Sivilleşmenin 9 Şartı

Sivilleşmenin 9 Şartı

Adalet Gönüllüleri Derneği, sivil anayasa çalışmalarına katkıda bulunmak amacıyla bir taslak hazırladı.

Adalet Gönüllüleri Derneği, sivil anayasa çalışmalarına katkıda bulunmak amacıyla bir taslak hazırladı. “Özgür Anayasa” adıyla hazırlanan ve bayram sonrası hükümete sunulacak olan taslakta olmazsa olmaz 9 şart sıralandı

Adalet Gönüllüleri Derneği (ADALET-DER), hükümetin sivil anayasa çalışmalarına katkıda bulunmak amacıyla başlattıkları “anayasa taslağı önerisi” çalışmasını tamamladı. Bayramdan sonra yetkili organlara sunulacak taslak üzerinde birçok hukukçunun yanı sıra sivil toplum örgütü temsilcilerinin de görüşleri dikkate alındı. “Özgür Anayasa” adıyla hazırlanan taslak metinde hedef, ülkenin ilerlemesi, insanların özgürleşmesi, insan haklarının geliştirilmesi, toplumun gelişmesi önündeki engellerin kaldırılması olarak belirlendi. Taslakta öne çıkan tavsiyelerden bazıları şöyle:

ANAYASA HİÇBİR İDEOLOJİNİN ÜRÜNÜ OLMAMALI
“Anayasa hiçbir ideolojinin ürünü olmamalıdır. Anayasaya bir ideolojinin koruyucusu gözüyle bakmak, ülkenin gelişmesine ve özgür düşünceye kapıları kapatmaktan farksızdır. Anayasa eğer tüm toplumun üzerinde onların haklarını korumayı hedefliyorsa farklılıkları, farklı düşünceleri, muhalefeti de tanımak zorundadır. Bu sebeple 1982 Anayasası'nın başlangıç metnindeki ve bazı maddelerindeki ideolojik kamplaşmalara sebebiyet verecek tüm hükümlerinden arındırılan bir anayasa gereklidir.

KORKULARDAN ARINDIRILMALI
1982 Anayasası'nın 4. maddesinde belirtilen “değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez” düşüncesinden arındırılmış bir anayasaya ihtiyaç vardır. Bu hüküm açıkça söylemek gerekirse bir korkunun eseridir. Eğer değiştirilmemesi gereken bir hüküm varsa neden bu değiştirilsin. Bu konuda anayasayı değiştirecek nitelikte olan kişilere güvenilmediği, onların sistemi değiştirecek kişiler olarak kabul edildiği, bu şekilde de millete ve milletin seçtiklerine karşı korku psikolojisinin egemen olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple devlet ile halkın barışması için bu ve benzeri yasaklayıcı hükümlerden uzak durulmalıdır.

EGEMENLİK MİLLETE DEVREDİLMELİDİR
1982 Anayasası'nın 6. maddesinde egemenliğin, yetkili organlar eliyle kullanılacağı belirtilmiştir. Aynı maddenin başında egemenliğin millete ait olduğu belirtilmiş iken aynı maddenin devamında bu yetki bir kısım organlara devredilmektedir. Peki, bu organların oluşumunda, kayıtsız şartsız egemenliği kullanan millet ne kadar söz sahibidir? Millet ile bu organlar uyum içinde midir? Milletin bu organları açıkça tanıması, yetkilendirmesi veya seçmesi gerekmez mi? Bu konu gerçekten çok önemli bir konudur. Kaynağını anayasadan almayan bir organın devlet yetkisi kullanamayacağı belirtilirken bu organların oluşumuna da milleti dâhil etmesi gereklidir. Bu bazı kurumlarda doğrudan olacağı gibi bazen de milletin temsilcileri aracılığı ile olmalıdır. Mesela siyaset ve devletin temel politikaları konusunda oldukça söz sahibi olan Genelkurmay Başkanı, eğer bu kadar etkin iseler neden millet tarafından seçilmesin? Atanmışların seçilmişlere hâkimiyeti, milletin üstünlüğünün tanınmadığının en açık göstergesidir. Bu yapıların değişerek, oluşumu, seçilmeleri ve görevlerinin açıkça tanımlanması gerekmektedir.

GENELKURMAY BAŞKANLIĞI SAVUNMA BAKANLIĞI'NA BAĞLANSIN
Milli Güvenlik Kurulu, 1982 Anayasası'nda her ne kadar tavsiye ve görüş bildiren bir kurul olarak öngörülmüş ise de, tüm uygulamaları ile askerin siyaset üzerindeki hâkimiyetini artırmış, anayasa ile görevleri belirlenen diğer kurumların üzerinde etkin bir yapıya ulaşmıştır. Bu sebeple bu kurulun kaldırılması, Genelkurmay'ın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanması sistemin tanımlanması açısından önemlidir. Eğer bu tür bir gelişme olmayacak ise MGK’nın alabileceği kararların belirlenmesi, toplantı zamanlarının daha aralıklı hak getirilmesi gereklidir.

YÖK KALDIRILSIN
Yüksek Öğretim Kurulu, uygulamaları, oluşumu ve görevlerini yerine getirme şekli bakımından tepeden tırnağa değiştirilmesi gereken bir yapıdadır. Yüksek Öğretim Kurumları nezrinde, gelişime, tartışmaya, araştırmaya, özgürlüğe açık bir yapı kurulmak isteniyorsa, YÖK’ün kaldırılmasından kaçınılmamalıdır. Bu konuda üniversitelere daha geniş yetkiler vererek, katılımı geniş, öğrencilerin de temsil edilebileceği yönetim şekilleri üzerinde durulmalıdır.

YARGININ TARAFSIZLIĞI GÜÇLENDİRİLMELİDİR
Yüksek yargı mercilerinin üyelerinin seçimi konusunda daha farklı bir yol oluşturulmalıdır. Bu konuda Cumhurbaşkanına bir yetki verilmesi, Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu ilkesi ile çelişmektedir. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı güçlendirilmeli, ideolojik düşüncelerin etkisinden yargı kurtarılmalıdır. Adaleti her şart ve zeminde gözeten tarafsız yargı mercileri oluşturulmalıdır. Hâkimlerin sınavından, atamasına kadar süreçte yaşanan aşırı takdir yetkisi kaldırılmalı, objektif yöntemler oluşturulmalıdır.
Askeri ve sivil yargı gibi, yargı sistemindeki iki başlılık ortadan kaldırılmalıdır. Kişinin kimliği veya rütbesi yargılamada esas olmamalıdır. Herkesin yargılanabilmesine olanak sağlayan düzenlemeler getirilmeli, yargı eli tek merkezden yürütülmelidir.

BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI SON BULMALIDIR
Toplumun kısır döngü içerisinden kurtulması gereklidir. İnsan hak ve hürriyetlerinin kısıtlanamayacağı ve din vicdan özgürlüğünün tüm uygulamaları ile yerleşmesi gereken bir dönemde, başörtüsü yasağını savunanlar, bu ülkenin ilerlemesine, gelişmesine, insanların insanca bir hayat yaşamasına engel olmak isteyen tırnak içinde kişilerdir. Bu uygulamanın ilkel ve zorbaca olduğunu ifade etmek dahi gereksizdir. Devletin, insanların inançları ile şekillenmemesi gerektiğini savunanlar, devlete bir inanç uydurmakta ve bu inançla insanları tek tipleştirmeye çalışmaktadırlar. Millet ile devletin barışık olup olmaması doğrudan bu konu ile ilgilidir. Artık devletin, insanların inançlarından, düşüncelerinden, kılık kıyafetinden elini çekmesi gereklidir.

“TOPLUMUN İSTEDİĞİ OLMALIDIR”
Hazırladıkları taslakla ilgili Vakit’e bilgi veren ADALET-DER Genel Başkanı Avukat Emre Yurtalan, “Biz anayasa yapabiliyoruz demek için değil, gerçekten toplumun ruhunu, kabullerini yansıtan ve hali hazırdaki darbe anayasasından farklı bir anayasa istiyoruz” dedi. Belli odakların esas tartışılması gereken konuları tartışma dışı tuttuğunu, tartışmak isteyen kişilere hemen bir linç kampanyası başlattıklarını belirten Yurtalan, şöyle devam etti: “Tartışma zeminini sıkıntılı bir noktaya taşıma gayreti içinde olanların, sistemli bir çabası olarak görünmektedir. Bu nedenle meseleyi birilerinin baskısı, dayatması veya önümüze koyduğu gündemle değil, baskıdan ve tehditlerden uzak bir şekilde rahatça tartışabilmeliyiz. Anayasa değişikliği ile hedeflenen, ülkenin ilerlemesi, insanların özgürleşmesi, insan haklarının geliştirilmesi, toplumun gelişmesi önündeki engellerin kaldırılması olmalıdır.”

Vakit