Abdurrahman Dilipak:“Epstein Olayı”nın tarihi arka planı

Habervakti.com yazarı Abdurrahman Dilipak'ın yazısını iktibas ediyoruz

Abdurrahman Dilipak: “Epstein Olayı”nın tarihi arka planı/HABERVAKTİ.COM

Lut kavmi’nden, Sodom Gomore’den başlayabiliriz. (Araf 80-84)’de Hz. Lut'un kavmine hitabı, onların kadınları bırakıp erkeklere yönelmeleri, "sizden önce hiç kimsenin yapmadığı fahşa’yı mı yapıyorsunuz?" uyarısı ve ardından gelen helakı anlatır. Hud, Şuara, Hicr, Neml, Şuara surelerinde de bu ayetten söz edilir.. Hz. Lut’un adı Kur’an-ı Kerim’de 27 defa geçer. Sodom ve Gomora, Tevrat'tın “Yaratılış kitabı” bölümünde geçer. Günahkâr bir halkın ahlaksızlıkları sebebi ile ilahi cezayla yok edildiği söylenen iki antik şehirden söz edilir. Bu şehirlerin Lut Gölü (Ölü Deniz / Dead Sea) civarında olduğunu gösterir. Lut Gölü, İsrail ile Ürdün arasında yer alır. Ya da o çevrede bir yer.

Hz. Lut, Hz. İbrahim’in yeğeni, kardeşi Haran’ın oğludur. Hz. İbrahim’in (a.s.) yaşadığı dönem genellikle M.Ö. 2000 – 1800 arası olarak kabul edilir. Lut kavminin helakı da bu çerçevede M.Ö. 1900 – 1800 yılları arasında gerçekleştiği tahmin ediliyor. Epstein’in ya da LGBT’nin kökleri buraya kadar gider. Ya da Karnavallar, Genelev geleneği o günlerden izler taşır.

Lut kavmine benzer bir başka topluluk ta İtalya’da, Pompei’de, Vezüv yanardağının patlaması ile MS 79’da yaşandı. Roma İmparatoru Gaius Julius Caesar Augustus Germanicus, (nam-ı diğer Caligula) MS 12 – 41 yılları arasında yaşadı.. Bir suikast sonucu öldürüldüğünde 24 veya 29 yaşında idi.. Onun 3 yıl 10 ay süren iktidarı döneminde her türlü ahlaksızlığın yapıldığı çılgınca fuhuş, delice işler, savurganlık, zulüm ve tanrılık iddialarının yaşandığı bir dönemden söz ediyoruz..

Yani yaklaşık 4 yıl (3 yıl 10 ay) hüküm sürdü. Dönemi, başlangıçta halk tarafından sevilse de sonradan nefret edildi, Epstein örneğinde olduğu gibi Pompeii felaketi (Vezüv Yanardağı patlaması) ise MS 79 yılında meydana geldi. Caligula'nın ölümünden yaklaşık 38 yıl sonra gerçekleşti. Vezüv’ün patladığı ilk gün yaklaşık 18-20 saat süreyle Pompeii'ye 2.8-3 metre pomza ve kül yağdı, çatılar çöktü. İkinci gün sıcak gaz, kül ve kaya karışımı, 700°C'ye varan sıcaklıkta şehre ulaştı. Bu akıntılar 10-20 dakika arası sürdü. Yaklaşık 15 dakika içinde binlerce kişi küller altında kaldı ve boğuldu. 2 gün içinde Pompeii 6-7 metre kül ve ponza altında kaldı. 16.000 kişinin bu iki günde hayatını kaybettiği söylenir. Kül tabakası şehri mumyaladı; evler, freskler, günlük eşyalar, hatta ekmekler ve insan kalıntıları (alçı kalıplar) mükemmel şekilde korundu. Caligula 3 kız kardeşi ile Ensest ilişkiler yaşıyordu. Kız kardeşi Drusilla'yı tanrıca ilan etti. Sarayını resmi bir genelev haline getirdiği, soylu kadınları ve erkekleri 'fuhuş’a zorladığı iddia edilir. Toplu Sapkınlık. Grub seks, eş değiştirmeyi zorunlu hale getirdiği, ziyafetlerde, tiyatroda, arenada alenî cinsel ilişkiler düzenlediği, izleyicilerin önünde kadın-erkek, erkek-erkek ilişkiler yaşattığı. Kraliyet’teki yöneticilerin eşleriyle ilişkiye girip sonra onları kocalarına yasakladığı. Erkek aktörler, fahişeler, kölelerle sınırsız ilişki; bazen sadistçe unsurlar, işkenceyle birleşen cinsellik, eş cinsel evlilikler, hayvanlarla cinsel ilişki meşrulaştırıldı.

