NATO bölünme ve yeniden yapılanma arasında: Uluslararası ittifaklar 2026'da değişecek mi?

Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki iş birliği, 2026 yılında stratejik ve ekonomik birçok dosyada görüş ayrılıklarının açık şekilde ortaya çıkmasıyla birlikte artan bir gerilim sürecine girdi.

Ukrayna savaşı, Grönland’a ilişkin tartışmalar, NATO görevleri ve sorumluluk paylaşımı ile gümrük tarifelerine dayalı ticari anlaşmazlıklar, taraflar arasındaki çatlağı derinleştiren başlıca başlıklar olarak öne çıkıyor.

Buna karşılık Avrupa içinde “stratejik özerklik” çağrıları güç kazanırken, bazı Avrupa başkentleri geleneksel Washington bağımlılığını azaltmak amacıyla özellikle Çin başta olmak üzere uluslararası ortaklıklarını çeşitlendirme arayışına yöneliyor. Bu gelişmeler, Avrupa’nın ABD’den daha bağımsız bir konuma yönelip yönelmediği sorusunu gündeme taşıyor.

Avrupa–ABD hattında artan gerilim

2026 itibarıyla NATO içindeki ilişkiler daha karmaşık bir aşamaya girmiş durumda. Avrupa’da, Washington ile yaşanan anlaşmazlıkların geçici değil, uluslararası güç dengelerindeki yapısal değişimlerin yansıması olduğu yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, NATO’yu “zayıflamış bir kurum” olarak nitelendirerek, özellikle Grönland konusundaki anlaşmazlıkların ittifak içindeki bölünmeleri artırdığını savundu. Macron, Avrupa Birliği’ni “Grönland anı” olarak tanımladığı bu dönemi kapsamlı bir stratejik gözden geçirme fırsatı olarak değerlendirmeye çağırdı ve Avrupa’nın hem Washington’a hem de Pekin’e olan bağımlılığını azaltması gerektiğini vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise NATO’ya yönelik eleştirilerini yineleyerek, ittifakın finansman yükünün büyük kısmını ABD’nin üstlendiğini ifade etti ve bazı Avrupa ülkelerinin ortak savunma konusundaki taahhütlerini sorguladı. Trump, Fox News’e verdiği röportajda NATO güçlerinin Afganistan savaşındaki rolünü küçümseyerek, ABD’nin müttefiklerine “gerçekte ihtiyaç duymadığını” öne sürdü. Ayrıca, olası bir gelecekteki çatışmada müttefiklerin ABD’yi savunup savunmayacağından emin olmadığını belirtti.

Avrupa Washington’dan bağımsız bir güç kurabilir mi?

Avrupa’da birleşik bir Avrupa ordusu kurulması yönündeki tartışmalar yeniden gündeme gelirken, Washington’un herhangi bir güvenlik krizine koşulsuz destek verip vermeyeceğine ilişkin soru işaretleri artıyor. Macron, Trump yönetimini “AB’ye karşı hasmane” olmakla suçlayarak, Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini güçlendirmesi gerektiğini savundu.

Emekli Tuğgeneral Şarl Abî Nader, Avrupa’nın teknik olarak ABD’den bağımsız bir askeri güç oluşturmasının mümkün olduğunu ancak asıl sorunun siyasi ve stratejik boyutta olduğunu belirtti. Nader’e göre, Washington Avrupa’nın gerçek anlamda bağımsızlaşmasını engellemek için baskı uyguluyor. Fransa’nın Avustralya ile yaptığı nükleer denizaltı anlaşmasının ABD baskısıyla iptal edilmesi, bu sürecin örneklerinden biri olarak gösteriliyor.

Stratejik özerklik önündeki engeller

Uluslararası ilişkiler araştırmacısı Muhammed Suveydan ise Avrupa’nın stratejik özerklik arayışının önünde ciddi engeller bulunduğunu ifade etti. Avrupa, güvenlik alanında NATO finansmanı, silah tedariki, istihbarat ve lojistik destek açısından büyük ölçüde ABD’ye bağımlı durumda.

Ekonomik boyutta ise Avrupa’nın dolar sistemi ve ABD ile ticari bağları devam ederken, Rus gazından vazgeçilmesinin ardından Amerikan sıvılaştırılmış doğalgazına yönelinmesi enerji alanındaki bağımlılığı artırdı.

Suveydan, Avrupa’nın ABD’ye karşı bir düşmanlık içinde olmadığını ancak Trump’ın politikalarının iki taraf arasındaki mesafeyi açtığını belirterek, dünyanın çok kutuplu bir düzene evrildiğini ve Avrupa’nın bu çerçevede yeni ittifak arayışlarına yöneldiğini söyledi.

Çin ve Hindistan’la ilişkiler güçleniyor

NATO hattındaki gerilim sürerken bazı Avrupa ülkeleri Çin ile ilişkilerini derinleştirmeye başladı. Üst düzey diplomatik ziyaretler, Pekin’in yalnızca ekonomik değil, stratejik bir aktör olarak da önemsendiğini gösteriyor.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Çin ziyaretinin ardından Pekin’i “uluslararası sahnede kilit bir oyuncu” olarak tanımladı ve iş birliği kanallarının açık tutulmasının önemine dikkat çekti. Trump ise Londra’yı Çin ile ticari ilişkilerini genişletmemesi konusunda uyardı.

Avrupa’nın ortaklık çeşitlendirme çabasında Hindistan da öne çıkıyor. Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile İngiltere Başbakanı Starmer, iki ülke arasındaki ticaret anlaşmasını “yeni bir dönemin başlangıcı” olarak nitelendirdi. Aynı zamanda Hindistan ile Avrupa Birliği arasında varılan ve 4 milyar avroya kadar gümrük vergisinin kaldırılmasını öngören ticaret anlaşması, taraflar arasındaki ekonomik ilişkileri önemli ölçüde genişletmeyi hedefliyor.

NATO’nun geleceği tartışılıyor

ABD ile yaşanan görüş ayrılıkları Avrupa kamuoyuna da yansımış durumda. Fransa, Almanya ve Danimarka gibi ülkelerde yapılan anketlerde ABD’ye yönelik olumlu algının gerilediği görülüyor. Stratejik özerklik meselesi, Avrupa Birliği kurumlarında ve ulusal başkentlerde yoğun biçimde tartışılıyor.

Her ne kadar NATO Avrupa güvenliğinin temel dayanaklarından biri olmayı sürdürse de, 2026’daki gelişmeler ittifakın rolünün yeniden tanımlanabileceğine işaret ediyor. Uzmanlara göre mevcut gerilimler geçici siyasi anlaşmazlıkların ötesinde, uluslararası sistemdeki güç dengelerinin değişimine işaret eden yapısal bir dönüşümün parçası.

Bu çerçevede Avrupa, hızla değişen küresel dengeler içinde konumunu yeniden tanımlamaya çalışırken, ABD ile ilişkilerin geleceği de belirsizliğini koruyor.

Medya-Makale Haberleri

Arif Özel'in anlatımıyla içsel tevhid nedir?
Abdurrahman Dilipak: “Kabul olmayan Duâ'dan Allah'a sığınırım”
Abdurrahman Dilipak:“Epstein Olayı”nın tarihi arka planı