Acil kan anonsu yaptılar ki, daha fazla insan ölsün!

Önceki gece hem A Haber’de, hem de TRT-1’de ilginç programlar vardı...

A Haber’de, Murat Gener’in sunduğu “Toplumsal Hafıza” programındaSağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, TRT-1’de ise Pelin Çift’in sunduğu“Öteki Gündem” programında Terör ve Strateji Uzmanı Mete Yarar; son derece çarpıcı açıklamalar yaptılar...

Öyle bilgiler verdiler ki;

Nasıl bir “algı operasyonu” ile, nasıl bir “kuyruklu yalan”la karşı karşıya olduğumuzu bir defa daha gözler önüne serdiler...

Önce Mete Yarar’dan başlayalım...

Hani, 5 Ekim 2014’te HDP Eş Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ikilisi, “Kobani için acil eylem çağrısı” yapmış, “Bundan böyle her yer Kobani’dir” deyip, Kürt halkını “sokağa” dökmüş ve “6-8 Ekim Direnişi”(!)nde tam “53 Kürt”ün ölümüne yol açmıştı ya...

Mete Yarar, işte o günlere ait, ilginç bir olaydan söz ediyordu:

PKK YANDAŞLARI BÖYLE ÇALIŞTI

Mealen aktarıyorum:

Kobani’de DAEŞ ve PYD arasındaki çatışmaların tırmandığı günlerde,Şanlıurfa’nın Suruç ilçesine, adeta bir “gazeteci ordusu” gelir...

Çoğu “yabancı gazeteci”dir!..

İlgililer, gelen “yabancı gazeteci”leri, “Kobani’ye hakim bir tepe”ye konuşlandırır!.. Gazeteciler de, Kobani’de gördüklerini, “ajans veya gazete merkezleri”ne bildirirler...

Günlerden bir gün, bütün gazeteciler, kendi ajans veya gazetelerinin merkezlerine şöyle bir haber geçerler:

“Kobani’de çıkan çatışmalarda yaralanan 3 Kürt vatandaşı sınıra getirildi... Ancak, Türk yetkililer, yaralı 3 Kürt’ün sınırı geçmesine izin vermediği için, oracıkta ölmelerine yol açtı!”

Gerçekten tüyleri diken diken edecek müthiş bir haber!..

Haber “Merkez”lere ulaşır... Ancak, Kobani’deki gelişmeleri “başka kaynaklar”dan da takip eden “yönetici”lerden biri, “zoka”yı yutmaz ve“Suruç’taki muhabiri”ne telefon eder:

“Bu haberin kaynağı kim?.. Bizim yaptığımız araştırmalara göre, an itibariyle Kobani’de çatışma yok!.. Dolayısıyla, Türk sınırına getirilen yaralı da yok!.. Türk yetkililer kabul etmediği için ölen 3 Kürt vatandaşı da yok!.. Sen nereden aldın bu haberi?.. Ya da, kendi gözlerinle gördün mü?”

“Hayır” der, muhabir;

“Görmedim ama, biz gazetecilerin bulunduğu bölgeye; farklı zamanlarda tam 11 vatandaş geldi... Hepsi de çatışmadan, 3 yaralıdan, Türk sınırındaki ölümden söz etti!.. Hadi  biri yalan söylesin, ikisi yalan söylesin, üçü yalan söylesin!.. Bunların 11’i de aynı yalanı söyleyemez ki!..  Hepimiz onlara inandık ve hepimiz aynı haberi geçtik!”

11’İ DE PKK YANDAŞI!

Merkezdeki yöneticiler, “Haberin ayağı yere basmıyor” deyip kullanmamışlar gönderilen haberleri!..

Muhabirler, “yöneticilerin güvensizliği” üzerine, “kaynak”larını yeniden gözden geçirince anlamışlar ki, kendilerine bir “kumpas” kurulmuş!..

Meğer, kendilerine gelen “11 Kürt vatandaşı”nın tamamı “PKK’nın propaganda timi”ndenmiş!.. Bir “kahve”de oturmuşlar, sırayla“gazetecilerin bulunduğu bölge”ye gidip; “Çatışma!.. Yaralı!.. Sınır!.. Ölüm” diyerek, “psikolojik savaş taktiği” uygulamışlar!..

11 kişi aynı “yalan”ı söyleyince, gazeteciler de inanmış!.. Hiç anlamamışlar, kendilerine “tuzak” kurulduğunu!..

İşte bu; “PKK’lıların çok iyi bildiği ve çok iyi yürüttüğü bir algı operasyonu”dur!..

O haberler yayınlansaydı; “Türkiye’nin imajı” nasıl yerlerde sürünürdü, herhalde tahmin edersiniz!.. 

HDP’liler mutlaka “katil devlet” diye bangır bangır bağırıp Türkiye’yi ayağa kaldırırlardı.

Biliyorsunuz;

Selahattin Demirtaş-Figen Yüksekdağ ikilisi de, işte bu “yalanlar”dan hareketle “halkı sokağa çağırdı” ve “53 Kürt’ün ölmesine”  yol açtı!..

AMBULANS GELMEDİ!!!

Mete Yarar’ın anlattıklarından sonra, şimdi de Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun anlattıklarına bir bakalım mı?..

Bakan Müezzinoğlu, Ankara’da geçtiğimiz Cumartesi sabahı “saat 10.04’te” meydana gelen “patlama”dan sonra, “PKK’lılar”ın, “Ankara Tabip Odası”nın ve “bazı medya organları”nın tam bir “algı operasyonu”yürüttüğünü, bunun da, büyük bir ihtimalle “Selahattin Demirtaş’ı haklı çıkarmak” için yapıldığını söyledi...

Bakan Müezzinoğlu’nun ifadesine göre;

Patlamadan önce, Gar’ın önünde “4 ambulans” vardı... 

Patlamadan 5 dakika sonra, olay yerine “18 ambulans” sevkedildi... 

15 dakika sonra ise, olay yerinde “56 ambulans” vardı!..

Ama, buna rağmen, eylemciler televizyon kameralarına şöyle dediler:

“Ambulanslar saatler sonra geldi!.. Yaralıları ölüme terkettiler!”

Yuhh!.. Oha!.. Ve de çüş!..

Hadi, biraz kibar olalım;

“Çüşünüz!”

KAN VAR, ANONS NİYE?

Bakan’ın anlattığı ikinci olay, “ambulans” olayından çok daha vahim...

Gerek Bakan Bey, gerek Sağlık Bakanlığı yetkilileri, ekranlara çıkıp, bangır bangır bağırıyor:

“Şu an, 5 bin ünitenin üzerinde kan stokumuz vardır... 

İhtiyaç olduğu takdirde 3 bin ünite daha kanımız mevcuttur.”

Bakan Bey’in ve yetkililerin bu yırtınmalarına rağmen, “Ankara Tabip Odası” adına, “megafon”la bağıran “2 kişi” ve twitter üzerinden mesaj yağdıran kişiler diyorlar ki:

“Acil kan aranıyor!..

Yaralılara acil kan lâzım!”

Bu “çağrı”lar üzerine, Numune Hastanesi’nin önünde 1500-2000 kişi birikiyor!..

Tabiî, kan vermek için!..

İyi de; hastaneler kan almaz ki!..

Kan, Kızılay’a verilir!..

Düşünün hele... Günlerden Cumartesi... Yani, “tatil” günü... Dolayısıyla, hastanede “nöbetçi ekip” görev yapıyor... Diğer günlere oranla, “daha az personel” var!..

Şimdi, bu az sayıdaki personel; “kan verecekleri” mi listelesin, “kan” mı alsın, yoksa hastaneye getirilen “yaralı”larla mı meşgul olsun?!?..

Haa, hastane önünde biriken kalabalık yüzünden de, “ambulans”lar, içeri girmekte zorlanıyor, iyi mi?..

Peki;

İhtiyaçtan fazla “kan stoku” olmasına rağmen “kan anonsları” niye yapıldı?.. 

CNN Türk Televizyonu başta olmak üzere “Paralelci televizyonlar” filan; yetkililerin “Kan stokumuz fazlasıyla mevcut” demesine rağmen; milleti niye “hastane”lere yönlendirdi?..

Merak ediyorum;

Acaba, elbirliği ile “daha fazla insan ölsün!” mü istediler?!?..

Malûm, “Gezi kalkışması” esnasında, Ulusal TV spikeri, “mikrofonun kapalı olduğunu” zannedip, demişti ki;

“Keşke birkaç ölüm olsa!..

Ne güzel olurdu!”

Ne yani;

“Gezi zekâlı” taifesi, olayların tırmanması için “ölü” ister de, Ankara’daki“Barış teröristleri” geri kalır mı?.. 