Epstein'e giden yolda şu 5 ismi not edin (5’i de Yahudi): Karl Marx (5.5.1818-14.3.1883), Charles Robert Darwin (12.2.1809-19.4.1882), Avusturyalı psikanalist Sigmund Freud (6.5.1856-23.9.1939), pozitivizmin kurucusu August Comte (19.1.1798-5.9.1857) ve sosyolog Emile Durkheim (15.4.1858-15.11.1917). En yaşlıları Auguste Comte. Geri kalan hepsi 1800’lü yıllarda doğmuş. Yani 1789 Fransız devriminden sonra.. Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi (22.6.1869- 12.3.1954) bunlar hakkında “İnsanlık âleminin akıl, fikir, düşünce, anlayış ve ahlakını bunlar perişan ettiler. Yahudiler bu insanları büyüttüler, insanların gözünde yücelttiler ve neticede bunları küfre öncülük eden kişiler olarak karşımıza çıkardılar” der ve devam eder, “…biliyorum ki bir gün gelecek bunların maskeleri düşecek ve ilim adına işledikleri cinayetler ortaya çıkacaktır. Çünkü hakkın dışında delaletten başka bir şey yoktur.

Bu fitnenin yakın tarihte köklerini bizdeki Tanzimat ve İttihat Terakki döneminde aramak gerek. Rıza Nur hatıratında, Osmanlının son dönemindeki ahlaki zaafiyeti ayrıntıları ile anlatır. Bizimkiler onu daha çok Mustafa Kemal üzerinden okumayı tercih ederler. Yani her şey, bir anda Mustafa Kemalle başlamadı. Mustafa Kemal ve yakın arkadaşları da Osmanlı döneminde yetiştiler. Cumhuriyetten sonra da uyuşturucu, alkol ve fuhuş Ankara, İstanbul, Bursa, İzmir gibi şehirlerde almış başını gidiyordu.

Marks Kapitalizme karşı eleştirilerde bulunurken, çözümü, Rasyonalist, Determinist ve Pragmatik bir şekilde, din dışı bir anlayışla, Hakikati dışlayarak, Pozitif bir akılla var olan gerçeklik üzerinden bir çözüm öneriyordu. Aslında Kemalistler de ideolojik olmasa da Metodik anlamda Kemalist’tirler. Bizim “Yeşil Kemalistler” de aynı zaman bu şekilde “Metodik Kemalist”tirler.

Darwin’e gelince, o Avusturalya’daki Aborjinleri “insanlaşma aşamasını tamamlamamış maymunlar” olarak tanımladı. Siyahi topluluklar, Tasmanyalılar, Pigmeler ve dünyanın başka yerlerindeki bazı insan türleri de “insanlaşma aşamasını tamamlamamış maymunlar” tanımına sokularak, bunlar zarar verdiklerinde ya da ihtiyaç duyulduğunda öldürülebilecekleri ya da hayvan gibi kullanılabileceğine ilişkin Talmud’daki, bu siyonistlerin söylediklerine ilişkin, aynı sonuca giden sözde bilimsel bir teori sundu. Epstein, LGBT+ Darvin’in Evrim teorisi ile açtığı kapıdan ilerleyen topluluklardır.

Freud ise 1905'te yayımlanan "Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme"si ile yeni bir tartışma başlattı. Freud’un felsefesi Ahlak anlayışı dışında, tamamen pozitivist bir anlayıştır. Ona göre cinsellik içgüdüseldir. Çocukların doğuştan cinsel bir davranışa sahib olduğunu savunur. Libidonun beden üzerindeki farklı erojen bölgelerde yoğunlaşması cinselliğin bütün bedende haz enerjisi şeklinde hissedilebileceğini savunur. Pan sexsüel bir anlayışla, herşeyi cinsellikle ilişkilendirir. Psikanaliz yöntemi ile erişkin yaştaki davranışların bebeklik/çocukluk evresindeki gelişimle ilişkilendirir. Freud Oedipus ve Elektra konpleksini Ensest ilişkiyle temellendirir. Onun için Freud için Oedipus kompleksi, çocuğun ensest arzusu ile kastrasyon korkusu arasındaki çatışmadır.

