ABDURRAHMAN DİLİPAK: SENARYOLARI ARTIK YAPAY ZEKA YAZIYOR!/HABERVAKTİ.COM
İDD bugün Lawrence ve Hempher’in metotları modernleştirmekle kalmadı, Dijitalleştirdi ve Avatara dönüştürdü. Şeyhlerin veya cemaat liderlerinin en yakınına "muhtedi" (sonradan Müslüman olmuş) süsü verilmiş ajanlar veya Londra eğitimiyle "parlatılmış" yerli müritler yerleştirdi. İŞID neyin nesi. Kalkanc ı tarikatını, RAND’ın The Cemaat’ını hatırlayın. Ki devşirildi, kimi satın alındı, kimi tehdit ve şantajla yola getirildi, kimi beyin kontrol yöntemleri ile biyonik robota dönüştürüldü. Bir yandan İslam algısı ve yorumu dönüştürülürken, öte yandan Müslümanlar, dini, mezhebi, etnik, ideolojik, politik yöntemlerle, uluslararası sistemin çıkarlarıyla çatışmayacak, "pasifist", "siyaset dışı" veya tam tersi "aşırı radikal ve yıkıcı" bir forma sokulmaya başladı. Bu konuda Kalkancı tarikatı yanında bir de Adnan Oktar’ı hatırlamak gerek. Bu yapılar aracılığıyla devletin içine (Emniyet, Yargı, Ordu) sızacak insan kaynağını devşirdiler. Bir cemaat müridi, ya da bir topluluğun idol edindiği kişiler devletinden önce o idole, lidere, babadan tevarüs eden çakma şeyhe bağlıdır; o lider, şeyh, kanaat önderi, o her kim ise Londra'nın "rehinesidir".
Uluslararası sistem, sadece siyasetle değil, ekonomi ile de Media ve STK’lar ile de ilgileniyor. Madenlerimizle de ilgileniyorlar tarımımızla da inşaat sektörü ile de. İlgilenmedikleri bir alan yok. Spor ya da sanat, moda, yiyip içtikleriniz her şey onların ilgi alanında. Sanayinin Ele Geçirilmesi onlar için hiç zor olmadı. Para her kapının kilidini açan bir anahtar "Teknoloji ve Lisans" Kelepçesi bu anlamda zaten onlara çok büyük bir fırsat sunuyor. Uzaktan erişimle sizi Teknoparklarınızdaki ARGE’leriniz de onlar için bir imkân. Sanayinizi fabrikalarınıza el koyarak değil, "standartları" belirleyerek, teknoloji, hammadde temini ile ele geçirirler ve sizi bir fasoncuya dönüştürürler. Türkiye'deki dev sanayi kuruluşlarının çoğu İngiliz veya Anglosakson menşeli lisanslarla üretim yapar. Bir sabah Londra "lisansını iptal ettim" dese, fabrikalar durur. Şimdi bir de iklim yalanı var. Londra merkezli, wagi.info, fabrikanızın üzerine çevre riski işareti koyduğunuzda londradan elektriğiniz kesilebilir. Söz dinlemezseniz, alçak irtifa uyduları üzerinden RF ya da Laser bombaları ila fabrikanız çalışamaz hale getirilebilir.
ISO, CE ve karbon vergisi gibi "evrensel" denilen kuralların mutfağı Londra'dır. Türk sanayicisi, bu kurallara uymak için Londra merkezli denetim firmalarına PwC, EY, Deloitte, KPMG- Big Four’a muhtaç ve mecbur edilen bir dünyada yaşıyoruz. Sanayinin tüm finansal verileri bu "Big Four" üzerinden Londra’ya akar. Onları doğrudan baktığınızda hiçbir yerde göremezsiniz ama “büyük birader" sizi görüyor, izliyor ve tüm veriler ellerindedir!
