Abdurrahman Dilipak:Her sofraya Besmele ile oturulmaz!

Habervakti.com yazarı Abdurrahman Dilipak'ın yazısını iktibas ediyoruz

Abdurrahman Dilipak:Her sofraya Besmele ile oturulmaz!/Habervakti.com

Ramazan geliyor. Defalarca yazdım, ama yine yazayım. Haram ya da mekruh olan bir işe besmele ile başlanmaz. İsraf ve gösteriş de haram değil mi, öyle sofralara oturmayın. Oturduğunuz sofraya daha sonra “Cola” getirdiler. Bana kalırsa besmele ile Cola içmemek gerek. Besmele ile sigara da içilmez. İsrail’e Gazze’ye karşı yardım eden bir Firma’nın ürününe de besmele ile el uzatmamak gerek. Hırsızların, ihaleye fesat karıştıranların, “bankamatik memurlar”ın da iftar davetlerine icabet etmeyelim. Yediğimize içtiğimize biraz dikkat edelim ya hu! Endüstriyel gıdalardan sakınalım. Sadece endüstriyel değil, mesela herkes Helal Tavuk peşinde, piyasada neden “Helal horoz” talebi yok. Sürekli östrojen / kadınlık hormonu yükleniyoruz. Sonra da bu LGBT, Fahişelik bu kadar yayıldı diye şikâyet ediyoruz. İnsanların kafası kirada, öndeki kara koyun nereye giderse uysal koyunlar da peşinden gidiyor, siyaset, cemaat, İdeolojik önder fark etmiyor.

Tavuk çiftliklerinde, yumurtadan çıkan civcivlerden horozlar hemen öldürülüyor ve yem fabrikasına gönderiliyor. Hayvan hakları savunucularından “çıt” yok. Bu yemler tekrar hayvanlara yediriliyor. Bu yamyamlık, bunun sonucu Epstein dosyalarında. Kimsenin böyle bir endişesi var mı? Horoz’un eti sertmiş, tavuklar kadar hızlı et tutmuyorlarmış, lezzetli de değilmiş. Çiftlik balıklarında da durum aynı. Hangi Müslüman Tavuk çiftliği sahibi birin böyle bir derdi var. Ya da piyasanın, restoran işletmecilerinin böyle bir talebi var mı? müşteri bunu istiyor mu?

Bakın şeker hastası biri, bir tabak baklavayı besmele çekerek yiyemez. Allah’ın kendine emanet ettiği bedene zarar verirken Allah’ın adını anamaz. Allah’ın adını anma “farkındalık”tır. “Ya Rab bu konuda senin hükmünü biliyorum ve ona uyacağım” diyorsunuz sonra da verdiğiniz söze uymuyorsunuz. Şeker hastasına da baklava ikram etmek, yanına da Cola ikram etmek cinayettir. Bu cinayeti besmele çekerek işleyemezsiniz. Aramızda Künefe’yi sevmeyen var mı? O kızarmış yağ ve şekeri ne yapacağız! Niçin Şeker kamışı ekmeyiz ya da Akça ağaç çiftliği kurmayız. Kızartılan şeker konusunda en dayanıklı olanı Şeker kamışı suyu. Bu konu kimin umurunda. Devlet de ilgisiz, insanlar da sermaye sahipleri de. Cemaat denilen yapılar sanki başka dünyada yaşıyorlar.

Yediğimiz ekmek unu ile, katkı maddesi ile Gluten bombası. Hangi fırıncı bakalım ne zaman, buğday, arpa, yulaf, çavdar (Tercihe dayalı oranlarda) ve ayrıca tercihe göre patates unu, mantar unu, keçiboynuzu unu ile yapılan ekmeği üretecek. Bu ekmeğin adı eski Dil’de “Nan-ı Aziz”di. Bu ekmeğe yağlı çekirdekler, susam, çörek otu, zeytin vb. de katabilirsiniz. Bakalım bu ekmeği kim yapacak ilk önce. Neden “Somuncu baba” dostları bunu yapmıyor, bilmiyorum. Bu ekmek sadece karın doyurmaz, beslenme açlığını giderir.

Bakın, kandil simidi sakın yemeyin. Unları zaten un değil, kandil simitlerinde de zaten daha çok katkı maddesi var. Ramazan pidesi için kuyruğa girmeye değmez. O yüzeydeki susam ve çörek otu bütün özelliğini kaybeder. Sadece lezzeti kalır.

O baklava- böreklerin hamuru nasıl o kadar inceltiliyor biliyor musunuz? Onu yapan katkı maddesini söyleyeyim mi, neyse midenizi bulandırmayayım. Ama daha ne zamana kadar 3 öğün yemek yiyeceksiniz. İki öğün yeter. 3 öğün Tanzimatla bize batıdan geldi. Zaten peygamberimiz de bir gün durur, bir gün yerdi, bu orucun adı da “Savm-ı Davud” dür. Bu vesile ile şunu da söyleyeyim, adını “Halil İbrahim sofrası” koydukları sofralardan uzak durun. Hayvansal gıda açısından mümkünse tek tipe yönelelim. Tam doymadan kalkılacak sofralar kuralım. Öbür türlü sofralarda çok fazla israf olduğu gibi obezite ve başka hastalıkların sebebidir. Sonra da nasıl zayıflayacağız diye diyetisyenlere koşarsınız. Unutmayın obezite sebebi ile ölüm, açlıktan ölümden daha fazla.

