Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Seçmenlere ve adaylara öğütler

Derin Gerçekler

3 aylar bugün başlıyor. Ve ülkemiz yine yeni bir seçime gidiyor. Unutmayın, oy vermek vekalet vermek gibidir. Oy verdiklerinizin yaptıklarından, iyi ya da kötü, o her ne ise, onlardan size bir pay vardır.

Ayet ne diyor, “O kullarım ki, onlar sözü dinlerler, sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir. İşte temiz akıllılar da onlardır”. (Zümer 18) Hadi şimdi şöyle deyin: “İman ettim, Allah doğru söyledi, aynen öyle yapacağım”. Başlangıcında besmele çekemeyeceğiniz işte hayır yoktur. Sonucunda hayır olmayacaktır o işin. Besmele çekerek şarap içemezsiniz, Bana sorarsanız sigara da içmeyin, puro da, nargile de, Cola da içmeyin. Paketlenmiş endüstriyel gıdalar, hormonlu, geni ile oynanmış gıdalar konusunda da dikkatli olalım inşallah.

Bilmediğiniz şeyin peşine düşmeyin” (İsra 36)’da ne deniyordu: “Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme! Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan (o peşine düştüğün şeyden) sorumlu tutulacaktır”. Karar verirken bilenler ve tecrübe sahipleri ile istişare edin, çevrenizdeki insanlarla müşavere edin. Adaletten, ehliyet ve liyakatten ayrılmayın. Karşıt görüş sahiplerinin sözlerini araştırmadan hemen inanmayın. Bakın, kötü seçmeyin demiyorum, sadece herhangi bir iyiyi değil, “en iyi”yi seçmek zorundasınız. Sözü dinleyip güzeline uymak değil marifet, “en güzeline“ uymak. Allah böyle buyurdu. Partizanlık yok, cemaatçılık, mezhepçilik, tarikatçılık yok. Yaşadığınız zamana, mekana, olaylara ve kişilere adil şahitlik yapacaksınız. Bir topluluğa, partiye, fırkaya olan düşmanlığınız bile, sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmeyecek.

Bakın, Rakibiniz doğru söylerse, onun doğru söylediğini söylemekten çekinmeyeceksiniz. Yoksa adil şahitlerden olmazsınız. Rakiblerinizle konuşurken, onların “ahvali şahsiyesi”ne ilişkin ayıplarını, günahlarını araştırmayacak ve bu günahlarını yaymayacak, fakat, her vesile ile onları “güzel söz ve hikmetle” Hakka davet etmekten geri durmayacaksınız. Hatta onlar ayağınıza taş atsalar, yolunuza diken dökseler, arkanızdan küfretseler bile, “onlar cahildirler ve bilmiyorlar” diyecek, güzel örnek olacağız, ta ki, kendilerine hakikat açıklandığı halde, hala Hakikati söyleyenlerin mal, can, namus, akıl-inanç ve nesillerine yönelik düşmanlıkla zarar verme noktasına gelene kadar. O şartlar olduğunda nefsi müdafa sadedinde, elbette misli ile mukabele etmekten kimse men edilemez.

Bakın başkalarına karşı çıktığınız bir konuda kendinize yakın gördüklerinizin kamu hakkın a tecavüz mahiyetindeki işlerini bildiğiniz halde susanlardan, onların üstünü örtmeye çalışanlardan olursanız, o işin suç ortağı olursunuz.

Kul Hakkı’nın en üst seviyede tecelli ettiği yer siyaset ve bürokrasidir. “El emin” olacaksınız. Sizin için “onlar bilirler ve yalan söylemezler, söz verdiklerinde sözlerinde dururlar” denmeli. Sizin desteklediğiniz adayın iyi biri olması yeterli değil, “en iyi” olmalı. En iyi de olsa, yarın bir yerde, bir konuda, bir başkasına karşı yanlış bir söz ya da iş yapsa, siz desteklediğiniz kişiye karşı, dün karşı çıktığınız kişi de olsa doğru sözlü olan ya da mazlum olan, onun yanında yer alacaksınız. Yoksa sizde de, sizin yaptığınız işte de hayır yoktur. Haksızlıklar karşısında susanlardan olursanız, menkıbelerde anlatıldığı gibi “dilsiz Şeytan” olursunuz. Hz. Ali bu konuda ne buyurmuştu: "Haksızlık önünde eğilmeyiniz, çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz"

Yine ufukta bir seçim var. Dikkatli olalım. Bakın, seçtikleriniz yanlış bir iş yaparsa, o konuda onlara karşı çıkacaksınız, seçmedikleriniz doğru bir iş yaparsa onları da o konuda destekleyeceksiniz. Dahası da var, doğru insanlar sapıtabilir, ya da yanlış yapanlar tövbekar olabilir. Bu konuda da dikkatli olmamız gerek. Evet Rachel Corrie gibi, Siyonistlere karşı “Bunlar bizdense ben ‘bizden’ değilim”, diyebilecek miyiz?

