Abdurrahman Dilipak: Masiva'yı terk eyle!

Habervakti.com yazarı Abdurrahman Dilipak'ın yazısını iktibas ediyoruz

ABDURRAHMAN DİLİPAK: MASİVA'YI TERK EYLE!/ HABERVAKTİ.COM

Evet, Masiva’yı terk eyle diye çıktık yola, Masiva çöplüğünde dine vurduk, boğulduk. Masiva “Allahtan başka herşey”dir. Tasavvufta “5 çeşit alem”den söz edilir: Lahut alemi, Ceberut alemi, Melekut alemi, Anasır alemi, İnsan-ı kâmil alemi. Bu anlamda İnsan, “masivanın zübdesi”dir. Genel olarak “Zahir alemi” görünen alemdir ve maddedir, batın alemi ise soyuttur, ruhlar alemidir.

Tefvîznâme’de (tevekkül ve teslimiyet)’de insan dünyevî anlamda ihtirasları arzulardan vazgeçip edip Allah'a teslim olmayı vurgular. Tedbir beşerî anlamda, aklın muktezasıdır. Sonuçta Kader ve kaza gerçekleşecektir. Rızkımızdan az ya da çok yemeyeceğiz, ecelimizden önce ya da sonra ölmeyeceğiz. Bunlardan kaçış yok.

İnsanların ihtirasla istedikleri dünyevi olan her şey, iktidar, servet, şöhret onun imtihanı olur. Ve genellikle de o imtihan da “dua ile istedikleri bir bela” ile imtihan olurlar. Biz ne yaparsak yapalım ne yaparsa yapsınlar insanlar malları, canları, sevdikleri ile kimi zaman artırarak, kimi zaman eksiltilerek imtihan edileceğiz. İnsan, Cin ve Şeytan Allah’ın iradesine bağlıdır. Müslüman olmak Allah’ın rızasını seçmektir.

İslam kaynaklarında Müslümanlar siyaset ve bürokrasi gibi kamu görevleri konusunda uyarılırlar. Buna dikkat etmeyenler zaman içinde ölüm korkusu ve dünya sevgisi marazi bir hal alır. İslam kaynaklarında da buna “VEHN hastalığı” deniliyor. Cennete kavuşmak ve cehennemden kurtulmak için her tedbiri almalıyız. Yoksa tedbir takdiri hükümsüz kılmaz. Değil mi ki bize hayır gibi gelen şeylerde şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir.

Haşr 7‘de "...ki o (mallar), içinizden yalnız zenginler arasında dönüp dolaşan bir servet (ve güç, devlet, meta) olmasın diye (Allah böyle hükmetmiştir) ..."

Burada "dûle" kelimesi, "dolaşan, elden ele geçen, bir grup arasında dönen güç, servet, devlet imkanlarını kullanmak, Kamu imkân ve kaynaklarından faydalanmak, iktidar" anlamına da gelir. Amaç, servetin toplumun dar bir kesiminde VIP, CIP, aristokratlar, seçkinler, bir sınıf, zümre soy ve elitler, zenginler, iktidar çevresi) toplanıp kalması değil, zekât, infak, adaletli dağıtım yoluyla geniş kesimlere yayılmasıdır. Bu ayet, İslam iktisadının temel prensiplerinden birini koyar. Bu ayet bu anlamda güç, servet ve iktidarın zenginler arasında döngüsel bir güç/para birikimi ve oligarkik bir yapıyı reddeder. Toplumun geneli, özellikle yoksullar, yetimler, yolda kalanlar bundan faydalanmalı. İslam’ın genel ekonomi ve siyaset mekanizması gelir adaletsizliği, yolsuzluk, servet transferi, oligarşik yapılaşma gibi yollarla servetin sadece zenginler arasında dönüp dolaşması Faiz / Riba’nın engellenmesi yoluyla Zekât, sadaka, adil vergi, infak mekanizmalarını devreye sokarak adaleti sağlamayı, Hukuk düzeninin inşası ahlaki ilkeler ve şeffaflığı esas alır, İstişare ve Şurayı, ehliyet ve liyakati emreder. İktidar da aynı şekilde: Bir zümrenin tekelinde "meta" (el değiştiren güç aracı) olmasın diye hesap verebilirliği şart koşar. Şart böyle de gerçekler her zaman bu şekilde olmuyor tabi. Kanuni döneminde Fuzulinin Şikayetnamesinde olduğu gibi işler “selam verdim rüşvet değildir deyu almadılar” noktasına gelebiliyor. Şikayetnamede anlatılan konu o zamanki dini vergilerden elde edilen Vakıflarla ilgili bir konudur.

İslam alimleri öğüt kitaplarında (Pendname’lerinde) servetin kalbi Allah'tan uzaklaştıran mâsivâ olduğunu, adaletle dağıtılmadığında fitneye yol açtığını vurgular. İslam dünyası olarak maalesef maalesef bu konuda sınıfta kaldık. Servet ve iktidarın dar bir çevrede "dolaşan meta" haline gelmesi, toplumları çökertir. Allah'ın hükmü açık ve net: Dar bir imtiyazlı çevre içinde döngüsel bir elit serveti/iktidarı olmasın. Adaleti ikame eden, servet ve iktidarı hak edene, ehline veren bir ekonomik, politik bir yönetim kurulsun. Şuârâ 88-89 ‘de deniyor “ki, O gün ne mal fayda verir ne de evlât. Ancak Allah’a kalbi selîm (temiz, sâlim bir kalp) ile gelenler (kurtulur). Kıyamet günü en büyük kurtuluş vesilesi: Mal ve evlât (dünya bağları, mâsiva) fayda vermez. Sadece mâsiva’dan arınmış, şirk ve günahlardan temizlenmiş kalp (kalb-i selîm) fayda verir”. Kalbi Allah'tan, onun rızasından başka bir şeyle meşgul eden her şeyi terk etmek, sevgiyi O'na hasretmek, dünya bağlarından kalben uzaklaşmak temel bir ahlaki bir kural olarak yüceltilir.