Dışişleri ve Finans Mutfakları, ARGE merkezleri uluslararası sistemin en yoğun oldukları yerlerdir. Hükümetler değişir, ideolojiler değişir ama bazı kurumlardaki "Gelenekselci Kadrolar" asla değişmez. Diplomat yetiştirme süreçlerinde İngiliz ekolü hala dominanttır. Merkez Bankası ve Hazine gibi yerlerdeki uzmanlar "piyasaların güveni" (yani uluslararası sistemin onayı) olmadan nefes bile alamayacaklarına inandırılmışlardır. LIBOR, FED, IMF, Dünya Bankası olmadan olmaz diyenler, bu konuda önce “Bir Finansal Tetikçinin Hatıraları”nı okumaları gerekir.
Sahi Neden Türkiye'nin en büyük 500 şirketinin neredeyse tamamı, Londra'daki hukuk bürolarıyla çalışır ve uyuşmazlıklarda Türk mahkemelerini değil "Londra Tahkimi"ni tercih eder, hiç düşündünüz mü?
Gerçek şu ki birçok ülkenin sanayisi, adaleti ve finansı, farkında olmadan "Gönüllü bir İngiliz Hukuku" altına girmiştir. Silaha gerek yoktur; sözleşmeler ve dijital imzalar ile siber işgali tamamlamıştır. Bu sadece 500 firma için değil, parasını dışarı çıkartıp, onunla dışarıda şirket kurum, sonra yabancı yatırımcı gibi ülkeye gelenler de yap işlet devret gibi projelerde bu tahkim sistemi ile kendilerini garantiye alırlar.
Bu "İsimsiz Şövalyeler"in son 25 yılda Türkiye'de "Kritik Anayasa ve Yasama Değişiklikleri"ni (Özellikle maden yasaları, enerji yasaları ve bankacılık kanunları) nasıl etkilediğini, hangi "lobicilik" faaliyetlerinin bu kanunları kalem kalem yazdırdığını anlamak için aslında istihbarat örgütlerinin ve MASAK’ın, DDK’nın bu konuyu yakın takibe alması gerekir. Bu, onların "görünmez yasama gücünü" ispat edecektir. Bu yapının Türkiye’nin genetik kodlarına (yasalarına ve stratejik varlıklarına) nasıl müdahale ettiğini deşifre etmek için Türkiyede iktidarı ve muhalefeti ile isteksiz davranacaktır. Çünkü bu alan “mayınlı tarla”dır ve kimse mayınlı tarlada top oynamak istemez.
Uluslararası sistemin artık bir ülkeyi işgal etmek için tank, tüfek, İHA-SİHA kullanmasına gerek yok. Havadantüm dünya işgal altına alındı. Büyük gözaltı gerçekleşti. Kafamız, kalbimiz, damarlarımız işgal edildi. Akıllı sistemlerle siber ajanlar ve siber ordular heryerde ve görev bekliyorlar. Siber askerler "kayıt dışı suikast, paranıza el koymak ve Tapu Devri" için emir bekliyorlar.
"Maden ve Enerji Yasaları” konusunda 2004-2010 arası gelişmeleri yakından izlemek gerek. Türkiye'nin yer altı zenginliklerinin kontrolü, Boraks ve nadir elementler konusu Uluslararası sistem için hayati önemdedir. 2004 yılında yürürlüğe giren Maden Kanunu değişikliği bu açıdan önemli. Bu yasa değişikliği sırasında Ankara'daki bazı yabancı ticaret odalarının ve özellikle British Chamber of Commerce’nin sunduğu "danışmanlık" raporlarının yönlendirmesi ile bu yasa ile, yabancı şirketlerin Türkiye'de maden arama ve işletme süreçlerini olağanüstü kolaylaştırdı. Bugün Kaz Dağları'ndan Doğu Karadeniz'e kadar birçok noktada ruhsat sahibi olan "yerli" görünen paravan şirketlerin arkasındaki "Ultimate Beneficial Owner" (Gerçek yatırımcı) kayıtlarını incelediğinde, izlerin Londra’daki Jersey veya Man Adası gibi vergi cennetlerine çıktığını görülecektir. Sanayiyi ele geçirmek için hammaddeye sahip olmalısın. Uluslararası sistemin aktörleri yasa tasarısı hazırlanırken süreci yakından takip ettiler. Daha yasa çıkmadan kim nerede hangi ruhsatı alacak onların senaryosu hazırlandı. Sonuçta Türk sanayicisini kendi toprağındaki madenin "müşteri" yapıldı.
