Nüfus Planlamasını ABD İstiyor

Nüfus Planlamasını ABD İstiyor

Nüfus Planlamasını ABD Niçin İstiyor, Nasıl Uygulattırıyor?

Hasan Celal Güzel /Radikal

Nüfus planlaması hikâyeleri

Sevgili okuyucular, Başbakan Erdoğan'ın kadınlara 'En az üç çocuk doğurun' çağrısından sonra, 8 Mart Kadınlar Günü'nü de fırsat bilen feminist hanımlarımız ortalığı velveleye vermekte gecikmediler. Çok çocuklu kadınların eve hapsolacağından tutunuz da, kadının sadece doğuran bir varlık olarak görüldüğü, insanlara talimatla doğum yaptırılamayacağı, iş ve aş sorununa kadar söylenmedik lâf bırakmadılar. Ne hikmetse, bu tepkileri verenlerin genellikle CHP'li oldukları görülüyor.
Beni en çok da 'Kolaysa sen doğur!' sözü güldürdü.
Hiç şüphesiz kimsenin yatak odasına girmeye niyetimiz yok. İsteyen istediği kadar çocuk doğurur ya da doğurmaz. Başbakan, "Nüfusumuzun azalmamasını istiyorsanız, bir ailenin en az üç çocuğu olmalı. Benim dört çocuğum var, keşke daha fazla olsaydı; çocuk berekettir" demiş...
Başbakan'ın sözlerine aynen katılıyorum.
Türkiye nüfus planlaması kıskacında 1960'tan sonra Türkiye bir nüfus planlaması kıskacına alınmıştır. Özellikle 1961'de Devlet Planlama Teşkilâtı'nın kurulmasıyla, ayakları yerden kesik, Sovyet tarzı Gosplan modelini benimsemiş sosyalist plancılar, nüfus artış hızını Türkiye'nin en büyük sorunu olarak lanse etmişlerdir.
1960'lı yılların sonunda uzman yardımcısı olarak girdiğim Devlet Planlama Teşkilâtı'ndaki yedi yıllık çalışmalarım esnasında, en fazla tartıştığımız konu nüfus planlaması olmuştu.
Nüfus planlamasını savunanların iddiasına göre, büyüme hızı gayrı safi idi. Yani, o yıllarda diyelim ki, yüzde 7'lik kalkınma hızı varsa ve nüfus artış hızı yüzde 3 ise, safi (net) kalkınma/büyüme hızı yüzde 4 oluyordu. Çünkü millî gelir pastasını yiyenler arttıkça pastanın dilimleri küçülüyordu. Bu yüzden, fert başına düşen geliri arttırmak için nüfus artış hızını azaltmak gerekiyordu.
Mantığın tersliğini herhalde farketmişsinizdir: Gayri Safi Millî Hasılayı/Millî Geliri arttırmak yerine, nüfusu azaltmak... Bu görüşe, merhum Prof. Dr. Sabahattin Zaim, Prof. Dr. Nevzad Yalçıntaş gibi değerli sosyal siyasetçi iktisatçılar ve merhum Turgut Özal karşı çıkıyorlardı. Şehirleşme ve modernleşme arttıkça, nüfus artış hızı zaten kendiliğinden azalacaktı. Nitekim, 1950-1960 döneminde yüzde 3'lerde bulunan nüfus artış hızı, 1960-1970 döneminde yüzde 2'lere ve daha sonra da yüzde 1'lere kadar düşmüştü.
İyi eğitilmiş ve kalkınma vetiresine sokulmuş genç nüfus, ekonomilerin büyümesinde en önemli ve dinamik unsurdur. Hızlı nüfus artışı, Türkiye'nin istikbali demektir.

Türkiye'nin nüfusuna göz dikenler
1960'lardan itibaren dış çevreler Türkiye nüfusunun artışını engellemek için ellerinden geleni yaptılar ve ne yazık ki bir dereceye kadar netice aldılar. O yıllarda Dünya Bankası Başkanı olan ABD eski Savunma Bakanı ünlü McNamara, az gelişmiş ülkelerin ve özellikle Türkiye'nin nüfus artışını azaltmak için özel programlar uyguluyordu. Bu programlarda Türkiye, açlık çeken Afrika ve Üçüncü Dünya Ülkeleriyle aynı kefeye konuluyordu.
Başta Dünya Bankası olmak üzere uluslararası kuruluşlar ve Batı Dünyası, Türkiye'nin nüfusuyla özel olarak ilgileniyorlardı. Türkiye'de Sağlık Bakanlığı bünyesinde birimler kurulmuş ve yoğun bir doğum kontrolü faaliyetine girişilmişti. Bu konuda bol sıfırlı dolarlara baliğ olan projeler uygulanıyor ve bazı yetkililer özel arpalıklarla yemleniyorlardı. Uygulanan projelerin, özellikle Yozgat gibi Türk nüfusun ağırlıklı olduğu bölgelerde başlatılması da dikkat çekiciyiydi.
Hiç unutmam, 1970'te Dünya Bankası'nın finanse ettiği bir teknik eğitim projesini yürütüyordum. Proje hazırlıkları ve görüşmeleri tamamlandıktan sonra, hiç ilgisi olmadığı halde, Dünya Bankası uzmanları, kurulacak teknik eğitim merkezlerinde nüfus planlaması yapılmasını istemişlerdi. Tabiî kabul etmedik ve proje kesintiye uğradı.