Auguste Comte ve Émile Durkheim, modern sosyolojinin kurucuları olarak kabul edilir. Her ikisi de pozitivist yaklaşıma dayanır; yani toplumu bilimsel yöntemlerle, gözlem ve deneyle incelemeyi savunur. Ancak Comte sosyolojiyi bir felsefi sistem olarak kurarken, Durkheim onu daha ampirik ve bağımsız bir bilim dalı haline getirmiştir. Comte Sosyolojiyi bilimler hiyerarşisinin zirvesi olarak görür. Matematik, astronomi, fizik, kimya, biyoloji, sosyoloji hepsi bir arada insan ve toplum ilişkilerini anlamak için zorunludur. Comte daha sonra Sosyolojiyi Tanrıya ihtiyaç duymayan “İnsanlık Dini” (Religion of Humanity) olarak tanımlar. ve Pozitivizmi seküler bir din haline getirir, “insan”ı tanrılaştırır. Bugünkü Noah Harari “İnsan Tanrı olacak” derken referansı bellidir. Moiz Kohen Kemalizmi de, Allaha ve peygambere gerek duymayan seküler bir dindir bu anlamda. “Türkün dini Kemalizmdir” fikri buradan geliyor. Bu görüşe göre insan da evrilir, toplum da. Fransız devrimi sonrası kaosu önlemek için o dönemde çıkış yolu arayanlar, bu fikirlerle sürece müdahil oldular.

Yükleniyor...
Durkhaim’e göre bu yeni din toplumu birleştiren kolektif bilinç ve kutsal kavramıdır. Bu din seküler bir din anlayışıdır. Ona göre Tanrı aslında toplumun kendisidir. Din de ahlak da norm koyar. İnsan ve toplum bu normları kendi belirleyebilir. Bu anlamda Comte sosyolojiyi icat etti ve pozitivizmi bir felsefe/din haline getirdi. Durkheim ise sosyolojiyi bilim yaptı!?

1900’lere geldiğimizde Carl Gustav Jung (1875–1961) bu günkü anlama yakın bir anlayışla, din, ahlak, gelenekten bağımsız bir şekilde, Ferd, Şahıs, kişi yerine bir “BİREY” tanımı yaptı ve kişinin kendini gerçekleştirme süreci ile cinselliği ilişkilendirdi.

"LGBT" fikri (yani lezbiyen, gey, biseksüel ve trans bireyleri kapsayan bu çatı kavram ve kısaltma) modern anlamda 1990'larda ortaya çıktı. LGB kısaltması 1980'lerin ortası-sonunda "gay" yerine kullanılmaya başladı. Bu süreçte Modern kimlik kavramı, yani "eşcinsel olmak bir kimliktir" fikri 19. YY sonunda doğar. Aslında 1869: "Homoseksüel" terimi ilk kez Macar gazeteci/aktivista Karl-Maria Kertbeny tarafından kullanılır. 19 YY sonu, 20. YY başı Sexoloji Havelock Ellis, Krafft-Ebing ile "cinsel yönelim" tıbbi bir kategori olur. Artık cinsiyet değişikliği konusuna bu şekilde bir kapı açılmış oldu. Bu arada @mgultekin11 bu konuda çok değerli bir makale yayınladı. 1935’lerden başlayarak bu güne kadar getiren bu makaleye https://x.com/mgultekin11/status/2018658340352467127?s=20 adresinden ulaşabilirsiniz. Burada kilit isim Alfred Kinsey’dir. Kinsey (2021’de 86 yaşında öldü)’in mimarı olduğu “cinsel devrim” batıda, ABD’de Seks fuarları, Seks Show’lar, Seks Shop’ları, filimler, tiyatro, müzikaller, Dergiler ve diğer yayınlara sebeb oldu. İş Karnavallara, “Onur yürüyüşleri”ne, Satanist seks törenlerde insan kurban etmeye kadar uzandı. Mesela ülkemizde Marina Abramović, Akbank'ın desteğiyle, Sakıp Sabancı Müzesi ile Marina Abramović Institute işbirliğiyle 31.1.2020’dee düzenlenen "Akış / Flux" adlı sergi kapsamında İstanbul'a gelmişti. Türkiye'ye gelen Jacop Rothschild ve Marina Abramoviç ile birlikte Sir Thomas Lawrence'ın "Şeytan Lejyonlarını Çağırıyor" (1797) adlı eseri önünde adeta Şeytani bir meydan okuma gerçekleştirdi.

