9 Şehidin Otopsi Raporu
PKK'lı teröristlere gösterdiği insani yaklaşımları Mavi Marmara şehitlerine göstermeyen sözde liberal humanist kılıklı Donkişotlar ne hikmetse(!) Mavi Marmara olayını yeni gündemlerine aldılar.
MAVİ MARMARA'DAKİ 9 ŞEHİDİN OTOPSİ RAPORU?
Gazze'ye yardım götüren Mavi Marmara'ya saldıran İsrail komandolarının vahşetini, Adli Tıp raporları bir kez daha ortaya koydu.
9 şehidin otopsi raporunu ele geçirildi. Raporlara göre, katiller, en az bir kere öldürücü atış yaptıktan sonra kurşun sıkmaya devam etmiş. Etkisiz hale getirmek yerine gönüllülerin hayati organlarını hedef alan İsrail askerleri vahşice dövdükleri 19 yaşındaki Furkan Doğan'ın vücuduna 2 kez uzaktan atış yaptı. Furkan'ın vücudunda ölüm yaraları açan komandolar, yakın mesafeden de kafasına 3 el ateş etti.
Ambargo altındaki Gazze'ye insani yardım götüren Mavi Marmara'ya uluslararası sularda 1 Haziran'da kanlı baskın düzenleyen İsrail komandolarının, aktivistleri etkisiz hale getirmek için değil, öldürmek amacıyla kurşun sıktığı ortaya çıktı. Yeni Şafak, Gazze yolunda İsrail kurşunlarına hedef olan 9 şehidin Adli Tıp raporunu ele geçirdi. Raporlara göre, İsrail komandoları gönüllüleri uzaktan ve yakın mesafeden kurşun yağmuruna tuttu. Kalp, göğüs ve kafa gibi hayati bölgeleri hedef alan İsrail komandoları, kesin ölüme neden olacak atışlar yaptı. Gemiyi kana bulayan komandolar, bununla da yetinmeyip, keyfi olarak bazıları ilk atışta hayatını kaybeden aktivistlerin üzerine peş peşe ateş etti.
RAPORLAR SAVCILIKTA
Türkiye'nin 24 saat süre vermesinin ardından, İsrail'in geri adım atması üzerine gönüllülerle İstanbul'a getirilen şehit cenazelerinin otopsisi Adli Tıp Kurumu'nda yapıldı. 7 Adli Tıp uzmanının her bir şehit için ayrı ayrı hazırladığı 17 Haziran 2010 tarihli raporlar, soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildi.
KESİN ÖLÜM İÇİN YAKIN MESAFDEN ATIŞ
Şehitlere isabet eden kurşunların her birinin öldürücü nitelikte olduğunu ortaya koyan raporlar, İsrail'in Mavi Marmara'da sergilediği vahşeti bir kez daha gözler önüne serdi. Raporlara göre, İsrail komandoları, gemideki silahsız Gazze gönüllülerine uzaktan öldürücü atışlarla yetinmedi. İsrail askerleri, vücutlarının kalp, göğüs, kafa gibi öldürücü noktalarına kurşun isabet eden yaralı Gazze yolcularına kesin ölüm için yakın mesafeden de ateş etti.
DİRENMEDİ AMA VURDULAR
İHH görevlisi gazeteci Cevdet Kılıçlar'ın otopsi raporu ise Mavi Marmara'da direniş göstermeyen gönüllülerin bile uzaktan vurulduğunu ortaya koydu. Otopside, gemiye baskın yapan İsrail komandolarına direniş gösterdiğine dair Kılıçlar'ın vücudunda herhangi bir yara ya da sıyrık izi tespit edilmedi. Uzak mesafeden atılan tek kurşunla alnından vurularak şehit edilen Kılıçlar'ın ölüm nedeni raporda şöyle anlatıldı: "Kişinin vücuduna 1 adet ateşli silah mermi çekirdeği isabet etmiş olup, müstakilen öldürücü nitelikte olduğu, ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası cilt, cilt altı bulgularına göre atışın uzak atış mesafesinden (kısa namlu için 35-45 cm, uzun namlu için 75-100 cm dışından) yapılmış olduğu, cesetten mermi çekirdeği elde edilmediği, kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası kırıklarıyla birlikte beyin kanaması beyin doku harabiyeti sonucu meydana gelmiş olduğu..."