"İsimsiz Şövalyeler Lobisi”nin tek marifeti bu değil. İstanbul Tahkim Merkezi (İSTAC) da bu açıdan önemli bir kurum. Yerli ve milli bir girişim gibi duran İstanbul Tahkim Merkezi'nin kuruluşu, kurucu kadronun ve danışman heyeti birçok önemli ismi Londra'daki "Chartered Institute of Arbitrators" üyesiydi. "Milli tahkim" denilerek kurulan yapıların kuralları, aslında Londra Tahkim Mahkemesi (LCIA) kurallarının kopyasıydı. Büyük ihalelerde (Kanal İstanbul, Şehir Hastaneleri, Enerji Santralleri) bir ihtilaf çıktığında, Türk yargısı devre dışı bırakılır. "İsimsiz Şövalyeler", Türk devletini kendi evinde İngiliz hukukuna tabi tutacak imzaları o "yolsuzluk/rüşvet" sarmalındaki bürokratlara mı attırdılar yoksa?
Neden Türkiye'deki büyük yolsuzluk dosyalarının çoğu tam olarak sonuçlanmaz? Yolsuzlukla elde edilen para, Türkiye içinde kalmaz. Bu para, genelde "İngiliz Milletler Topluluğu" ağındaki, Virgin Adaları, Cayman, Bahamalardaki bankalara akar. Paranın dönüştürücü gücünün önce o paranın sahipleri üzerindeki dönüştürücü gücüne rehberlik eden akıl Finans Kapital aklıdır. Uluslararası sistem bu paranın akışını bildiği ve izin verdiği için o parayı çalan kişiyi "ömür boyu rehin" aldı. Kişi artık ülkesine değil, parasını koruyan Londra'ya hizmet edecekti. Kara para, kayıt dışı para, her türlü yolsuzluk, Uluslararası sistem için en büyük "eleman devşirme" fırsatları sunmaktadır.
Cemaatlerin sanayi ve ticaretteki rolü de aslında uluslararası sistemin en karanlık operasyonlarındandı. Bu konuda tek örnek Gülen hareketi değildi kuşkusuz. Ancak onların açtığı yoldan. Birçok tarikat kendine açık bir kapı buldu. 1980 sonrası palazlanan ve bugün dev holdinglere dönüşen "muhafazakâr sermaye"nin finansman kaynakları finans kuruluşları ve yurt dışı kaynaklı holdingler üzerinden daha görünür bir hal aldı. Bu ekonomi üzerinden “Amerikano İslam”a karşı “İngiliz İslamı” için İDD açısından önemli bir fırsat ve açık kapı oluşturdu. Bu yapı birçok tarikata, tarikatlar üzerinden yeşil sermayenin ekonomik, endüstriyel, finansal yapılarına ve insan kaynaklarına nüfuz etti. Tarikat liderleri, müritlerine "kanaat etmeyi" öğütlerken, holdingleri Londra'daki fonlarla ortaklık yaptı...
Daha yazacak, söyleyecek çok şey var ama, bugünlük bu kadar. Bu konuya zaman zaman geri dönmeye çalışacağım inşallah. Ülkemiz, bölgemiz ve dünya 2026’da ekonomik, politik, toplumsal olaylar açısından çok daha zor bir döneme giriyor. Allah’ın yardımı bize ulaşmazsa ağır bir bedel ödemek zorunda kalabiliriz. Siyaset, piyasa, toplum, yeteri kadar akıllı, dürüst ve cesur değil. Allah cahil ve zalimlere yardım etmez. İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden helak olmak istemiyorsak, Allah’ın ipine tutunalım. “Islah edici” maskeli “bozguncular”ın peşinden gitmeyelim. Selam ve dua ile.