Bakın, bütün paketlenmiş gıdaların raf ömrünü uzatmak için koruyucu kimyasallar kullanıyorlar. Çoğunda, tad, renk, koku, lezzet artırıcı katkılar kimyasal. Bu arada hepsine Sağlık ya da gıda bakanlığı izni vardır. Çoğu da “Helal sertifikalı”. Hatta DSÖ ve FDI onayı da vardır. Mesela şekillendirilmiş gıdalarda kullanılan paket ürünlerde Palm yağı kullanılır. Birçok paketlenmiş gıdada “Lecitine” diye bir madde var. Aslında vücut bunu kendi de üretir, ama bunu dışarıdan fazlaca yüklediğinizde karaciğer östrojen salgılar.

Gen’i ile oynanmış, fıtratı bozulmuş bitkisel ve hayvansal, her türlü gıdalardan uzak duralım. Zirai zehirler, tarımda kullanılan haşerat öldürücü zehirler, bizi de zehirliyor. Hayvanları şişiren, obez yapan etkenler bizi de obez yapar, bitki, hayvan yolu ile bunlar insana geçer. Bu arada Dr. Ahmet Rasim soruyor: “Marketlerde, mutfaklarda rafları 12 yabancı şirket kontrol ediyor. Bunların 500 meşhur markası var. Yer misin, yemez misin?” Bu arada yerli ve milli dediklerimizin çoğunun ürünü de ötekilerden farklı değil. Bakın sadece Domuz, Şarap haram değil, gıdalardaki tağşiş de domuzluk da haram. (Tağşiş, bir şeyin saflığını bozmak, hile yapmak, hileyle karıştırmak, Tereyağına margarin karıştırmak, bala glikoz eklemek gibi).

Lüks otomobille hava atmak, ya da korna basarak dikkat çekmeye çalışmak nasıl bir şey? O pahalı kol saatler, takılar neyin nesi? Bu konuda daha fazla ayrıntı ile bakmak gerek. (Nûr 31)de ne deniliyordu bize? Ayet, mümin kadınlara yönelik edep, haya ve iffet kurallarını sıralarken yürümeyle ilgili bir uyarıda bulunurken, başka bir ayette de Erkeklerin kadınlara, kadınların erkeklere benzeyen davranışlardan sakınmaları gerektiğini, Müslümanları da bir bütün olarak gayri Müslimlere benzememeleri uyarında bulunur. Söz konusu ayetin ilgili bölümünde "...gizledikleri ziynetlerini (süslerini) belli etsinler diye ayaklarını yere vurmasınlar..." denir.

Yani tahrik edici, dikkat çekici, kırıta kırıta veya cilveli bir yürüyüşle ayaklarını yere vurarak ses çıkarma konusunda uyarılırlar. Cahiliye döneminde bazı kadınlar ayak bileklerine halhal (bilezik) takar, yürürken özellikle ayaklarını yere sertçe vurarak bu ziynetlerin çınlamasını/sesini duyururlardı. Böylece erkeklerin dikkatini çekmek, güzelliklerini/süslerini fark ettirmekti. Ayet bunu yasaklayarak, mümin kadınların yürüyüşlerinin edep çerçevesinde, gösterişsiz, tahrik edici olmayan bir şekilde olmasını emreder. Buna kıyasla kırıtarak, sallanarak, cilveli yürüyüş yapmamak, vücut hatlarını belli edecek, dikkat çekecek abartılı adımlar atmamak, ziynetlerin sesini/ varlığını kasıtlı olarak sergilememek konusunda uyarılır. (Nûr 31)’de gözleri haramdan sakınma, iffeti koruma, başörtüsü/yaka örtme, ziynetleri kimlere gösterme gibi konuları da kapsar ve sonunda "Ey mü'minler! Hepiniz Allah'a tövbe edin ki kurtuluşa eresiniz" buyurulur. Allah’ın resulü "Kadınlara benzemeye çalışan erkeklere ve erkeklere benzemeye çalışan kadınlara Allah lanet etsin."

(Buhârî) Buna göre giyim-kuşam, hal-hareket, konuşma tarzı, tavır ve davranışlarda karşı cinse özenerek benzemeyi cinsiyet değişikliği ya da toplumsal cinsiyet iddiasında bulunanlara da herhalde Allah (cc) lanet eder. (Mâide 51)’de de "Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez." Evet "Kim bir kavme (topluma) benzerse, o da onlardandır." (Ebû Dâvûd). Bütün bunları birlikte düşündüğümüzde, “AB üyeliği” ya da “Uluslararası sistemle birlikte hareket etme” ne anlama gelir. Mesela Trump’ı, o taifeyi “dost edinmek” ne anlama gelir. Bizim Yeşil sermaye, yeşil Kemalistler, yeşil Feministler, kademe kademe (Hadi politik bir dil kullanalım: Step by step) nereden nereye geldiler. Onlara göre, dini konular dini kavramlar, siyasi konular siyasi bir dille konuşulmalı. CHP’nin tek parti ve darbelerle 3 çeyrek asırda yapamadıkları bu şeyi, İstanbul sözleşmesi, Lanzarote’ye gelirken bir çeyrek asır dolmadan başardılar. Toplumsal cinsiyet eşitliği derken eşitlik yerine adalet kelimesi kullanarak meşrulaştırmaya çalıştılar. Bakın bu siyasete alkış tutanlar, onları destekleyenler, bu iddialar karşısında sessiz kalanlar da onlardan olmuş olmuyor mu? Bir Müslümanın din dışı bir hayatı yoktur. Bu konuda dünyevi şan şeref, itibar için yapılan işlere harcanan parayı israf görür. Yani tasarrufu dünyevi itibar için de şart koşar.

Kadınların bileziklerini göstermek için yaptıkları hareketi haram kılan Allah o pahalı araba ve kol saatleri ile zenginlik gösterisi yapanları, o ürünleri alıp satanların yaptıkları işleri meşru görebilir mi?

Ben futbol takımı forması ile Kâbe’yi tavaf edeni gördüm. Tavaf ederken, cep telefonundan canlı olarak maç seyredeni, sonra da oturup dua edeni gördüm. Biz bu günlere durduk yere gelmedik. Artık bugün Kabe’nin hemen avlusundaki marketlerde, Cola’yı bırakın, Helal bira, helal Likör, helal Şarap, Helal şampanya(!?) satılıyor. 1950’lerde, Hac’a-Umre’ye gidenler, dönüşte fazla zemzem getirmedikleri için, tebrik etmeye gelenlere, nane likörü ikram ederlerdi! Ne günlerden geçip geldik bu günlere. Artık Suud ülkesinde, BAE’de Epsteinciler’in kol gezdiklerini görüyoruz. Aslında bunlar artık her yerdeler. Gazze konusundaki sessizliklerinin arkasında yatan gerçek de Epstein gerçeğidir. “Oltayı yutan balık çırpınsa” da artık sesi çıkmaz. Onlar Şeytanın dostlarının masasında meze olur. Bunlardan uzak duralım. Dine giriş, İlahlık ve Rab’lik taslayanlara “Hayır” demekle, “La ilahe” demekle başlar. Ve sonra “İllallah” deriz. Gelin dinimizi Allah’a has kılalım, Allah’tan başka birilerini, din ve devlet büyüklerini, sporcuları, sanatçıları İdol, İlah ve Rab edinmeyelim. Onların sofrasına oturmayalım.

Gayri Müslimlere benzemeyeceksek, onların modalarına uyarak, aynı kıyafetleri giymek sizce meşru olabilir mi? “Faydasız ilimden Allah’a sığınan” bir peygamberin ümmeti olarak, takım taraftarlığı, maç seyretmek, bilgisayarda oyunla vakit geçirmek gibi malayani işlerden uzak duralım.

Madem gösteriş haram, çok daha ucuz cep telefonları ihtiyacınızı karşılayabilecekken, o pahalı cep telefonları ile gösteriş yapmak meşru mu sizce!

Haram ya da mekruh bir işe başlarken besmele çekmek, günahınızı azaltmaz, artırır. Haram parayla İftar filan da verilmez. Böyle iftarların başında Kur’an-ı Kerim de okunmaz. “İnmemiştir hele Kur’an, şunu hakkıyla bilin ne mezar başında okunmak ne de fal bakmak için” Allah’ın razı olmadığı şeklideki ve işlerin olduğu bir yerde Kur’an da okunmaz. Meyhane duvarına besmele levhası asılmaz. Nikah kıyarken “Allah’ın emri ve peygamberin kavli” diye başlayıp, sonra batı müziği eşliğinde podyuma çıkıp, dekolte kıyafetler, smokin giyip kadın-erkek dans edemezler. Bunları seyredenler, onları alkışlayamaz. “Ederlerse ne olur” derseniz, öbür dünyada görüşürüz.

İnsanlar ne kadar öfkeli ve sabırsız. Kadere, rızka, ecele inanan, haksızlıklar karşısında direnen ve direnişte sabreden ve sabrı tavsiye eden kaç kişi kaldı! Ramazan geliyor, hadi hep beraber Kur’an-ı Kerim Lafız ve mana olarak yeniden okuyalım. Okuduklarımız üzerinde düşünerek, hayatımızı ona göre düzenleyelim. Bunu yaparken de çokça tövbe istiğfar edelim. Selam ve dua ile.

Medya-Makale Haberleri

Arif Özel'in anlatımıyla içsel tevhid nedir?
Abdurrahman Dilipak: “Kabul olmayan Duâ'dan Allah'a sığınırım”