Osmanlı"nın da bir Demokrat Partisi vardı
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler berber iken,
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler berber iken,"
Bir siyasî partinin tarihini anlatmaya böyle başlanmaz, biliyorum. Lakin iş, Demokrat Parti"nin serencamını anlatmaya gelince, gayri ihtiyari bu kelimeler dökülüyor insanın dilinden. Hayırdır, neden acaba?
Sebebi şu ki, Demokrat Parti hakikaten masalımsı bir ömür geçirmiş. Işınlanıyor ve aniden çekiliyor siyaset sahnesinden. Zirvelerden uçurumlara, tehditlerden alkışlara, umutlardan batmanlarca keder yüküne doğru çıngıraklı bir geçmişe ev sahipliği yapmış bu güne kadar.
İşte Demokrat Parti"nin 1908"den 2007"ye uzanan 89 yıllık bilançosu.
Tarih denilince varsa yoksa "Cumhuriyet tarihi"ni belleyenler Demokrat Parti"nin 7 Ocak 1946"da kurulduğunu tekrarlayacaklardır papağan gibi. Doğru, bu tarihte Refik Koraltan"ın, İçişleri Bakanı Hilmi Uran"a kuruluş dilekçesini vermesiyle Demokrat Parti kurulmuştur ama ince bir fark vardır: Bu, partinin ilk değil, Cumhuriyet dönemindeki ilk kuruluşuydu. Demokrat Parti"nin bir de Osmanlı tarihinin sisleri arkasında kaybolmuş yitik gövdesi vardır ki, yeterince bilinmez.
İlk Demokrat Parti ne zaman kuruldu?
İttihat ve Terakki Cemiyeti"nin kurucularından Arnavut İbrahim Temo ve Avrupa"dan damızlık gençler getirterek Türk ırkını "ıslah" etmeyi Batılılaşmanın kökten çözümü arak gören Dr. Abdullah Cevdet"in 1908"de kurdukları ılımlı, medenî ve tehlikeli davaları olmayan bir parti vardı: Osmanlı Demokrat Fırkası. Kadroları çoğunlukla Hukuk Fakültesi (Mekteb-i Hukuk) öğrencilerinden oluşuyordu. Bu kadronun da esası, 7 Aralık 1907"de Selanik"te gizlice kurulan Selamet-i Umumiye Kulübü mensuplarına dayanıyordu. (Her taşın altında Sabetayist bağlantı arayanlara benden bir ipucu!)
Osmanlı Demokrat Fırkası"nın kuruluş amacı, giderek Türkçülüğe ağırlık vermekte olan İttihatçı iktidarın karşısında Türk olmayanların devlete bağlılığını korumaya ve hoşnutsuzluklarını gidermeye çalışmaktı.
İlginçtir, daha sonraki yıllarda klasik Türk musikisinin önde gelen bestekârlarından biri olacak olan Muhlis Sabahattin Ezgi (1888-1947) de Meşrutiyet yıllarında bu partinin faal elemanları arasında boy gösteriyordu.
Osmanlı Demokrat Fırkası (ODF) yönetimi, davasını kamuoyuna iyice anlatabilmek için Selâmet-i Umûmiye ve Hâkimiyet-i Milliye gibi gazeteler çıkartıyor ama gelin görün ki, memleketi Abdülhamid"in zulmünden kurtaracakları vaadiyle iş başına gelen İttihatçıların en ufak bir eleştiriye tahammül gösterememeleri yüzünden sıkıntılar içinde kıvranıyordu. Gazeteleri defalarca kapatıldı, onlar da başka isimlerle çıkarttılar. Hatta zamanın Harbiye Nazırı (Milli Savunma Bakanı) Mahmud Şevket Paşa, partinin başkanı İbrahim Temo"yu çağırıp bastonunu göstererek tehdit etti ve şunları söyledi:
"Muhalefetten vazgeçmezseniz sizi sopa altında gebertirim."