Onlar da ,”99 ölü”yü az bulup, “daha fazla ölü” istemiş olamaz mı?..

Öyle ya;

Selahattin Demirtaş, daha ilk gün açıklamıştı ölü sayısını;

“128 yoldaşımızı yitirdik!”

O halde;

Ölü sayısı, bir an önce “95’ten 128’e çıksın” ki, Cerahattin Demirtaş’ın haklılığı kanıtlansın!..

BUNLAR MI BARIŞÇI?

Eee, o zaman ne yapmak lazım?..  

Ölü sayısı nasıl yükselecek?..

Öncelikle, “Saatlerce ambulans gelmedi” diye bir “yalan” atacaksın ortaya!.. Tabiî, yollara “barikat” kurup, “ambulansların yaralı taşımasına engel olduğunu, gelen ambulansları tekmelediğini” gizleyeceksin!..

Bakan ve yetkililerin; “Yeteri kadar kan stokumuz var” demelerine rağmen, “doktorluk”la alâkaları olmayan kişiler, ellerine “megafon”u alıp,“kan anonsu” yapacaklar ki; hastaneler felç olsun, “çalışamaz” hâle gelsin ve müdahale edilemeyen “yaralı”lar ölsün!..

Daha çok yaralı ölsün ki;

“95 ölü, 128’e çıksın!”

Öyle ya;

Demirtaş “128 ölü” dedi!..

“İspatla” çağrısı yapılınca sıkışıp; “Benim değil, devletin açıkladığı rakamlar doğrudur... Özür diliyorum” dese de, yalan dünyayı dolaştı bir kere!..

Bu “kafa”ya ,bu “zihniyet”e, bu “ideoloji”ye, “kan ve ölüm üzerinden siyaset” yapan bu “vatan hainleri”ne, bu “Soros-Bush çocukları”na, diyecek bir şey bulamıyorum...

“Kininizde geberin” mi desem, “Kim kan ve gözyaşı üzerine siyaset yapıyorsa Allah belâsını versin!” mi desem!..

Ne dersen de... 

Onlar anlamaz!..

Çünkü onların; 

“Kalpleri taş, suratları kösele”dir!..

Malûm, “kösele”ler, “cila”yı yiyince çok iyi parlarlar!..

Tıpkı Selahattin Cilalıtaş gibi!..

Uzun lâfın kısası;

Bunların “algı”larına da, “salgı”larına da aldanmayın!..

Çünkü, bunların işleri-güçleri yalan!..

********************************************************************

Işığı bol olsun da, kol gibi faturayı kim ödeyecek?

Hani; “gerilim”den, “kamplaşma”dan dem vuranlar var ya, bunlar kamplaşmayı hem üreten, hem de körükleyen “sahtekâr”lardır!..

Hem “uzlaşma”dan ve “bir arada yaşamak”tan söz ederler, hem de “eski köye yeni adet” getirirler!..

Söyleyin Allah aşkına; biz “ölülerimiz” için, yüzyıllardır; “Allah rahmet eylesin... Mekânı cennet olsun... Nur içinde yatsın” demez miyiz?.. Eee, son yıllarda; bu, “Işıklar içinde yat!.. Işığın bol olsun!.. Işıklar içinde uyu!”lâfı nereden çıktı?.. Hani, zaman zaman duyardım da, bunun “sosyete zortlaması” veya “çağdaş-ilerici yumurtlaması” olduğunu zannederdim...

Ama, gördüm ki, “Kürtleri tahrik” eden Özgür Gündem adlı gazete de, patlamada ölenler için, “Işıklar içinde uyuyun” manşetini atmış!.. Patlamada ölen 9 yaşındaki çocuk için okulunda düzenlenen törende,öğretmen hanım da, “Yolun açık, ışığın bol olsun” deyince, ister istemez düşündüm...

Bana öyle geliyor ki; “Allah rahmet eylesin... Nur içinde yat” demek isteyen “kamplaştırıcı”lar; “ışığın bol olsun” diyerek, kendilerini bu toplumdan ve “din”inden soyutluyorlar!.. İşin tuhaf tarafı, bu kafadaki insanlara “şehit”(!) denilip, bir de “maaş” bağlanıyor ki, anlamak mümkün değil...

Ehh, ne diyelim... 

Madem ışıkları bol olacak, o halde mezarına “akıllı sayaç” taktırın da, fatura kol gibi gelmesin!

yeniakit

Bu yazı toplam 188 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar