Mitingcilerin İstediği İstiklal Mahkemelerinden bir anı !
Hep Hasan Karakaya Ağabeyimiz arşiv aktarır.Bu seferde biz Kılıç Ali'nin Oğlundan gelen bir zulüm anısını aktaralım istedik.Hasan Karakaya'nın kaleminden.....

Hasan Karakaya 23-10-2006/Vakit
"İstiklâl Mahkemeleri"ni bilirsiniz...
O dönemde, "hakim"lere öyle yetkiler verilmiş ki, "astıkları astık, kestikleri kestik!"
Karşılarına getirilen "sanıklar" hakkında verecekleri hüküm, iki dudaklarının arasında!..
Yani; ne "delil"e ihtiyaç duyuyorlar, ne "şahitlerin ifadesi"ne!..
Ülkenin üzerine "puslu bir hava"nın çöktüğü o günlerde, "İstiklâl Mahkemeleri"nde "hakimlik" yapan "Üç Ali"lerden biri de, Kılıç Ali'dir!..
Evet, evet, bugün "ulusalcı" yazılar yazan gazeteci-yazar ve aynı zamanda bir dönem "Amerikan Rothmans sigaralarının Türkiye distribütörlüğü"nü yapan Altemur Kılıç'ın babası Kılıç Ali!..
Yıl 1989... Altemur Kılıç, her zaman olduğu gibi, "distribütörlüğünü" yaptığı "Amerikan sigarası Rothmans"tan bir karton getirmiş ve elbette, "lâf lâfı, lâf da sigara paketlerini açmaya" başlamıştı!..
Ehh, henüz Irak "işgal" edilmediğinden, "Amerikan mallarına boykot" kampanyası da açılmamıştı!..
Bizler, "Amerikan Rothmans sigarasının Türkiye distribütörü Altemur Kılıç abimiz"in getirdiği sigaraları tüttürürken, o da "İstiklâl Mahkemeleri"nden ve dolayısıyla "babasının, kararları nasıl verdiğinden" bahsediyordu!..
Bir ara, öyle coştu ki, şu sözler dökülüverdi ağzından;
"Biliyor musunuz çocuklar" dedi; "Biliyor musunuz, İstiklâl Mahkemeleri'nde nasıl karar verilirmiş?!?"
Suçlanan şahıslar "sanık sandalyesi"nde, onların "suçsuz" olduğunu söyleyen "şahitler" de arkada otururken, "hakim"ler şöyle verirlermiş kararlarını:
"Sanıkların idamına!..
Şahitlerin bilâhere dinlenmesine!"
O günlerde "Amerikan Rothmans sigaralarının Türkiye distribütörü" olan, daha sonraları ise "ulusalcı" yazılar kaleme alan Altemur Kılıç abimiz; yıllar sonra "bu anlattıkları" kendisine hatırlatıldığında; önce "inkâr" etmeye, sonra da, "Ben onu lâtife olsun diye söylemiştim" diyerek "tevil" etmeye çalışmış olsa da, "o sohbet"in şahidi olan ben, bu sözleri kulaklarımla işitmiştim!..
Dahası, Altemur Kılıç abimiz, hiç de "lâtife" yapıyor gibi değildi!..
Peki, bu "tarihî anekdot"u yeniden niye yazdım?.. İstedim ki; "hava koklanarak" verilen kararların yeni bir şey olmadığını sizler de bilesiniz!..
Hele söyleyin şimdi; İstiklâl Mahkemeleri'nde görev yapmış meşhur "Üç Ali"ler, "sanıkların idamına, şahitlerin bilâhere dinlenmesine!" şeklinde karar verirken, ellerinde "delil" var mıydı?..
Tam aksine;
Önlerinde "şahitler" vardı, ama hakimler, onları "dinlemeye" bile gerek görmeden, basıyorlardı kararı;
"Sanıkların idamına!..
Şahitlerin bilâhere dinlenmesine!!!"
Öyle ya;
Hava "puslu"ydu o günlerde!..
Hava "sisli"ydi!.. Hava "bulanık"tı!..
Onlar da, "delil"lere ve "şahit"lere göre değil; "esen rüzgâr"ın getirdiği "havaya göre" veriyorlardı kararlarını!..
"Sanıkların idamına!"