M. Gültekin’in söz konusu makalesinden kısa bir özet sunmak istiyorum: “Kinsey”in “bilimsel”(!?) çalışmalarının üstüne kurulmuş devasa bir endüstri vardır. Bu endüstri, “bilim”, “siyaset”, “hukuk” ve “ekonomi” tarafından korunmaktadır. Nitekim Time dergisi Ağustos 1953’te Kinsey’i kapağına taşımış, Hollywood ise ona olan şükran borcunu başrolünü Liam Neeson’un oynadığı “Kinsey” filmiyle ödemiştir.” (…) 1948’de yazılmış olan “İnsan Erkeğinde Cinsel Davranış”, diğeri de, Epstein’in doğduğu yılda, 1953’te yayınlanmış olan “İnsan Dişisinde Cinsel Davranış” isimli kitaplardır. Her iki araştırma da günümüz dünyasının “cinsiyet ve “cinsellik” anlayışını radikal bir şekilde değiştirmiştir. Değiştirdiği ilk şey ABD’deki “hukuk” sistemidir. Bununla birlikte “playboy endüstrisi” olarak tanımlayabileceğimiz güçlü bir endüstrinin temelleri de bu araştırma raporlarına dayanarak atılacaktır.” (…) Amerikan ceza sistemi Kinsey raporları temel alınarak 1962’de değiştirilmiştir. Dr. Linda Jeffrey şöyle yazar: “Amerikan Hukuk Enstitüsü’nün (ALI) yasama organlarına ve avukatlara önerdiği ceza hukuku reformları, 1960-1980 yılları arasında büyük ölçüde benimsendi ve Kinsey'in anormal cinsel davranışlarının Amerikan çocuklarına cinsel eğitim yoluyla öğretilmesine izin verdi.” Friedman 1962’de tamamlanan yeni ceza sisteminin Rockefeller’in parasıyla gerçekleştirildiğini ama Vakfın sadece para vermediğini Amerikan ceza sistemi değişikliğini “denetlediğini” ve “yönettiğini” belirtir. Dr. Reisman bu endüstrinin pedofilinin “legal” ve “popüler” kaynağını oluşturduğunu düşünür. NAMBLA, BM’de danışmanlık statüsü bulunan ILGA isimli çatı kuruluşun bir üyesi olur. ILGA’nın statüsü 1993’e kadar devam eder. Bünyesinde “pedofilik” kuruluşları bulundurduğu için üyeliği askıya alınır. ILGA 2002 ve 2006 yıllarında tekrar BM’ye başvurur. Peşinden başka STK’lar da kurulur. 2006 yılında ise çocuklarla ilişkiyi savunan ilk siyasal parti Hollanda’da PNVD ismiyle kurulur. 1947 yılında Indiana Üniversitesi’ne bağlı Kinsey Enstitüsü kurulmuştur. Enstitünün şimdiki başkanı Justin Garcia’dır. Indiana Public Media’nın yayınladığı haberde Garcia’nın Epstein’le iletişim içinde olduğu son açıklanan Epstein belgelerinde ortaya çıktı. Bugün gelinen son noktayı söyleyeyim mi? Arnavutluk'taki “Sazan adası / Şeytan adası” Kushner'in şeytani projesi olarak “hizmet” vermeye hazır. Epstein adasının bir benzeri olan ada uyuşturucu, fuhuş, organ kaçakçılığı ve %100 mafya kontrolünde. Ve bu ada Epstein adasının yerini alacak gibi gözüküyor. Uyuşturucu konusunda Kolombiya'yı bile gölgede bırakacak gibi görülüyor. Ada, Arab, Türk, Fars, Rus ve Avrupalı müşterilerini bekliyor. Bazı Arab Şeyhlerinin bu projeye işin başında ciddi destek verdikleri söyleniyor. Yarın aynısını ya da bir benzerini Gazze’de ve Tur-u Sina eteklerindeki Şarm el Şeyhte yapmak isteyeceklerinden kuşku olmasa gerek. “Müslüman müşteriler” için Arnavutluk'ta kurulan, Vatikan benzeri “Bektaşi kutsal devleti” belki helal sertifikası bile verebilir! Selam ve dua ile.

Medya-Makale Haberleri