Hz. Ömer (RA) şöyle der: “Ben bir yanlış söz söylersem ya da yanlış iş yaparsam ve yanımdaki biri bu konuda beni uyarmazsa, benden uzak dursun, çünkü onda hayır yoktur. O beni uyarır da, ben o konuda yeniden düşünüp, o konuyu araştırıp gerekeni yapmazsam, o kişi yine benden uzak dursun, çünkü bende hayır yoktur”. İşte böyle!

Şimdi bu ayetlerde verilen mesajlara bir bakalım:

(Tevbe 19): “Hacılara su verme ve Mescid-i Harâm’ın imar ve bakım işini (üstlenen kimseyi), Allah’a ve âhiret gününe inanıp Allah yolunda cihad eden kimseyle bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında bir değildirler. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez”.

Siyasiler, “yol yaptım, park yaptım, cami yaptım, okul yaptım” diye kendilerini kandırıp, asıl yapmaları gerekeni yapmazlarsa, kendilerini kandırmış olurlar. Bakın, “Cami yapmayı” “Mescid-i Harâm’ın imar ve bakım işini” cihad yapmakla bir tutamazsınız. Ne buyurdu Allah (cc): (Nisa 75): “Size ne oluyor da Allah yolunda, yani, o ezilen erkekler, kadınlar, yavrular uğrunda savaşmıyorsunuz! Baksanıza! Ey bizim Rabbimiz, halkı zalim olan bu memleketten kurtar, bize yiğit bir bahadır gönder diye yalvarıp duruyorlar”.

(Tevbe 24): “De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez.” Buna Mezheb, Tarikat, Parti, futbol takımı ve hemşehrilerinizi, kavminizi de ekleyebilirsiniz. Bu konuda bir de aşağıdaki mesajı okuyun:

(Nisa 135): “Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır”.

(Maide 8): “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir”. Söz konusu olan adaletse, düşmanınıza bile haksızlık edemezsiniz, eğer Allaha ve ahiret gününe iman ediyorsanız. “Bizde yanlış yapan olmaz” demeyin, “biz yanlış yapmamalıyız” deyin. “Allah (cc) Adaletten ayrılmamamızı emretti” deyin. Dikkat edelim de, “Şeytan bizi Allahla aldatmasın

Rakibleriniz konusunda şundan sakının: (Hucurat 12): “Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.

Sakın yalan söylemeyelim. Yapmadığımız, yapmayacağımız, yapamayacağımız şeyleri, bir de Allah’ın adını anarak, Onu şahit tutarak söylemeyelim. Geleceği yalnız Allah bilir. O bizi mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimizle, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. İnsanların başına gelecekler, daha çok insanların cahilliği, zalimliği, cesaret ve korkaklığı ile ilgilidir ve Onlar kendilerini değiştirmeden Allah (cc) onlar hakkındaki hükmünü değiştirmeyecektir. Değil bir ülke halkı, başlarına birini seçtiği için kurtuluşa ersinler, babaları peygamber olsa gelse, onlar cahil ve zalim bir topluluksa, onları kimse kurtaramaz. Haşa, artık peygamber de gelmeyecek. Göklerinin ordularının komutası ve göklerin hazinesinin anahtarı peygamberlerin elinde de değildi zaten. Hem Gıybetten, dedikodudan, iftiradan sakınalım. Böyle yaparsak, Allah’ın rahmetinden uzaklaşırız. Adaylara, seçmenlere hatırlatmak istedim.. Unutmayın yaptığınız ve yapmanız gerekirken yapmadığınız, söylediğiniz ve söylemeniz gerekirken söylemediğiniz her sözden hesaba çekileceksiniz, yapıp-yapmadıklarınız, söyleyip-söylemediklerinizle, ya kendi cennetinize kendi sırtınızda tuğla, ya da kendi cehenneminize kendi sırtınızda odun taşıyacaksınız. Allah’ın sizin hakkınızdaki hükmünü merak ediyorsanız, sizi neyle meşgul ettiğine, kimlerle beraber olduğunuza, neyi, niçin ve nasıl yaptığınıza bakın. Allahtan korkun, haddi aşmayın, adaletten uzaklaşıp Fahşa’ya sapmayın, müstekbirlerden, Cahillerden, zalimlerden, mütrefinlerden olmayın, sonra helak olursunuz.

Müslümanın hayatı hep seçimdir. Sandık kurulmadan da insanlar hep bir şeyler seçerler. Helal-Haram, Hak batıl, Güzel-çirkin, İyi-kötü.. Doğru-Yanlış.. Siz bu seçimlerinizle, kendi müstehakınızı belirliyorsunuz. Karar sizin. Zalimlere yardım etmeyin, cahillere, kötülere de, sonra onları yakacak ateş, size de dokunur. Hep böyle yaparsanız, onlardan olursunuz.

Selam ve dua ile.

Bu yazı toplam 272 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar