Ağar'ın seçim aracı Genelkurmaylık'tan

Ağar'ın seçim aracı Genelkurmaylık'tan

İşte sözde vatan sever kuvvacı Osman Gürbüz'ün suç dosyası ve satır aralarında geçen ilginç bilgiler...



O araç Genelkurmay'ın

Eski Başbakan Mesut Yılmaz'ın 24 Aralık 1996'da Susurluk Komisyonu'na verdiği ifadeye göre, Gürbüz dönemin Ankara Emniyet Müdürü'nün devreye girince Ocak 1995'te bırakıldı. Çantasında çok sayıda mermi, bir Smith Wesson marka tabanca çıktı. Elindeki telsiz, askeri nitelikteydi.
Yine Yılmaz'ın iddiasına göre, otomobil de Genelkurmay'a aitti. Genelkurmay, otomobilin Ankara'ya gönderilmesini istemişti. Kazadan üç ay önce de Mehmut Ağar tarafından Elazığ'daki seçim çalışmasında, seçimden sonra da Ağar'ın eşi tarafından kullanılmıştı.

Susurluk Komisyonu'na 29 Ocak 1997'de bilgi veren eski bakanlardn Eyüp Aşık'a göre Gürbüz, Jandarma İstihbarat Timi (JİT) elemanıydı: "Bizim adamımız' diye Kocaeli'ne talimat veriliyor, bırakın adamı diye. Yakalanmışsa bırakın, yakalanmadıysa peşine gitmeyin, itirafçıdır deniyor."
Gürbüz, Ocak 1995'te serbest kaldı. İddiaya göre, iki ay sonra 23 kişinin öldüğü Gazi olaylarında sahne almış, olayların başlangıcını oluşturan üç kahvehanenin taranması eylemini Gürbüz gerçekleştirmişti.

Gürbüz'ün suç tarihi sürüyordu. Polisin 1997 yılında bir ihbar üzerinde Halis Küçük adlı emekli bir tuğgenerale ait şirkete yönelik operasyonda, kaçma çalışırken yakalanıp tutuklandı. Fakat talihliydi. 'Rahşan Affı' olarak bilinen af yasasıyla 2001 yılında cezaevinden çıktı.



Kuvayi Milliye üyesi


Jandarma İstihbarat Timi (JİT) ile bağlantılı olduğu ve özel harp eğitimi aldığı iddia edilen ve istihbarat birimleri içerisinde 'Küçük hacı' diye tanınan Gürbüz, 1 Temmuz'daki Ergenekon Operasyonu'ndan önce İstanbul-Antalya arasında bir hayat kurmuştu. Antalya'da kafeterya işletiyordu. Emekli Albay Fikri Karadağ'ın Kuvayi Milliye Derneği'ne üye oldu. İki yıl önce Antalya'daki bayrak mitinginin düzenlenmesinde görev aldı. Bu arada, eski 'alışkanlığını' sürdürüyordu: Kemer'de bir yerel gazeteciyi dövüp işkence yapmış, bir süre tutuklu kalmıştı.

Gürbüz, 1 Temmuz'daki Ergenekon Operasyonu'nda gözaltına alınıp sorgulandı. Savcılıktaki sorgusunda kendisine, iddiaya göre, şu sorular soruldu: "Hablemitoğlu'nu ne zaman öldürdün?, Danıştay saldırısının neresindesin?, Alparslan Arslan'ı sen mi yönlendirdin? Çiller Özel Örgütü ile 200 kişiyi öldürdün mü?, Gazi olaylarının talimatını sen mi verdin? Antalya'da üniversitedeki provokatör Ömer Ulusoy'u sen mi yönlendirdin? Mersin'deki bayrak mitingini sen mi organize ettin?"

Gürbüz, çıkarıldığı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, hakkındaki tüm kuşku ve sorulara karşılık "Bana bulunduğum durumdan çok daha kompleks bir yapının niçin yakıştırıldığı bilmiyorum" diyordu.
Danıştay saldırganı Alparslan Arslan, Muzaffer Tekin, Abdullah Çatlı ve Korkut Eken'i tanımadığını kaydede Gürbüz, Hablemitoğlu cinayetiyle de ilgisinin olmadığını söyledi. Gürbüz, "Devletle irtibatlandırdığım telefon konuşmaları bana ait bir kusurdur" dedi.
Sıraselviler'de Habil Küçük adlı emekli generalle ortak iş yaptığını kabul eden Gürbüz, işyerinde kendisine ait bir kısım silahları sakladığını da söyledi. Küçük'ün Veli Küçük ile akraba olup olmadığını bilmediğini kaydetti. Gürbüz, Karadağ'ın derneğine üye olduğunu ancak TV'ye yansıyan silahlı yemin töreninden sonra üyelikten ayrıldığı belirtti:
'İleri derecede antisosyal kişilik bozukluğu' bulunduğu gerekçesiyle askerlik yapmadığını vurguladı Gürbüz, tutuklanarak Metris Cezaevi'ne konuldu.