Giderek insafsızlaşan İttihatçıların baskı ve zulmü karşısında partiyi bırakıp Arnavutluk"a giden İbrahim Temo"dan sonra Osmanlı Demokrat Fırkası sahipsiz kaldı ve kapandı. Böylece Türkiye"nin gördüğü ilk Demokrat Parti"nin talihsiz başlangıcı, sonraki hayatına da örnek teşkil etti. Zulüm ve baskılara, hatta darbelere karşı direniş ve sonra da günün birinde kapısına kilit vurulması geleneği bundan sonra da Demokrat Parti"nin yakasını bırakmayacaktı.
İkinci Demokrat Parti
İsmet İnönü"nün "tek adam"lığı ve CHP"nin tek partili düzeni devam ederken, İkinci Dünya Savaşı bitti ve ABD"nin başını çektiği "Batı bloku" ile başını Sovyetler Birliği"nin çektiği "Doğu bloku" arasında ülke kapmaca oyunu başladı. Tam bu sırada Türkiye, Yalçın Küçük"ün tartışmaya açtığı, Sovyetler"in Kars ve Ardahan"ı istediğine dair haberlerle (güya aslı faslı yokmuş bunun!) çalkalandı ve o panikle de kendisini Hür dünya bloğunun içinde buluverdi.
Tabiatıyla hür dünyanın da bazı nazikane istekleri vardı Türkiye"den. Böyle tek adam, tek parti, parti devleti, dernek kurma ve sendikalar üzerindeki kısıtlamalar vs. gibi "komünizan" kanun ve uygulamaların savaş sonrası demokrasilerinde yeri olamazdı. Bunun üzerine Türkiye idaresi, Max Thornburg başkanlığında bir ABD"li heyet tarafından tepeden tırnağa didik didik edildi, kirli çamaşırları elden geçirildi ve sonuçta mevcut halimizle Batı bloğuna giremeyeceğimiz, dolayısıyla siyasî yapımızı hızla reformdan geçirmemiz gerektiği usulünce "tavsiye edildi". Bu usturuplu uyarı üzerine İnönü, CHP dışında bir partinin kurulmasına engel bulunmadığını söyleyerek çok partili hayata giden yolu açtı ve ardından, daha önce istifa eden veya ihraç edilen 4 eski CHP"li tarafından (Celal Bayar, Refik Koraltan, Adnan Menderes ve Fuat Köprülü) Demokrat Parti kuruldu.
Aslında Demokrat Parti"nin kuruluşunun hemen ardından ülke çapında hızla teşkilatlanmasında İnönü"ye diş bileyen eski İttihatçı kadroların katkısını görmemek için kör olmak lazım. Yoksa CHP dışında bir partinin onun karşısında aynı hızda örgütlenmesini açıklamak mümkün olmazdı.
Her neyse, tam evlere şenlik bir seçim olan 1946"da bütün engellemelere rağmen mecliste grup kurmayı başaran DP, 1950 Mayıs"ından 1960 Mayıs"ına kadar Türkiye"nin modernleşme ve kalkınma sürecinde motor rolü oynadı; CHP"yi ve İnönü"yü tam 10 yıl boyunca sandığa gömmeyi başardı. Ancak İbrahim Temo"nun Demokrat Fırkası"nın başına gelenler DP"nin de başına gelmekte gecikmedi ve 27 Mayıs askerî darbesiyle hükümet iktidardan uzaklaştırıldığı gibi, yöneticileri ve milletvekilleri de Yassıada"da yargılandı. Nihayet 3 idam ve yüzyılları bulan hapis cezalarıyla Türkiye"de bir dönem tarihe karışmış oldu.
Ancak ihtilalciler ufak bir ayrıntıyı atlamışlardı: Demokrat Parti"yi kapatmayı. Bu işi de genç bir avukat üstlendi; son genel kongresini yıllardır yapmadığı ve Dernekler Kanunu"nu hiçe saydığı gerekçesiyle DP"ye kapatma davası açtı. Dava mahkemece haklı bulunduğu için DP"nin kapısına ikinci defa kilit vurulmuş oldu. Malları hazineye devredildi (1961). Partinin bu defaki ömrü 15 yıl sürmüştü.
DP"nin 1992"de başlayıp Aydın Menderes"in yalpalamalarından Mehmet Ağar"ın manevralarına kadar uzanan son dönemindeki ilginçlikleri anlatmayı bir sonraki yazıya bırakalım.
