Son haftalarda İran’da ABD ve Siyonist rejim destekli kargaşa ve terör eylemleri yaşanırken, sahadaki gelişmelere paralel olarak yoğun bir algı ve dezenformasyon savaşı da devreye sokuldu. Bu savaşın merkezinde, gerçeklerle hiçbir şekilde örtüşmeyen, doğrulanmamış ve kasıtlı olarak şişirilmiş can kaybı rakamlarının dolaşıma sokulması yer aldı.
Söz konusu rakamların temel amacı, küresel kamuoyunda infial oluşturmak ve ABD’nin İran’a yönelik yeni bir askeri saldırısını meşrulaştıracak bir zemin hazırlamak olarak değerlendiriliyor. Son haftalarda “isyanlarda ölenlerin sayısı” başlığı altında yürütülen tartışmaların, büyük ölçüde İran dışından faaliyet gösteren ve ABD tarafından finanse edilen yapılar tarafından yönlendirildiği dikkat çekiyor.
Bu dezenformasyon kampanyasının merkezinde, New York merkezli “Center for Human Rights in Iran” (İran İnsan Hakları Merkezi) bulunuyor. ABD Kongresi tarafından finanse edilen ve uzun süredir egemen ülkelere yönelik müdahaleci faaliyetleriyle bilinen National Endowment for Democracy (NED) ile mali bağlantısı bulunan bu kuruluş, hiçbir metodoloji, sahaya dayalı veri veya bağımsız doğrulama sunmadan, ilk olarak “12 bin kişinin öldüğü” iddiasını ortaya attı.
İddianın dayanaklardan yoksun olmasına rağmen, başta Batılı ana akım medya kuruluşları ve sosyal medya fenomenleri olmak üzere geniş bir ağ tarafından sorgulanmaksızın dolaşıma sokulduğu görüldü. Böylece sahadaki gerçeklerle bağdaşmayan, ancak sürekli tekrar yoluyla “gerçekmiş gibi” sunulan bir tablo oluşturuldu.
İranlı yetkililer ise bu iddiaları net bir dille reddederek, manipüle edilmiş veri setlerini ve sahte listeleri ortaya koyan adli ve teknik bulgular sundu. Resmî verilere göre, olaylarda hayatını kaybedenlerin sayısı yüzlerle sınırlı olup, bunların büyük bölümünü silahlı, yabancı destekli grupların saldırılarında yaşamını yitiren siviller ve güvenlik güçleri oluşturuyor.
Buna rağmen rakamların daha da uç noktalara taşınarak “52 bin ölü” gibi akıl dışı iddialara kadar çıkarılması, İran’a karşı yürütülen hibrit savaş stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bu stratejinin temel hedefinin, İran’ı şeytanlaştırmak ve şiddet, sabotaj ve terör eylemlerinin faillerini aklamak olduğu vurgulanıyor.
“12 bin ölü” iddiasının kaynağı olan Center for Human Rights in Iran’ın, isminde “İran” geçmesine rağmen ülke içinde hiçbir ofisi, saha ekibi veya araştırma kapasitesi bulunmadığına dikkat çekiliyor. Kuruluşun yönetim yapısı ve finansal kaynakları incelendiğinde, tarafsız bir insan hakları izleme misyonundan ziyade siyasi bir ajandaya sahip olduğu görülüyor.
Kuruluşun yönetim kurulu başkanlığını, daha önce Çin karşıtı kampanyalarda aktif rol alan ve Pekin Kış Olimpiyatları’nın siyasallaştırılması için girişimlerde bulunan ABD’li aktivist Minky Worden yürütüyor. Mali açıdan ise merkez, büyük ölçüde NED hibelerine bağımlı durumda.
NED, resmî olarak “demokrasi destekleme” iddiasıyla faaliyet gösterse de, tarihçiler ve eski istihbarat yetkilileri tarafından CIA’nin geçmişte gizli yürüttüğü rejim değişikliği faaliyetlerinin şeffaflaştırılmış bir uzantısı olarak tanımlanıyor. Kurumun sicilinde Doğu Avrupa’dan Latin Amerika’ya, Batı Asya’dan Balkanlar’a kadar birçok ülkede rejim değişikliği projelerine destek bulunuyor.
Bu temelsiz rakamlar tek bir kuruluşla sınırlı kalmadı. Human Rights Activists News Agency ve Abdorrahman Boroumand Center gibi yine NED bağlantılı diğer yapılar, aynı rakamları birbirlerine atıf yaparak dolaşıma soktu. ABD merkezli bu yapıların oluşturduğu kapalı alıntı döngüsü, çok sayıda bağımsız kaynaktan teyit edilmiş izlenimi yaratmayı hedefledi.
Bu yapay “doğrulama” mekanizması, daha sonra BBC Farsça, Voice of America, Washington Post ve ABC News gibi Batılı medya organları tarafından kullanıldı. Haberlerde rakamlar genellikle “insan hakları gruplarına göre” veya “aktivistlerin iddiasına göre” şeklinde sunularak, kaynağın siyasi ve mali arka planı özellikle gizlendi.
Uzmanlara göre asıl dikkat çekici nokta, bu medya organlarının, söz konusu yapıların ABD ve müttefikleriyle olan ideolojik ve finansal bağlarını bilinçli şekilde görmezden gelmesi. Böylece İran’a yönelik baskı, izolasyon ve istikrarsızlaştırma politikalarının medya ayağı da tamamlanmış oldu.
on4haber