Abdurrahman Dilipak: Allaha Yemin Olsun ki Sizden Özür Dilemeyeceğim

Abdurrahman Dilipak: Allaha Yemin Olsun ki Sizden Özür Dilemeyeceğim

Dilipak; “Allaha yemin olsun ki, sizden özür dilemeyeceğim. Ben değil, siz özür dileyeceksiniz. Bu dava bu dünyada bitmeyecekse, öbür dünyada bu dava yeniden görülecek, O gün hesap soran ben olacağım. Ben hakaret etmedim, onlar bana iftira ediyorlar.”

Gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak’ın KADEM’in özür dileme teklifini reddetti. “İşlemediğim suçun özürü olmaz. Siz böyle bir şey söylemediyseniz de, biz öyle anladık ve onun için bu davayı açtık” diyorlar. Peki bu konuda niye “uzlaşmaya yanaşmadınız” diye sormazlar mı? Çünkü, öyle anlaşılıyor ki, dertleri “üzüm yemek değil, bağcıyı döğmek”, “kızım sana söylüyorum gelinim sen dinle” kabilinden, beni “yola getirme”nin yanında, birilerin gözdağı vermek”! Onun için sözümü çarpıtarak, yüklediği anlam üzerinden bana, “ben öyle anladım/ ya da sokaktaki insanlar öyle anladı” onun için sen bizden özür dilemelisin” diyorlar. Allaha yemin olsun ki, ben onların istedikleri bu özürü dilemeyeceğim. Ama onlar elbette, bir gün, mutlaka benden özür dileyecekler” dedi. Kendileri toplumda yanlış anlama sonucu kendilerinin itibar kaybını karşılamak için benim somut gerçekler karşısında itibarımdan taviz vermemi istiyorlar. Bu dini de değil, ahlaki de değil, hukuki de değil. Bu tür iddialar normal hukuk devletlerinde olmaz. Bu icad yeni çıktı., Hem de MS Cumhuriyetin 2. YY’na girerken..

BU DAVA BURADA BİTMEYECEK
K. Çekmece 2. Asliye Ceza mahkemesinde dün yapılan AKP’nin Papatyaları davasında
savcı mütalaasında Dilipak için mahkumiyet talep etti. Daha önce Dilipak savunmasında, “Bu dava burada bitmeyecek” dedi.
K. Çekmece 2. Asliye Ceza Mahkemesinde bugün yapılan “AKP’nin Papatyaları” davası duruşmasında “Sanık” Abdurrahman Dilipak, devam eden dava ile ilgili ilginç açıklamalarda bulundu. İronik göndermeler yapan Dilipak, Erdoğan’ın “Ömerler arıyoruz” sözü üzerinden, Erdoğan’nın avukatlarının ve kadın kolları ile 80 il başkanının şikayet dilekçelerindeki “Cumhurbaşkanı da olan Genel başkanımız” ve KADEM’in şikayet dilekçesindeki “Cumhurbaşkanımızın. Kızının yönetim kurulu üyesi olduğu KADEM” şeklindeki ifadeler üzerinden Hz. Ömer’le ilgili bir menkıbeyi aktardı. Menkibeye göre, Hz. Ömer Hz. Ali ile beraberken, bir bedevi Hz. Ali’den şikayetçi olur. Hz. Ömer de Hz. Ali’ye, “Ebu hasan, bu iddialara karşı ne diyeceksin” der. Hz. Ali olayın aslını anlatır, adam teşekkür eder gider. Hz. Ali, Hz. Ömer’e, “adam benden şikayetçi, sen bana ‘Ebu Hasan’ diyorsun. Adam “Resulullah’ın torununun babasına karşı nasıl itiraz etsin. Bu yargılama adil olmadı” der. Sonrasında ikisi birbirine sarılıp ağlaşırlar.
Dilipak Şikayet dilekçelerindeki ifadelerin yargıya dolaylı baskı anlamına geldiğini söyledi. Dilipak savunmasında, Şikayetçi olmayan bir il başkanının adının iddianamede “Müşteki” olarak yer aldığını, İddianame hazırlanırken, önce il trafik numarasına göre, daha sonra müştekilerin isimlerinin alfabetik sıralamasına göre, daha sonra da protokol sırasına göre düzenlendiğini ve 3 ayrı iddianamenin UYAP’a yüklendiğini söyledi. Bugün müştekilerinin yarısından fazlasının, ölüm, istifa, görevden alma gibi değişik sebeplerle artık il başkanı olmadığını söyledi.
Dilipak, müştekilerin hangilerinin şahsı adına, hangilerinin parti adına şikayette bulunduğunun, hangilerinin teşkilat kararı ile hangilerinin kişisel kararı ile müşteki olduğunun belli olmadığını, hemen hemen bütün müşteki dilekçelerinin kopyala-yapıştır şekilde hazırlanmış olmasının işin organize bir iş olduğunu gösterdiğini söyledi. Dilipak’a. Göre, dava açma fikri KADEM tarafından geliştirildi ve şikayet dilekçelerinin hazırlanması ve 81 ilde toplu dava açılması fikri de KADEM ile o zamanki. Kadın kolları başkanı Selva Çam tarafından örgütlendi.
Dilipak’a göre, dava süreci parti içindeki bir lobinin organize ettiği bir iş. Davanın gerçek anlamda davacısı da yok. Ceza davası Genel merkez ve il teşkilatları tarafından takip edilmiyor. Duruşmaya KADEM’in avukatları takip ediyuort, bazan da AK Partiden birileri geliyor. Dilipak sözlerinin ne anlama geldiğinin tesbiti için Türk Dil Kurumu, Edebiyat Fakültesi, Türkiye Yazarlar Birliği, Eğitim Bir Sen ya da İLESAMdan bilirkişiye gönderilmesini istedi. Ve yanlış anlamanın “Türkçe bilmemekten kaynaklandığını” iddia etti ve buna örnekler verdi. Dilipak süreç ve mütala ile ilgili olarak önemli tesbitlerde bulunuyor: “TGC başka anlamış, HKP ayrı anlamış, onların suç duyurularına “koğuşturmaya yer olmadığı” kararlarında AK Parti ve KADEM’e karşı kurgulanan/kullanılan Hukuki gerekçeler ve mantık kurgulanmamıştır. Türkiyede kişiye göre yasa ve hukuk yorumu olmamalıdır. Bu bırakın hukuk devleti olmayı, kanun devleti olmanın bile gerisine savrulmak anlamı taşır. Sahi neden, ülke genelin niye tek bir ilçe ya da kişi ya da başka bir dernek, bir partili hakkımda suç duyurusunda bulunma gereği duymamıştır. AK Parti bütün bu kitlelerin iradesinin üstünde bir irade ve otoriteye mi sahiptir. Ortada kurmaca, organize bir iş vardır”.

“FAHİŞELİK” Mİ EDEP DIŞI, “FAHİŞE” DEMEK Mİ?
“Fahişe” kelimesinin “edep dışı” olduğu iddiasını da reddeden Dilipak, o işi yapmak edep dışı, o o işin adını telaffuz etmek değil, İngilizce LGBT derken bu edep dışı olmuyor, Kur’anı Kerim’de, İncil’de ve Tevrat’ta geçen bir kelimeyi tekrarlamak edep dışı oluyor, bu salim bir akılın beyanı olamaz dedi. Fuhşiyat fiillerini İngilizce söylerseniz poziitif ayırımcılığa tabi, yasaya göre, Türkçesi edep dışı, ağzınıza almaktan haya edersiniz, öyle mi?”, “Birileri İstanbul sözleşmesi, Lanzarote ile fahişelere, fuhşa kapı aralıyor bu ahlaksızlığı meşrulaştırıyor”dedi.
Dilipak AK Partili erkeklere hitab ederek, madem kadınlar şikayetçi, siz de şikayetçi olun. Kaldı ki, artık cinsiyetçi bir kimlik tanımı, Fuhuş da tek kişilik tek kişilik bir eylem olmadığına göre, kendini farklı bir cinsiyetle ifade eden, kendilerini Erkek olarak tanımlayan PARTNERleri neden bu davada yok. AK Parti İl başkanlarını da bana dava açmaya davet ediyorum. İtiraf ediyorum, bu ifade ile ben, Fuhşiyattın tüm taraflarını, hem erkeklerini, hem kadınlarını, hem akışkan ve değişken cinsiyet taşıyan GENDER’lerin tümünü hedef aldım” dedi.

“LGBTQI+ şeklinde tanımlanan Fuhşiyatla ilgili Müslümanların tavrı çok açık ve nettir. Bana bu iddia sahiplerinin şunu söylemesi gerek: İstanbul sözleşmesi ile NAS yani, ‘Allah’ın kitapta beyan edilen hükmü’ NESHEDİLMİŞ yani ‘hükmü ortadan kaldırılmış’ mı oluyor?.“ diyen Dilipak, kimlik kartlarına GENDER yazanların aklının bu karışıklığın asıl failleri olduğunu, NAS’ın İstanbul Sözleşmesi ile NESH edilemeyeceğini söyledi. Dilipak’a göre bu dava öncesi süreçteki Media Linci ve Trol saldırıları bu lobinin işi. Bu dava fikri de, “kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle” kabilinden, kendi şahsında İstanbul sözleşmesine karşı çıkanları susturmak isteyenlerin fikri.
Dilipak, “rutubet kokan, ter kokulu merdiven altı mekanlardan plazaya taşınanlar” konusuna da açıklık getirdi. “Sığır çobanlarının henüz plazalar yapmadığı bir zamandan söz ettiğini söyleyen Dilipak, “KADEM 10 yıllık bir dernek, kuva-yı milliye ve müdafa-yı hukuk’taki, kıtlık, yokluk ve savaş yıllarındaki babaların, annelerin, lastik ayakkabılı çocuklarının nerelerden geldiğini anlamak için bu örneği verdiğini söyledi. Bu dönemi “gecekondularda, ruhsatsız binalarda oturanların babalarına” sormaları gerek” dedi.
Dilipak, ayrıca, 312 General davasını hatırlatarak, “Adında ADALET olan bir partinin bu şekilde, hukuk dışı emrivakilerle ben yaptım oldu havası içinde,80 ilde Şov yaparak açtığı dava, mantık dışında esas ve usul açısından bir çok yönüyle hukuk dışı, emrivakilerle içinden çıkılamaz hale getirilen bir dava bu gidişle bu dava bitmez. Belki bu gidişle öbür dünyaya da kalabilir, dedi.

AK PARTİ İÇİNDE AKP’Lİ VAR MI?
Dilipak ayrıca, müştekilerin “AK Parti içinde AKP’li yoktur“ iddialarına karşı da “Burada çok açık ve net bir ifade var: AK PARTİ İÇİNDEKİ AKP’LİLER, FETÖ’NÜN ZİHNİYET İKİZİ GİBİ DAVRANIYORLAR” AK Partililer ve KADEM’ciler, 15 Temmuz’da gördüğümüz, TSK ve AK Parti içine sızan, müşteki AK Parti genel başkanının ‘Ne istediler de vermedik” dediği kişilere bir gönderme yok mu bu ifadede!. O zaman o müşteki dilekçelerindeki ‘AK Parti içinde AKP’li yoktur’ ifadeleri nereye koyacağız” dedi. Dilipak ayrıca benim yazım bir eleştiri, bir uyarı idi. Bu uyarıyı dinlemedikleri. Onlara asıl zararı bu dava verdi. Garip bir psikoloji içindeler ve bunun bile farkında değiller. “Keskin sirke küpüne zarara veriyor” dedi..
Dilipak “AK Parti içinde AKP’li yoktur” iddiasına karşı da ayrıca şöyle dedi: iddiası fantastik bir iddia.. O tür şeyler Peygamberlerin aileleri içinde de olabilir, ama tabi ki (!?) AK Partide asla. Bu tür romantik duygularla oluşturulan suç duyuruları üzerinde kurgulanan bir dava ile karşı karşıyayız. Bunlar Müslüman çevrelerden vurguluyorlar.. Ama Allah kitabında yarattığı insanlar için ne diyor bilmiyorlar. Herhalde AK Parti ve KADEM üyeleri, melek ya da Peygamber aile ve fertlerinden daha üstün bir masumiyete sahipler. Onu bilmiyordum. Bu anlamda onlardan bu konuda özür dileyebilirim (Haşa)!?

ERDOĞAN ŞİİR OKUDU DİYE MAHKUM EDİLMESİ NEYSE BU DAVA DA ONUN GİBİ
Dilipak ayrıca “Erdoğan şiir okudu diye mahkum edilince bu onun itibarına zarar veremedi, sözde devletin itibarını korumak isteyenler devletin itibarına zarar verdi. Bu tecrübeye sahip gelen dava ile ilgili olarak ayrıca “öyle anlaşılıyor ki, dertleri “üzüm yemek değil, bağcıyı döğmek”, “kızım sana söylüyorum gelinim sen dinle” kabilinden, beni “yola getirme”nin yanında, birilerin gözdağı vermek”! Onun için sözümü çarpıtarak, yüklediği anlam üzerinden bana, “ben öyle anladım/ ya da sokaktaki insanlar öyle anladı” onun için sen bizden özür dilemelisin” diyorlar. Allaha yemin olsun ki, ben onların istedikleri bu özürü dilemeyeceğim. Ama onlar elbette, bir gün, mutlaka benden özür dileyecekler”.
Duruşmada AK Parti Genel Merkez, Kadın kolları genel merkezi ve İl Başkanlıkları doğrudan ya da vekaleten temsil edilmedi. KADEM ise 3 avukatla davaya katıldı. AK Parti İstanbul kadın kolları başkanlığı da bir avukatla duruşmaya katıldı. Duruşma 2 saat sürdü.