Ah şu nüfus planlaması!
Efendim, aile planlaması, sadece doğum kontrolü için değil, kadın sağlığı ve çocuğu olmayan ailelere yardım bakımından da düşünülebilir. Halbuki, Türkiye uygulamasında doğum kontrolü ön plana çıkarılıyordu.
İkinci ve özellikle Üçüncü Beş Yıllık Planlarda, Özal ve Yalçıntaş'ın gayretleriyle nüfus planlamasının önceliği kalktı. Lâkin, Türkiye'nin nüfusunu azaltmak isteyenler faaliyetlerinden vazgeçmediler.

12 Eylül Darbesi'nden sonra, Başbakan Ulusu ve Başbakan Yardımcısı Özal, Ulusu Hükûmeti'nin programını yazmakla beni görevlendirdiler. Devlet Bakanı Prof. Dr. İlhan Öztrak ise çalışmaları koordine edecekti. Bir akşam merhum Özal beni çağırarak "Bak Hasan, bunlar gene nüfus planlamasını programa sokuşturacaklardır, dikkatli ol" dedi. Programı hazırlayıp Öztrak'a götürdüm. Okudu ve çok beğendiğini söyledi. Ancak, Özal'ın tahmin ettiği gibi, nüfus planlamasıyla ilgili yazılı bir not vererek, bunu da Hükûmet Programı'na dahil etmemi istedi. Dediğini yapmadım ve programı Başbakanlık Matbaası'na gönderdim. Öztrak, programın son halinde nüfus planlamasını göremeyince, "Hasan Celâl bey, nüfus planlamasının konulmasını Amerikalılar Konsey'den (darbe cuntası) istemişler. Mutlaka koymamız lâzım" dedi. Ben gene oyaladım. Öztrak, sabaha karşı matbaaya gidip nüfus planlamasını programa bizzat koydurmuş...
1988'de Millî Eğitim Bakanı idim. Bir akşam, büyük bir Amerikan şirketinin sahibinin görüşmek istediğini söylediler. İçeriye buyur ettim. Adam, ünlü bir Vakıf'ın TV reklamları hakkında görüşmek istiyordu. Reklamlar nüfus planlaması ile ilgiliydi. Sohbet koyulaşınca, bu ünlü Vakıfa nüfus planlaması için önemli kaynaklar aktardıklarını söyledi. Hayret ve dehşetle dinlemiştim.

Yıllar geçti. Özal Başbakan oldu. Bu defa eşinin başkanı olduğu 'Türk Kadınını Güçlendirme Vakfı' nüfus planlaması faaliyetlerinde bulunuyordu. Bir gün Başbakanlık Konutu'nda rahmetli Özal'a, nüfus planlaması konusundaki müşterek mücadelemizi ve hâtıralarımızı anlattıktan sonra, 'Turgut Ağabey, her şey aklıma gelirdi de, bu noktaya varacağımızı düşünemezdim' diye sitem ettim. Çok müteessir oldu ve sesini çıkarmadı.

'100 Milyonluk Türkiye!'
Efendim, bir zamanlar sloganımız 21. asrın başında '100 Milyonluk Türkiye' idi. Bunun en büyük zenginliğimiz olduğunun farkındaydık.
Ne yazık ki, asrın başlangıcında 70 milyona dahi ulaşamadık. Nüfus artış hızımız süratle yüzde 1'in altına iniyor. Artık biz de 'İhtiyar Avrupa'nın
iddiasız kervanına katılmak üzereyiz. Güneydoğu bölgesi dışındaki nüfus artışı, daha şimdiden yüzde 0,8 civarında seyrediyor. Son yarım asırdan beri nüfus artış hızından şikâyet eden gayrimillî aydınlar kına yaksınlar...
Başbakan Erdoğan'ı, ileri görüşlülüğü ve cesareti için alkışlıyorum. Hiç değilse, Cumhuriyet'in 100. yılında '100 Milyonluk Türkiye' hayaline ulaşmamızı diliyorum.