Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Allah'a ve ahiret gününe inanmıyor musunuz?

Derin Gerçekler

Epstein skandalı dünyayı sallamaya devam ediyor. İslam dünyasının yöneticileri yine derin bir sessizliğe gömüldü. Sermayesi, Media’sı, akademisi, bürokrasisi, sanat çevreleri de öyle.

Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, bu kasetlerin ve dosyaların bir gün önünüze konulacağını ve hesabının sorulacağını bilmiyor musunuz? Yoksa siz Allah'a ve ahiret gününe de inanmıyor musunuz. İnanıyormuş gibi yapıp insanları kandırdınız mı yoksa?

İnsanların bunu öğrenmesinden utanıyor musunuz yoksa korkuyor musunuz? Din gününde bu dosyalar herkesin önünde açılacak. Hesabı da herkesin önünde sorulacak. Bugün korkmanızı anlıyorum, ar - haya duygularını kaybetmiş olabilirsiniz ama, korkularınız gerçek olmalı. Vicdanınızın sesi sizi uyutmuyordur. Onu alkolle bastırmaya çalışıyor da olabilirsiniz.

Bu dosyaların gizli kalması, aslında sizin günahınızın daha da artmasından başka bir işe yaramadığının farkındasınız değil mi? Aslında bu ifşaatlar, uyanıp, silkinmeniz için bir fırsat olabilir. Değilse batılın tasviri saf zihinleri bozmaya devam edecek, kötülük emsal olacak ve başkalarını da kendi cehennemine çekecek. Günahınız ve cezanız daha da büyüyecek.

Epstein olayında itirafçılar var, bizde neden bu çapta bir itiraf olmuyor. Ahlaki zaafımız çok büyük, derin ve yaygın ya da yedikleri haltın korkusu ve birilerinin hesap sormasının dehşeti gözlerini kör mü ediyor bunların. Her yerde varlar, bu kesin. Her kesimden birileri aslında aynı kirli oyunun bir parçası durumundalar. Sahi, Adnan Oktar ya da FETÖ operasyonu yapıp, Agartha’yı görmemek mümkün mü?

İstihbaratçılar KKTC’de neler oluyor hiç görmüyorlar mı, duymuyorlar mı? Turizm bölgelerinde yaşananlardan haberleri yok mu? Bill Gates ya da Arap dünyasından gelenlerin lüks yatlarında yapılan buluşmalardan haberleri yok mu? Artık eş değiştirme partilerini geçtik, Pedefoliyi de geçtik iş geldi Enseste dayandı. LGBT’yi geçin artık, Grup sex partileri dedikoduları dolaşıyor. Havada, Karada, denizde her yerdeler. Yerli ve millisi de var, uluslararası da.

Bizde de artık Şeytana tapınma ayinleri yapılıyor, kendi kurbanından çocuk kurbanına uzanıyor bu işler.

Bakın, bu işin Türk’ü Kürt’ü yok, Arap’ı Acem’i yok. Sünni’si-Alevi’si yok. Sağı solu, dindarı-Laik’i yok. AK Parti-CHP, MHP-HDP fark etmiyor her yerde varlar. Bunlar Captagon tüccarına Tarikat kurduran yapılar. Siyasi, Bürokrat, İş adamı, Sanatçı, STK temsilcisi, Media mensubu, diplomat, Akademisyen, her kesimden birileri ile birlikteler.

Venezuella ambargo uyguladı, Güney Afrika soykırım için mahkemeye verdi, Yemen kızıl Deniz girişini kapattı, İsrail kendi elçisine geri çekti İncirlik kapanmadı ABD, Fransa, İtalya, İngiltere, Hollanda savaşı günlük kargo ile silah ve lojistik sağlıyor İsrail'e.

Biz ticaretimiz kesata uğrayacağı için İsrail'e ihracatı bile kesmedik, Ceyhan’dan geçip İsrail'e giden Azerbaycan petrol vanasını kesmedik. Manavgat tan İsrail'e giden tatlı su borularının kesmedik ama İsrail hurda demirlerin ihracatı konusunda bize ambargo koydu.

Şu ayeti bu gerçekler ışığında nasıl anlamalıyız: (Nisa 75) “Size ne oluyor da Allah yolunda, yani, o ezilen erkekler, kadınlar, yavrular uğrunda savaşmıyorsunuz! Baksanıza! Ey bizim Rabbimiz, halkı zalim olan bu memleketten kurtar, bize yiğit bir bahadır gönder diye yalvarıp duruyorlar.”

Mesela şu sözlerle bu ayeti bir arada düşündüğümüzde nasıl bir sonuç çıkar: "Dünyanın en fakir ülkelerinden biriyseniz, çok ciddi sıkıntılar yaşıyorsanız, durduk yere ticaret gemilerine ateş edip, kendi ülkelerinize daha ağır sonuçlara sebebiyet veriyorsanız, size bu zulmü yapanların amaçları doğrultusunda hareket ediyorsunuz demektir."

Kur’an-ı Kerim'de Talut-Calud olayını anlatan ayetleri bir okuyun isterseniz. Talut’un nehri geçen asker sayısı 301 kişi idi idi ve hepsi de gönüllülerden oluşuyordu. O, “1” kişi ise çocuktu ve elindeki sapan taşı ile orduya katılmıştı. Tanrı Kral Calud’un ordusu ise 100.000 kişi idi, zamanının en güçlü ordusu idi. Siz olsanız böyle bir savaşa girer mi idiniz? Ve savaşı kim kazandı dersiniz?

(Bakara 250). “Onlar, Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında, dediler ki: "Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et." Savaşı kazanan Talut’un askerleri oldu, hem de O “sapan”ı ile savaşa katılan çocuğun sapan taşı ile.

2 milyara yaklaşan İslam dünyasının en saygın ülkelerinden biri ve dünyanın en güçlü ordularından birine sahip Cumhuriyetin 2. yüzyılının Türkiye’si olarak, Gazze'ye yardım tırları sokamadık. Kontrollü mitingler (!?) dışında, İncirlik üssü veya İsrail büyükelçiliğine eylem yapanları bile engelledik.

Bitmeyen kınama mesajları ile gelinen yer ortada. HABAT ve AGARTHAcılar hala ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar ortalıkta. İslam ülkelerinin çoğu, etkili bir ambargo bile yapamadı. Kimi partiler, STK’ların bu katliam karşısındaki tepkileri, batılı ülkelerdeki kadar, İsrail’deki insan hakları savunucuların tepkileri kadar bile olamadı. Cemaatler bile sessizliğe gömüldü adeta. Media ise zaten sahibinin sesi. Bu arada denk geldi Coca-Cola şirketine vergi muafiyeti verildi.. İsrail’e karşı resmi bir boykot ve yaptırım kararı bile alamadı hiçbir İslam ülkesi. Ambargo uygulayan tek ülke Arjantin(idi). Lahey’e giden tek ülke Güney Afrika. Arjantin İsrail’e karşı idi, ama seçim sonrası yeni gelen Javier Milei Kipa taktı, şamdan yaktı, İsrail'e destek naraları attı.

İİK (İsraille İşbirliği Konferansı) ülkelerinden hiç biri yaptırım uygulamadı ve soranlara “Temas grubundan bir davet almadık. Türkiye’nin girişiminin sonucunu bekliyoruz” diyorlar. Beklenen girişim her ne ise. Herhalde, Türkiye’nin garantörü olacağı Başkenti Filistin olacak, işgal altındati topraklarda Dahlan ve Abbas’ın liderliğinde kurulacak, Kassam’ın ve Hamas’ın tehcir edilmesinden sonra kurulacak sığıntı bir “Laik Filistin devleti” olmasa gerek! Artık o senaryo bitti. Tamam İsrail Cumhurbaşkanı onun için gelmişti. Netenyahu onun için gelecekti, Erdoğan da onun için gidecekti ama bu HABAT senaryosu çöktü. Biz şimdi 100 günü aşan bir zamandır, 3 aylara girdik, hala susuz, elektriksiz aç olan Filistinlileri için İsrail'i kınamaya devam ediyoruz, hem de her gün biraz daha sert..

3 Aylardayız.
İsra (Mirac) 6 Şubat 2024 Salı günü, Berat Kandili ise 24 Şubat 2024 Pazartesi günü. Ocak’ın 18’indeyiz. Biliyorsanız İsra Kudüs’le ilgili. 19 gün kaldı o güne. İsra gecesi de uyanmayacaksak ben bu Müslümanların geleceğinden korkarım. Allah’ın gazabı sadece Siyonistleri değil, bunlar karşısında sessiz kalanları da vurur. Onları yakacak ateş, bunlara da dokunur.

Daha neyi bekliyorsunuz bilmiyorum. Mescid-i Aksa’nın yıkılmasını mı bekliyorsunuz, savaşın bölgeye yayılmasını mı, tehdidin bizim topraklarımıza dayanmasını mı bekliyorsunuz, yoksa tehdidin Mekke-i Mükerreme’ye ve Medine-i Münevvere’ye uzanmasını mı? Beklerseniz bu gidişle o da olur. (Allah korusun). O zaman siz akıbetinizi düşünün. Son pişmanlık fayda vermez. Siz Allah’ın ipini bırakırsanız, Allah da sizin ipinizi bırakır. Bu işin sonunun nereye varacağını o gün görürsünüz. Unutmayın, Allah dininin ve mukaddesinin izzetini korumak için bize muhtaç değil. Biz Allah’ın rahmetine muhtacız ve onun yolu da belli.

Hatırlayın, (Hud 113)’de ne deniyordu: “Zalimlere sakın sempati duymayın, onları desteklemeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin ALLAH'tan başka dostlarınız yoktur, sonra size yardım da edilmez. Ve zulüm yapanlara yakınlık göstermeyin ki, size de ateş dokunmasın. Allah'tan başka yardımcılarınız da yoktur.

Selam ve dua, menittebeal Huda!.

Bu yazı toplam 334 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar