ABD'nin müzakere oyunu: İran'ın cevabı manipülasyonları bozdu
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırganlığının 28. gününde, uluslararası medyada İran’ın müzakereye sıcak baktığı yönündeki haber dalgası, İranlı analistler tarafından "psikolojik harp" olarak değerlendiriliyor.
Yeni yılın başlamasıyla birlikte, bölgede ABD-İsrail eksenine yönelik saha baskıları artarken, uluslararası medyada İran’ın müzakereye sıcak baktığı ve gizli görüşmelerin ilerlediği yönünde yoğun bir haber ve söylenti dalgası başlatıldı. Ancak İranlı yetkililer ve strateji analistleri, bu haberlerin gerçek bir müzakere sürecini yansıtmadığını, aksine Washington’un stratejik çıkmazını gizlemeye yönelik kapsamlı bir psikolojik harp operasyonu olduğunu vurguluyor.
"Trump'ın Zaman Tuzağına Düşülmedi, İran Kendi Şartlarını Belirledi"
Analistler, ABD Başkanı Donald Trump’ın 48 saatlik ve ardından 5 günlük ültimatomlarıyla İran’ı "cevap vermeye zorlanan taraf" konumuna sokmaya çalıştığını, ancak Tahran’ın bu tuzağa düşmediğini belirtiyor. İran, mühletlere yanıt vermek yerine, savaşın sona ermesi için kendi ön şartlarını ilan etti: saldırganlığın tamamen durdurulması, tekrarlanmama garantisi, savaş tazminatı ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğinin tanınması.
Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin "arabulucular aracılığıyla iletilen mesajları müzakere olarak adlandırmıyoruz" açıklaması, Washington’un medya oyununu etkisiz hale getirdi. Bu durum, İran’ın "müzakereye zorlanan taraf" konumundan "şartları belirleyen taraf" konumuna yükseldiğini gösteriyor.
ABD'nin 15 Maddelik Teklifi: Müzakere mi, Dayatma mı?
Washington’un Pakistan gibi arabulucular aracılığıyla ilettiği 15 maddelik planın, İran’da "alternatif liderlik" veya "Hürmüz’ün ortak yönetimi" gibi gerçekçi olmayan talepler içerdiği belirtiliyor. Bu talepler, ABD’nin sahadaki gerçeklerden ne denli kopuk olduğunu gösterirken, İran tarafından reddedildi. Uzmanlar, bu tür tekliflerin asıl amacının, ABD kamuoyuna "İran’ın müzakere masasında olduğu" izlenimi vermek olduğunu vurguluyor.
"Harcama Yapan Taraf ABD, Şartları Belirleyen Taraf İran"
İran’ın müzakereye yanaşmadığı yönündeki psikolojik harp, "İran ya müzakeresizlikte ısrar ederse inatçı, müzakere ederse kontrol altına alınmış" gibi ikili bir kıskaç kurmaya çalışıyor. Ancak saha verileri tam tersini gösteriyor:
Askeri alanda: Kuveyt Havalimanı’ndaki yangınlar, Suudi Arabistan’daki üs patlamaları ve bölgedeki ABD çıkarlarına yönelik artan saldırılar, İran’ın caydırıcılığını ve vurucu gücünü koruduğunu kanıtlıyor.
Siyasi alanda: Pentagon ile Beyaz Saray arasında strateji farkı ve ABD’nin bölge müttefikleriyle yaşadığı gerilim, Washington’un ittifak yapısındaki çatlakları gün yüzüne çıkarıyor.
Ekonomik alanda: Bölgesel arabulucuların küresel ekonomi üzerindeki baskıyı azaltmak için krize çözüm araması, İran’ı dünya için "bir sorun" değil, "çözülmesi gereken bir denklem" haline getiriyor.
İran'da Tek Ses: "Müzakere Yok, Direniş Devam Ediyor"
Analizin en dikkat çekici noktalarından biri, İran’daki karar alma mekanizmalarının tam bir uyum içinde hareket etmesi. Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nden Dışişleri Bakanlığı’na, ordu ve Devrim Muhafızları’ndan siyasi kurumlara kadar tüm aktörler, "şartlar oluşmadan müzakere yok" mesajında birleşiyor. Bu iç birlik, düşmanın psikolojik harp için ihtiyaç duyduğu "çelişki" ve "belirsizlik" alanını tamamen ortadan kaldırıyor.
Sonuç: Ateşkes İsteyen İran Değil, Stratejik Çıkmazdaki ABD
Tüm bu veriler ışığında, uluslararası medyada dolaşıma sokulan "İran ateşkes istiyor" haberlerinin gerçeği yansıtmadığı, aksine bir projeksiyon olduğu değerlendiriliyor. ABD’nin ilk haftalardaki "hızlı zafer" beklentisi, yerini İran’ın belirlediği ağır şartlarla baş etmek zorunda kalan bir yönetimin çıkmazına bıraktı. İran, hem sahadaki direnişi hem de diplomatik sahada şartlarını dayatmasıyla, savaşın gidişatını belirleyen taraf olmayı sürdürüyor.
