Türkiye'de Yargı Tarafsız Değil!

Türkiye'de Yargı Tarafsız Değil!

Mehmet Elkatmış Yeni Aktüel'e konuştu...

Türkiye'de yargı tarafsız değil


TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı, TBMM İnsan Hakları Araştırma Komisyonu eski Başkanı Mehmet Elkatmış, çözülse belki de Türkiye'nin bambaşka bir ülke olmasına yol açacak skandalın patlamasının yıl dönümünde Yeni Aktüel'e konuştu.




Ve faili meçhul, gözaltında kayıp gibi insan hakları ihlallerini kapsayan raporların birçoğunun Meclis'te görüşülemediğini, görüşülse de gereğinin yapılmadığını söyledi...

"Şimdiye kadar çok rapor hazırladık, kimse bunlar ne oldu" diye sormadı diyorsunuz. Nedir bu raporlar?

Son 20 yıldaki Meclis araştırma raporları toplumu derinden sarsan olaylarla ilgili ama bunların gereğince değerlendirildiği kanaatinde değilim. Bir kısım raporlar aradan çok uzun zaman geçmesine rağmen görüşülemiyor. 1993'te verilen ve tüm faili meçhul cinayetleri araştırmak üzere kurulan komisyonun hazırladığı "Faili Meçhuller Raporu" da Meclis Başkanlığı'na verilmiş ama görüşülememiştir. Mesela "Şemdinli Araştırma Komisyonu Raporu" TBMM'ye verileli bir buçuk yıl oldu; 2006 Nisan ortalarında verilmiştir. Bırakın gereğinin yapılmasını, görüşülemedi bile; milletvekillerine dağıtılmamış, kamuoyuna açıklanmamıştır. Halbuki rapor sunulduktan sonra bir ay içinde görüşülmesi gerekir. Şemdinli, faili meçhul cinayetler ve göç raporunun hiçbiri görüşülemedi.

- Neden? 
Etkili çevreler engel oluyor demek ki!

- Araştırmalar sırasında ne gibi zorluklar yaşadınız? 
Mesela Susurluk için bize dört aylık süre verildi. Komisyonun çalışacağı bir oda bulmak için bile bir ayımız geçti. İstifa edeceğimi söyledim. Zamanın Meclis Başkanı Mustafa Kalemli "İstediğin odayı beğen, ayarlayacağım" dedi de öyle kaldım. 150 bin sayfa yazılı doküman vardı, yüzlerce insanı dinledik. Yani komisyonların çalışmaları pek sağlıklı olmuyor. Türkiye'de bazı şeyler pek mümkün olmuyor. Şemdinli olaylarında da bunu gördük, iddianameyi hazırlayan başsavcının başına gelmeyen kalmadı. Bizim komisyonun başına da geldi. TBMM İnsan Hakları Araştırma Komisyonu'nda ben dahil AK Parti'li 15 üyeden 12'si Meclis dışında kaldı. Komisyon olarak arkadaşlarımla kıyıma uğradık. İnsan hakları mücadelesi zordur, keçileri ürkütmüş olabilirsin. Basında Yahudi lobisinin ABD ve İsrail'i kötü göstermem üzerine Erdoğan'a bir mektup verdiği yazılıyor. Tüm bunların değerlendirildiğini ve bir şeylerin döndüğünü düşünüyorum. Ama bunlara inanmak da istemiyorum.

- Basın olayları gereğince takip edebiliyor mu sizce? 
Basın bizden de önde gidiyor bazen. Susurluk Davası'nda önemli birinin ifadesine başvurmuştuk; dört - beş saat sürmüştü ifadesinin alınması. O akşam bir TV davet etti çalışmalarla ilgili. Program öncesinde sunucu bilgisayardan bir metin gösterdi; dedi ki "O kişi şunu mu söyledi!" "Yok" dedim! "Şunu mu, bunu mu" diye dört, beş metin gösterdi. Dedim ki "Sen beni konuşturmak istiyorsun, bunların hiçbiri doğru değil" Ama hepsi doğruydu. Mecburen doğru söylemedim. O metinlerin nasıl verildiğine biraz da hayret ettim. Çünkü alınan ifadelerin bant çözümleri birkaç günde yapılır, çok acilse en az bir günde verilir, sonra tutanaklara geçer. Ekranda gösterilen metinler daha benim bile elime geçmemişti. Ondan sonra dinleme cihazı mı var acaba diye Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda da bulundum. Onlar da çözemedi ve takipsizlik kararı verildi. Basın bazen sırf reyting uğruna istemeyerek de olsa soruşturmanın selametine zarar verebiliyor.

- Araştırma sırasında istediğiniz bilgilere kolay ulaşabiliyor musunuz? 
Hayır. Çünkü gizlilik diye bir konu var. Anayasa'da ve Meclis içtüzüğünde de bu konuda hüküm var. Diyor ki: "Devletin gizli sırları ve ticari sırlar araştırma konusu yapılamaz." Neyin sır, neyin sır olmadığını nereden bileceğiz, bunun bir tanımı yok. Birçok yer "Bu devlet sırrıdır, söyleyemeyiz" diye bilgi vermedi. Mesela kayıp silahlarla ilgili adam "Tamam silahlar bende ama nereye verdiğimi söylemem, devlet sırrı" dedi. Susurluk olayında, dönemin ana muhalefet partisinin Genel Başkanı Mesut Yılmaz, zamanın Cumhurbaşkanı Demirel'e bir mektup yazıp diyor ki; "Devlet ciddi tehdit altındadır. Birtakım çete - mafya - siyaset ilişkisi vardır. Bunların ortaya çıkarılması lazım. Ama korkarım ki bunlar ortaya çıkarıldığında devlet zarar görür!" Yani hem "ortaya çıkarılsın" diyor, hem de "devlet zarar görür çıkarılmasın". Nitekim ortaya çıkarılamadı. Milli Güvenlik Kurulu'na da kayıp silahlarla ilgili yazı yazdık, bazı bilgiler istedik; cevap vermedi. Bazı konularda Genelkurmay'a da yazdık, cevap verilmedi; üstelik "Bu işleri araştırmayın" gibilerinden pek uygun olmayan ifadeler kullanıldı. Nitekim bunları komisyon raporlarına yazdık. Yeşil ile ilgili bankalara "Bankanızda hesabı var mı, varsa tedavülleri nasıl olmuştur" diye yazı gönderdik ama birkaçı hariç hiçbiri yanıt vermedi. "Ticari sırdır" dedi.


Yargıda bağımsızlık problemi olduğunu düşünüyor musunuz?
Yargı yeterince bağımsız ama tarafsız değil. Bazen verilen kararlara hayret ediyorum. Komisyona başkanlık ettiğim dört buçuk, beş yıl boyunca en çok şikâyet cezaevlerinden geldi. Cezaevleri konusunda. Sonraki en büyük şikayet yargı kararlarından geliyordu. Vatandaş yargıya inanmıyor.