarının çaresizliğini de görüyorlar…M.Ali Birand’ın yazısı…
ANKARA Aslında, Köşk’te türbana, komutanlardan da çok eşleri tepkili. Ancak kocalarının çaresizliğini de görüyorlar. 30 Ağustos Resepsiyonu gerilimi şeklen yok etti. Diğer bir rahatsızlık da, DTP’lilerin davet edilmemeleriydi. DTP’nin seçilip Meclis’e girmesine henüz alışılamamış. Olay daha çok sıcak. Biraz zaman geçmesi gerekiyor.
Genelkurmay Başkanı’nın 30 Ağustos Zafer Bayramı davetindeydim. Herkes krizin devam edip etmeyeceğini merak ettiği için, tüm gözler onur konuklarının üstündeydi. Ancak, daha Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın gelişiyle birlikte, Org. Büyükanıt’ın etrafa kriz görüntüsü vermek istemediği hemen anlaşılıverdi. Davet süresince de herkes aynı izlenimini aldı.
Genelkurmay Başkanı ile konuşurken aynı soruyu sordum: Soğukluk sürecek mi?
Kara Kuvvetleri Komutanı’na da aynı soruyu sordum: Normal ilişkiye dönüldü mü?
Aldığım yanıtları şöyle özetleyebilirim: Bugün için ve şeklen bitti.İlerde ne olacağı konusunda ise kimse bir güvence veremez.
Genel olarak, asker rahatsız, ancak aynı zamanda da çaresiz.
Ne yapacak?
Meşruiyeti tartışılmayan bir Cumhurbaşkanı’nı boykot mu edecek? Sırtını mı dönecek? Müdahale mi edecek?
Anlaşılan yemin törenine gitmeyerek ve ilk törende biraz mesafeli durarak, rahatsızlıklarını göstermek istemişler.
Hangi komutan ile konuşsam hep aynı sözü duydum:”Biz saygıda kusur etmeyiz. Cumhurbaşkanı’na da saygısızlık etmedik. Sizler abarttınız…”
Tabii, “abartmadığımızı” ne kadar anlatmaya çalışsam dahi başarılı olamadım. Askerler, son günlerdeki olayları “C.Başkanı’na tepki” şeklinde görmek istemiyorlar.
Anladığım kadarıyla, o defter şimdilik kapatılmış.
Kara Kuvvetleri Komutanları Org. Başbuğ dahil hepsi, “bakalım, izleyeceğiz” demekle yetindiler.
Benim en çok dikkatimi çeken iki unsur vardı.
Biri, tepkilerin Gül’ün kişiliğine karşı değil, eşinin türbanlı olmasına yöneltilmesiydi. Gül hakkında son derece olumlu konuşan komutanlarla karşılaştım.
Diğeri, tepkilerin asıl kaynağının komutan eşleri olduğu. Çok sertler. Olayı, kendilerine yönelik bir tehdit gibi görüyorlar ve eşlerini de -eminim- etkiliyorlardır.
Aynı gece, DTP’nin resepsiyona çağrılamaması da tartışıldı.
Org. Başbuğ “davet edemezdik” dedi ve şöyle devam etti:
“PKK’yı reddetmedikleri sürece bu tip yerlere nasıl davet edebiliriz ki…? Burada içki içip bizlerle eğlendikleri sırada PKK’nın bizim bir askerimizi öldürmesini, kime ve nasıl anlatabiliriz?”
Aynı konuyu açtığım genç subaylar daha serttiler. “ Onlar da seçilmiş temsilciler.DTP’yi dışlamamak gerekli” dediğimde, “ burada oğlu veya çok yakını PKK tarafından öldürülmüş insanlar var. Biri, kendini tutamayıp, DTP’lilerin üstüne yürürse ne yaparız?” yanıtını aldım.
Konu henüz çok sıcak.
DTP’nin Meclis’e girişi asker kesiminde henüz tam anlamıyla hazmedilmemiş. Biraz zamana ihtiyaç var.
Yine de unutmayalım; DTP’lileri ötelemek bize bir şey kazandırmaz. Aksine, içimize almak ve bir diyalog oluşturmak, sorunların daha kolay çözümlenmesine yardımcı olur.
posta