GÖĞSÜNE UZAKTAN TEK KURŞUN
İzmir'li 7 çocuk babası Cengiz Songür'ün otopsi raporunda ise uzaktan sıkılan tek kurşunun öldürücü nitelikte olduğu ve göğüs bölgesine isabet ettiği belirtildi. Raporda, Kılıçlar gibi İsrail komandolarıyla teması olmadığı halde kurşuna hedef olan Songür'ün ölüm nedeni şöyle anlatıldı: "Bir adet mermi çekirdeğinin 9x19 mm çapında silahlarda atılmak üzere imal edilmiş fişeklere ait olduğu. Barut artıklarına saptanmadığı. Kişinin vücuduna 1 adet ateşli silah mermi çekirdeği isabet etmiş olup, meydana getirdiği yaralanmanın müstakilen öldürücü nitelikte olduğu. Ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası cilt, cilt-altı bulguları ve Fizik İhtisas Dairesinin raporuna göre yarayı oluşturan atışın uzak atış mesafesinde yapılmış olduğu. Cesetten gömlekli üzerinde yiv ve set izleri bulunan deforme olmamış bir adet mermi çekirdeği elde edildiği. Kişini ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kaburga ve omur kırığı ile birlikte iç organ ve büyük damar yaralanmasından gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu"
VÜCUDUNDAN 3 KURŞUN ÇIKTI
Gazze gönüllülerinden Saadet Partili İbrahim Bilgen ise baş ve sırtından aldığı 3 kurşunla şehit düştü. Bilgen'in vücudundan 3 adet kurşun çekirdeği ile 'Bean Bag' olarak tabir edilen saçma taneleri bulundu. Otopsi raporunda saçma baş kulak arkasından kafatasına giren 12 kalibre av tüfeğine ait olduğu saptanan saçma tanelerinin ölümcül yaralanmaya neden olduğu belirtildi. Raporda, İsrail askerlerinin dövdükten sonra kurşunladığı, Bilgen'in, vücudunda yara ve sıyrıklar tespit edildiği, elbiselerinin de parçalanmış olduğu kaydedildi.
Uzaktan vurdular, dövüp kafasına 3 kez sıktılar...
İsrail komandolarının vahşetini, Kayserili lise öğrencisi 19 yaşındaki Furkan Doğan'ın otopsi raporu gözler önüne serdi. İsrail terörünü belgeleyen raporda, katiller, önce genç Furkan'ı uzaktan atışlarla vurdu. Bununla yetinmeyen İsrail komandoları, daha sonra ortaya çıkan görüntülerde olduğu gibi sırtına ve sol ayağına isabet eden kurşunlarla yere yığılan Furkan'ı önce dövdü. Ardından yakın mesafeden kafasına 3 el ateş ederek şehit etti. Furkan'ın otopsi raporunda "Kişinin vücuduna 5 adet ateşli silah mermi çekirdeği isabet etmiş olup dış muayenede 1, 4 ve 5 nolarda tanımlanan yaralardan giren mermi çekirdeklerinin meydana getirdiği yaralanmaların tek başına ölüme neden olacak nitelikte olduğu" belirtildi. Furkan'ın yüzünde ve kafasında da sıyrıklar ve yara izleri tespit edildi.
Önce tartakladılar sonra kurşunladılar
Şehit Fahri Yaldız'ın göz, burun ve alnında İsrail askerlerinin darbeleri sonucu oluşan yaralar ve morluklar tespit edildi. Otopsi raporu Yıldız'ın dövüldükten sonra 5 kurşunla şehit edildiğini gösterdi.
Adli Tıp raporuna göre Şehit Fahri Yaldız İsrail komandoları tarafından tartaklandıktan sonra şehit edildi. Yıldız'ın gözlerinde İsrail askerlerinin darbe sonucu oluşan şişlikler, burnunda ve alnında sıyrıklar tespit edildi. Alın kısmının deri altında ise tanımlanamayan düzensiz metalik cisim bulundu. Metal küçük olduğu için ne olduğu anlaşılamadı. Sol dirsek de 4 cm2 ebadında iki morluk, eklem yerlerinde ise İsrail askerlerinin darp etmesi nedeniyle oluşan delik belirlendi.
BİRİ KALBİNE 5 KURŞUN
İsrail askerleri tarafından öldürülmeden önce dövüldüğü anlaşılan Yıldız'ın cesedinde 10 mermi giriş ve çıkış noktası olduğu tespit edildi. İsrail komandolarının Yıldız'ın kalbini hedef alarak ateş ettiğini koyan rapora göre, sol memenin altından giren bir mermi, sağ arka omuzdan çıktı. İkinci mermi ise sol uyluktan girdi. Sağ uylukta da 4 cm genişliğinde kurşun giriş yarası belirlendi. Yıldız'ın sağ dizi ve bacakları arasındaki uyluk bölgesinde de kurşun yarasına rastlandı.
1'İ ÖLDÜRÜCÜ 4'Ü KEYFİ ATIŞ
Raporda, 1 nolu olarak işaretlenen atışın, öldürücü nitelikte olduğu belirtildi. Raporla öldürücü kurşundan sonra İsrail komandolarının 4 atışı keyfi olarak yaptıkları ortaya çıktı. Giysilerdeki kurşun giriş delikleri üzerinde yapılan incelemede ise, atışların bitişik, bitişiğe yakın ya da yakın atış mesafesinden yapılıp yapılamadığı tespit edilemedi. Atış mesafesi, deliller karartıldığı için belirlenemedi.
Direnmedi ama yinede katlettiler
İsrailli katiller, Milli Tekvandocu Çetin Topçuoğlu, karnından, sırtından ve kafasından kurşunlayarak öldürdü. Otopside Topçuoğlu'nun vücudunda kurşun yaraları dışında herhangi sıyrığa bile rastlanmadı. Bu durum, Topçuoğlu'nun direnmediği halde İsrailli katiller tarafından öldürüldüğünü gösterdi.
VUCUDUNDA 7 MERMİ YARASI
Otopside Diyarbakırlı Gazze gönüllüsü Ali Haydar Bengi'nin vücudunda ise 7 mermi giriş yarası tespit edildi. Bengiyi öldüren kurşunlar, uzak mesafeden (100 cm'in dışından) atıldı. Malatyalı Necdet Yıldırım ise göğsünden aldığı iki kurşunla şehit düştü. İsrail komandolarının iki kez kafasından, iki kez de sırtından kurşunladığı şehit Cengiz Akyüz'ün otopsisinde ise vücudunda sıyrıklar tespit edildi.
9 şehitte 31 kurşun yarası
Otopsi raporlarına göre, kanlı saldırıda şehit düşen 9 vatandaşımızda 31 kurşun yarası tespit edildi:
Ali Haydar Bengi: 7 kurşun
Furkan Doğan: 5 kurşun
Fahri Yaldız: 5 kurşun
Cengiz Akyüz: 4 kurşun
İbrahim Bilgen: 3 kurşun
Çetin Topçuoğlu: 3 kurşun
Necdet Yıldırım: 2 kurşun
Cevdet Kılıçlar: Tek kurşun
Cengiz Songür: Tek kurşun
İşte Ahmet Altan'ın O Yazısı
Mavi Marmara ve Deniz Feneri
Öylesine uğultulu bir milliyetçilik propagandası var ki herkes kum fırtınasına yakalanmış deve yavrusu gibi dizlerinin üzerine çöküp gözlerini kapamış vaziyette.
Kafasını kaldırıp konuşabilen pek yok.
Allahtan ki bazı dürüst ve cesur insanlar yaşıyor bu ülkede.
Yıldıray Oğur'un dünkü yazısı olağanüstü dürüst ve cesurdu, kimsenin söylemeye, sormaya cesaret edemediklerini söyleyip soruyordu.
Mavi Marmara gemisinde İsrailli askerlerin dokuz "sivil" insanı öldürmeleri, insanlık adına utanç verici, hiçbir askerin onur duymayacağı alçakça bir cinayetti.
Ama Oğur'un yazısında söylediği gibi, "En büyük silahı haklılık ve sivillik olan bir yardım gemisinden Gazze ablukasını delecek bir firkateyn, askerî olarak en tecrübeli olanı en fazla savaş görmüş aktivistlerden de Arap devletlerinin dize getiremediği İsrail'i yenecek bir direniş örgütü yaratmaya çalışanlar da hesap vermeyecek mi?"
"Gemiye ilk inen üç İsrail askerini döve döve ele geçirip İsrail askerlerine en iyi bildikleri işi yapmaları yani gaddarca adam öldürmeleri için fırsat verenler, bu ölümlerden hiç sorumlu değiller mi?"
Oğur'un büyük bir dürüstlükle bize yol gösterdiği gibi dokuz sivili alçakça öldüren İsrail'i elbette insanlık adına, vicdan adına, adalet adına suçlayacağız ama öldürülen dokuz kişiyi bile bile ölüme gönderenlere de "Neden böyle yaptınız" diye soracağız.
O yolculuğu organize eden örgüt neden "sivil bir eylemi" bir "cihada" çevirdi?
İsrailli askerlerin barbarlığı ortadayken neden sivil insanları gereksiz bir çatışmaya soktu?
Tabii, sadece bu örgüte soru sormayacağız, hükümete de sormamız gerekiyor.
O gemide öldürülen kurbanlardan birinin yolculuğa çıkmadan önce "Şehit olmaya gidiyorum" dediği, yolcuların en azından bir kısmının "barışçı" bir eylemin içinde "savaşçı" bir damar aradığı biliniyor, bunlar bilindiği halde neden hükümet bu eyleme izin verdi?
Neden örgütü uyarmadı
Gerektiğinde gemiyi durdurabildikleri, ikinci seferin yapılamamasından belli, neden bu inisiyatiflerini ilk seferde kullanmadılar?
Neden o insanların kurban olmasına göz yumdular?
Bir devletin görevi, Gazze'deki insanların yanı sıra kendi insanlarını da korumak değil midir?
Niye korumadılar?
Hükümet, bu meselede kendine yönelik her eleştiriyi "İsrail avukatlığı" diye püskürtmeye çalışıyor, bu, İsrail'in değil "kurbanların" avukatlığı, ölen insanların hesabını öldürenlere sormak hakkımız olduğu kadar, onları ölüme gönderenlere de sormak hakkımız.
Mavi Marmara ile ilgili Birleşmiş Milletler raporu yayımlandıktan sonra da hükümet esip gürlüyor, Doğu Akdeniz'e "savaş gemilerini" göndermekten söz ediliyor.
Bütün ülke, Birleşmiş Milletler tarafından büyük bir haksızlığa uğradığımıza inandırılıyor, Davutoğlu BM Komisyonu'nun "politik mülahazalarla hareket ettiğinden" yakınıyor.
Bugün bizim gazetede cesur ve dürüst bir yazı daha okuyacaksınız, Emekli Büyükelçi Ünal Ünsal, bu rapor meselesinin içyüzünü olduğu gibi anlatıyor, "bu komisyona verilen misyonun zaten politik amaçlı" olduğunun raporda belirtildiğini söylüyor.
"Birleşmiş Milletler Davutoğlu'nu kandırdı mı" diye soruyor.
Ya Birleşmiş Milletler Davutoğlu'nu kandırdı ya da Davutoğlu bizi kandırıyor.
Büyükelçi Ünsal, Birleşmiş Milletler'in bizi kandırmadığına, bu sertliğin iç politikada puan toplamaya yönelik olduğuna inanıyor.
Hükümet son zamanlarda frensiz gidiyor, tehdit etmediği kimse kalmadı gibi, Birleşmiş Milletler'i, Avrupa Birliği'ni, Kürtleri, Yahudileri, Ermenileri, Rumları tehdit ediyor, sanki politikada "sertlik" dışında hiç bir yöntem kalmamış gibi davranıyor.
Bu sertlik hukuk alanına da sirayet etti, Deniz Feneri'ni soruşturan üç savcıya Adalet Bakanı'nın izniyle görevden el çektirildi, Ergenekon savcılarının yaptığı işlemin benzerini yaptıkları için "tahrifatla" suçlandılar.
Savcılar soruşturuluyor ama bir bakanın yakını olduğu söylenen "köstebekler" soruşturulmuyor, savcılar hakkındaki şikâyet on sekiz ay önce ortaya çıktığı halde neden şimdi görevden alındıkları açıklanmıyor, açıklanamıyor.
AKP hükümeti, nedenini tam kavrayamadığımız bir baş dönmesi içinde, Erdoğan'ın ve Davutoğlu'nun çok sevdiği "Osmanlı mirasçılığı" meselesini fazlasıyla ciddiye alıp "sultanlığı" da benimseyerek gerçeklerle bağlarını koparmaya başlamış gibiler, sanki her şeyi yapabileceklerine, kendilerine hesap sorulamayacağına inanıyorlar.
Dostoyevski'nin bir kahramanını tarif ederken, "Onun delirdiğini anlayamadıklarını için kaba biri haline geldiğini düşünüyorlardı" demesini bugünlerde çok sık hatırlıyorum.
İktidarın "sertliği" sandığımız şey başka bir şey mi acaba, diye düşünüyorum.
