Abdurrahman Dilipak: Sırat Köprüsü
Habervakti.com yazarı Abdurrahman Dilipak'ın yazısını iktibas ediyoruz
Abdurrahman Dilipak:Sırat Köprüsü/ Habervakti.com
Biliyorum, birileri bildiklerinin sır olarak mezara gömüleceğini, bu gerçeklerin bir daha kimse tarafından öğrenilemeyeceğini söylüyor. Kimileri de falanca tarikatın falanca kolundan olduklarını söyleyince sorgusuz sualsiz cennete girdirilivereceklerini zannediyor. Oysa annelerin çocuklarından kaçtıkları o günde Allah’tan başka bir yardımcı yoktur. O da insanların pek çoğunun değil, istisnalar dışında hepsinin hüsranda olduğunu söylüyor. O gün herkese, zerre miktarı iyilik ya da kötülük yaptıysa karşılığının tam ve kesiksiz olarak verileceğini, iyilik yapanlara da iyiliklerinin karşılığının kat kat fazlasıyla verileceğini söylüyor.
Kul hakkına gelince; hak sahibi dışında kimse af yetkisine sahip olmayacağı gibi, kul hakkına konu olan cezalar başka iyiliklerle de telafi edilemeyecek.
Bizler yapıp söylediklerimizin yanında; yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan, söylememiz gerekirken söylemediklerimizden de hesaba çekileceğiz.
Kur’an-ı Kerim’de gerçekleri gizleyenlerle ilgili ayetleri ve Allah’ın gizli açık yapılan işleri, akıllardan ve kalplerden geçirilenleri, fısıldayarak konuşulanları bildiğine ilişkin ayetleri derledim. Kıldan ince, kılıçtan keskin o Sırat Köprüsü’nün önüne gelmeden, hesaba çekilmeden kendi nefsimizi hesaba çekelim. Bu ayetler, Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerle birlikte diğer insanları da uyarır. Kimse Allah’ın ayetlerini gizlemeye ya da onları anlatmaya, açıklamaya çalışanları susturmaya kalkmasın.
(Bakara 159)’da Allah (cc) şöyle buyurur:
“İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti, biz onu Kitap’ta insanlara apaçık gösterdikten sonra gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder hem de bütün lanet edebilenler lanet eder.”
(Bakara 174):
“Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip de onunla az bir bedel alanlar var ya, onların karınlarına doldurdukları ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz, onları arıtmaz. Onlar için acı bir azap vardır.”
Allah (cc) sadece Müslümanları değil, Ehl-i Kitab’ı da uyarır.
(Âl-i İmrân 71):
“Ey Ehl-i Kitap! Niçin hakkı batılla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?”
(Âl-i İmrân 187):
“Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, ‘Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz’ diye söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü arkalarına attılar ve onu az bir bedel karşılığında sattılar. Yaptıkları ne kötü!”
Allah’ın mesajını yüksek sesle dile getirenleri susturanlardan daha zalim kim vardır!
Allah (cc) herkesin yüksek sesle, 40 yoldan duyurmaya çalıştıklarını da bilir, gizlediklerini de; o sözleri söylerken akıllarından geçenleri de...
(Bakara 77):
“Onlar bilmezler mi ki Allah gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir?”
Evet evet, (Nahl 19)’da haber verildiği gibi:
“Allah, gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir.”
O; gerçek niyetlerini gizleyerek, kibirli bir şekilde, itiraz edenleri baskı altına alıp susturarak insanları kendi zanlarına inandırmak için plan yapanları da bilir.
(Nahl 23):
“Şüphesiz Allah, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları sevmez.”
(En’âm 3):
“O, göklerde de yerde de Allah’tır. Gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da. Ne kazanacağınızı da bilir.”
Allah (cc) kalplerden, akıllardan geçenleri de bilir.
(Ahzâb 54):
“Bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir.”
(Hûd 5):
“İyi bilin ki onlar (düşmanlıklarını) gizlemek için göğüslerini çevirirler. Dikkat edin! Elbiselerine büründükleri zaman bile Allah, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.”
(Mülk 13):
“Sözünüzü gizleyin veya açığa vurun (fark etmez). O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) bilir.”
O, onların topluma sözleriyle başka şeyler söylerken ayaklarıyla gittikleri yerleri, gizledikleri anlaşmaları da bilir.
(Mü’min 19):
“Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.”
(Fâtır 38):
“Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. O, kalplerde olanı da hakkıyla bilendir.”
(Teğâbün 4):
“Göklerde ve yerde olanları bilir. Gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. Allah, kalplerde olanı bilendir.”
(Âl-i İmrân 29):
“De ki: Kalplerinizdekini gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ve yerde olanları da bilir. Allah her şeye kadirdir.”
Birileri Kirâmen Kâtibîn’i unutuyor. Cep telefonundan dinlenme korkusu, birileri için sanki Kirâmen Kâtibîn’in amel defterindeki kayıtlardan daha önemli. Fısıldayarak yaptıkları gizli konuşmaların birileri tarafından bilinmesinden, Allah’ın gazabından daha çok korkuyorlar herhalde. Birileri Allah’ın bilmesini hesaba katmıyor olabilir mi? Hele de bu kişi Allah’a ve ahiret gününe iman ettiğini söyleyen biriyse. Onlar şunun farkındalar mı?
(Tevbe 78):
“Allah’ın, onların sırlarını ve fısıltılarını bildiğini ve Allah’ın gaybleri çok iyi bilen olduğunu bilmediler mi?”
Evet evet, ey zalimler, unutmayın ve korkun!
(Mücadele 7):
“Görmez misin ki Allah göklerde ve yerde olanları bilir? Üç kişi gizli konuşsa dördüncüleri mutlaka O’dur. Beş kişi olsa altıncıları mutlaka O’dur. Bundan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlaka O onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü onlara yaptıklarını haber verecektir. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir.”
Kitap'ta tekrar tekrar şu uyarı yapılır: O gün bunu yalanlayacak ya da sizi Allah’ın elinden alacak kimse yoktur.
(Enbiyâ 110):
“Şüphesiz O, sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediklerinizi de bilir.”
Sağır odalarda konuşulanlar, şifreli haberleşmeler siz ölünce sizinle birlikte toprağa girip kaybolmayacak. Ruhunuz ve canınız sizi terk edince toprak olacaksınız ama sizi topraktan yaratan Allah (cc), sizi de bu dünyada yaptıklarınızı ve söylediklerinizi de yeniden yaratmaya muktedirdir.
(Tâhâ 7):
“Sen sözü ister açığa vur (ister gizle), O gizliyi de gizlinin gizlisini de bilir.”
Milletvekilleri bu ayetleri, hafız olan İçişleri Bakanı’nı arayıp sorabilirler; ya da müftünüze sorun, Diyanet’e sorun. Eğer sizi kurtaracağını zannettiğiniz fetvayı verecek biri varsa onu bulun. Ama haber vereyim: Bugün bulabileceğiniz o adamı, asıl işe yarayacağı öbür dünyada bulamayacaksınız.
Daha bitmedi. Bakın, öbür dünyada yeniden diriltildiğinizde Ashab-ı Kehf gibi şaşkınlık içinde, ölümünüzle diriltilmeniz arasında kaç gün geçtiğini merak edeceksiniz. Yani bizi bekleyen cennet ve cehennem bize çok yakın.
(Mü’minûn 112-114):
“(Allah) ‘Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?’ diye sorar. Onlar: ‘Bir gün veya bir günün bir kısmı kadar. Sayanlara sor’ derler. (Allah) buyurur ki: ‘Siz ancak az bir süre kaldınız. Keşke bilseydiniz!’”
(Yunus 45):
“Allah onları toplayacağı gün, sanki gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Birbirlerini tanırlar. Allah’a kavuşmayı yalanlayanlar elbette zarara uğramışlardır.” Günaydın!
Öbür dünyada uyandırıldıklarında onları müthiş bir sürpriz bekliyor. Oysa onların bir kısmı ölünce toprak olacaklarını düşünüyordu. O çürümüş kemikler nasıl hayata döndürülebilirdi ki! Uyandırıldıklarında “Keşke toprak olsaydık!” diyecekler ama artık çok geç! Ayrıca amel defterleri sağdan ve soldan kendilerine verildiğinde: “Bu nasıl bir kitap; irili ufaklı her şey yazılmış!” diyecekler.
Bu fon vurguncularını; her türlü din, ahlak ve hukuk dışı işe bulaşmış olanları, onları desteklemiş ya da görmezden gelmiş olanları, haksızlıklar karşısında susanları bugün bir kez daha uyarmak istiyorum.
Evet, (İsrâ 52):
“O gün sizi çağırır, siz de O’na hamd ederek icabet edersiniz ve dünyada çok az kaldığınızı sanırsınız.”
O toprak olmuş kemik yığınlarından yeniden diriltileceğimiz mahşer günüyle ilgili ayetlerde bize şu hakikat haber veriliyor:
(Yâsîn 77-79):
“İnsan görmez mi ki biz onu bir nutfeden (spermadan) yarattık. Bir de bakıyorsun ki apaçık bir düşman kesilmiş. Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi: ‘Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?’ dedi. De ki: ‘Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı çok iyi bilendir.’”
(Kıyamet 3-4):
“İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayacağımızı mı sanıyor? Evet, toplarız. Hatta parmak uçlarını bile düzgünce düzenlemeye gücümüz yeter.”
Son pişmanlık fayda vermeyecektir. Ölüm meleğinin kapımızı ne zaman, nerede, nasıl çalacağı belli olmaz. Çok geç kalmadan tevbe edelim, itirafçı olalım; verdiğimiz zararı karşılayıp haksız kazançlardan ve her türlü haksız edinimden vazgeçerek helallik isteyelim. Değilse “Keşke toprak olsaydık” demenize belki de çok zaman kalmadı.
(Nebe 40):
“Şüphesiz biz sizi yakın bir azapla uyardık. O gün kişi, ellerinin önden gönderdiği (yaptığı) şeylere bakacak ve kâfir de ‘Keşke ben toprak olsaydım!’ diyecektir.”
Her şeyin yazıldığı kitapta (amel defterinde) her şey yazılmış. Zaten Allah (cc) yaratırken olacakları da biliyordu. O buyurdu ki:
(Kehf 49):
“Kitap (amel defteri) ortaya konur. Suçluları görürsün; kitabın içindekilerden korkuyla titrerler ve derler ki: ‘Vah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!’ Böylece yaptıklarını karşılarında hazır bulurlar. Rabbin kimseye zulmetmez.”
(İsrâ 13-14):
“Her insanın amelini boynuna bağladık. Kıyamet günü onun için, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. ‘Kitabını oku! Bugün hesap görücü olarak kendi nefsin yeter’ deriz.”
(Câsiye 28-29):
“O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. ‘Bugün yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz. İşte bu bizim kitabımız; size karşı gerçeği söylüyor. Çünkü biz, yaptığınız her şeyi kaydediyorduk.’”
Bu ayetler; ahirette zaman algısının değişeceğini, dirilişin mümkün olduğunu, pişmanlığın derinliğini ve amellerin eksiksiz kaydedildiğini vurgular. Eğer gerçekten iman ediyorsanız bu ayetler size çok şey söylemektedir; tabii gözleriniz görüyorsa, kulaklarınız duyuyorsa, kalbiniz hissediyorsa, eğer kalbiniz mühürlenmemişse!
“Ey iman edenler, iman ediniz.” (Nisa 136)
Selam ve dua ile.