Nur 37 "Öyle adamlar ki ne ticaret ne alışveriş onları Allah'ı zikretmekten, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyamaz..." Dünya işleri kalbi Allah'tan ve Onun rızası dışındaki işlerle meşgul etmemesi gerekir” denir. Bakara 165’te ise Allah'tan gayrı şeylere aşırı sevgi ve bağlılık kınanır. Din ve devlet büyüklerini İlah ve Rab edinmek şeklindeki bağlılıklar, Liderleri İdol/Put edinmek, aşırı sadakat ifade eden sözler kınanır. Tevbe 24’te aksini davrananlar tehdit edilir: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz... size Allah'tan ve Resul’ünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, bekleyin..." denir. İsrâ 18’de belirtildiğine göre, "Kim âhireti istemeyip dünya hayatını ve ziynetini dilerse..." onların akıbetinin hüsran olduğu söylenir. “Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, (evet) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekân yaparız; kınanmış ve kovulmuş olarak oraya girer”.

Evet, bu uyarı İlahi bir gazap uyarıdır: Tevbe 24 “De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşunuza giden meskenler size Allah’tan, Peygamber’inden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili/sevimli ise, o halde Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez.”

Bakara 165 ‘de anlatılana göre, Allah'tan gayrı varlıklara (idol, liderler, putlar, mal, makam vs.) aşırı sevgi beslemek şirktir. Mâide 54’ de denir ki “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise onurlu ve güçlüdürler. Allah yolunda cihat ederler ve kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah lütfunda sınırsızdır, her şeyi bilendir.”Fırka-i Naciye” böyle bir topluluk olarak Müslümanlar arasında çıkacak bir topluluktan söz edilir. Bu topluluk gelip bizi kurtarmayacağız, biz o topluluğu oluşturacağız, inşallah. Tabi önce tövbe edeceğiz, sırtımızda taşıdığın haksız edinimlerden yakamızı kurtaracağız, inşallah. İŞTE O ZAMAN Hak bize şer gibi gelen şeyleri Hayra tebdil eder. Yoksa mevcut uluslararası sistem ve güç dengeleri içinde kendimize yer bulmaya çalışırsak o zaman yaptığımız işlerin bereketi kalmaz. Hatta bize hayrı dokunacak diye yaptığımız işler aleyhimize döner. İnkarcılar, münafıklar, müşrikler, cahilleri, müstekbirleri, mütrefinleri ve zalimleri dost edinmeyin. Öyle yaparsanız, onları yakacak ateş size de dokunur. Selam ve dua ile...

KÜÇÜK BİR NOT: Bazı sosyal medya hesaplarında bu kadar kısa sürede, bu kadar yoğun bir tıbbi müdahalenin nasıl olduğunu soruyorlar. Ben Türkiye’nin klinik olarak ilk Marfan sendromu hastasıyım. Kalp yapımda bir farklılık olduğu ilk kez 1980 yılı başlarında belli. İlk farkına varan Prof. Dr. Ayhan Sonel oldu. 12 Eylül darbesinden sonra askere gittim. Kalp şikâyeti ile Afyon 58 eğitim tugayında doktora başvurdum. Beni Isparta askeri mevki Hasta hanesine yönlendirdiler. Onlar da beni Ankara Gülhane Askeri Hasta hanesine yönlendirdi.

Burada Marfan olduğun klinik olarak tescil edildi. Daha sonra İstanbul’a taşındım. 1990’lı yıllarda Prof. Dr. İbrahim Yekeler tarafından Numune Hasta hanesinde “Marfan araştırma merkezi” kuruldu. Tabi ilk kayıtlı kişi bendim. Prof. Yekeler vefat edene kadar da sağlık kontrollerim hep burada yapıldı. Yekeler vefat edince, babası ve dayısı okul arkadaşı olan Gazi Üni. Kalp cerrahı Prof. Dr. Hikmet Selçuk Gedik 7 yıldır kalbimi takip eden biri idi. Prostat kiyeti ile gittiğim Etlik Şehir hasta hanesinde yapılan MR ve biyopsi sonuçlarına göre Onkolojiye sevk edildim. Acil olarak ışın tedavisi, Hormon tedavisi ve akıllı İlaç uygulamasına geçildi. Marfan özelliğim dolayısı ile göz ameliyatı gerekli idi, anesteziden görüş istendi. Anestezi Aort genişlemesini riskli buldu onun içinde acil göz ameliyatın hemen sonra acil olarak kalp ameliyatı gerçekleştirildi.

Medya-Makale Haberleri

Sırada Türkiye mi Var? Niçin Olsun?
Abdurrahman Dilipak: Şeytan bu işlerin neresinde!