M.Ali Kışlalı Sanki Kışladan Konuştu
Radikal gazetesinin kendini 'askere yakın' olarak sunmasıyla ünlü yazarı Mehmet Ali Kışlalı, AKP tekrar güçlü gelirse darbe yapmak gerekir diyor. İşte Kışlalı'nın gayet açık ifadelerle dolu darbeci yazısı:
İslamcılardan vazgeçmek
M.Ali Kışlalı
AKP iktidarı boyunca bu köşeyi okuyanlar, Ankara'da önemli çevrelerce yapılan bir değerlendirmeyi bilirler. Bu değerlendirme, "Bekleyelim. Faaliyetlerini izleyelim. Belki Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana rejimi özümsemeden kalmış bir marjinal kitleyi bu iktidar döneminde kazanırız" şeklinde özetlenmiştir. Ama son bir buçuk yıldır ortaya çıkan gelişmeler karşısında, bu beklenti içinde olan çevrelerin umutları kesilmiştir.
Şimdi, Türkiye'deki olayları çok yakından, uzmanlığı ile izleyen bir İslam bilimcisi Alman Hans Peter Raddatz bakın ne diyor: "Türkiye'deki kitlesel gösteriler, Türk-İslam sentezinin başarıya ulaşamadığının, hatta tersine
bölünmenin daha da derinleştiğinin açık bir göstergesi. Ayrıca bu durum, Avrupa Birliği'nin her defasında dikkati çektiği, AKP'nin reformcu güç olmadığına, aksine ta Atatürk zamanında elde edilen demokratikleşme kazanımlarını yeniden geriye çevirmeye çalıştığına işaret ediyor. Önümüzde cereyan eden asıl büyük problem işte bu. Avrupalılar ise Türklere bu noktada yardım etmek zorunda. Yani Avrupa, AKP içerisinde aslında pek de
reform heveslisi olmayan, aksine devletle din işlerinin daha demokratik ve derin bir şekilde birbirinden ayrılmasından kaçınmaya çalışan güçlere prim vermemelidir. Bu güçler, aslında Türkiye-AB müzakerelerinde hedeflenen reform sürecinin karşısında yer alan unsurlardır."
P. Raddatz'ın ordunun Türkiye'deki yeri hakkında ise ortaya koyduğu görüş, bizim kimi bilim insanınınkilerden çok daha gerçekçi, "Türkiye'de ordu, her zaman tam anlamıyla tutarlı, hedefini bilen, Kemalizm'e bağlı bir güç olmuştur ve bugün de öyledir. Ayrıca unutulmamalıdır ki, Erdoğan döneminde ordunun imajı çok yıpratılmaya çalışılmıştır. İslamcılar, neredeyse hiçbir fırsatı kaçırmayarak, her fırsatta ordunun Türkiye'deki saygınlığına zarar vermeye çalıştılar. Tüm bunlar dikkate alındığında, bundan böyle işin nasıl devam edeceğini kestirmek çok zor. Fakat iki taraf açısından da reform sürecine başka bir alternatif bulunması olanaksız gibi."
Gelelim anayasal rejimi özümseme konusunda artık kendilerinden fazla katkı beklenemeyecek olan AKP iktidarının destekçilerinin, ülkeye olası etkilerine.
Söz konusu mahut iktidar yönetiminde rejimin, onların arzuladıkları gibi kemirilmesine, başta Cumhurbaşkanı Sezer ve onun yol göstericiliğinde kimi sivil toplum örgütü ve üniversiteler, yüksek yargı gibi anayasal kurumlar katıldı. Bunların arasında, rejimin geleneksel koruyucusu Türk Silahlı Kuvvetleri pek görülmedi. Zamanın Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün, kapalı kapılar ardında Erdoğan'a yaptığı varsayılan uyarılar yanında, kamuoyuna ulaşan kimi konuşması, şimdi bulunduğumuz noktadaki yetersizliklerin esası olarak kabul ediliyor.
Bu görüşte görece gerçek payı olsa da, TSK'nın arka plandaki mevcudiyetinden hiç kuşku duymayan kesimlerin şimdi sergilenen büyük uyanışta rol oynamadığı söylenebilir mi?
Umarız seçimlerde AKP, Erbakan yoldaşlarının hep yüzde 8-9 olduğu varsayılan oylarına, son defa olduğu gibi, yüzde 15-16 ilave sağlayamaz. Böylece şimdi ülkeyi bir kaosa doğru sürükler görülen havanın kontrol altına alındığı düşünülebilir.
Bu gerçekleşmediği takdirde, ülke, cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında görüldüğü gibi, toplumsal gelişmeleri doğru değerlendiremediği görülen AKP lider kadrosunun elinde kalırsa, olacaklardan büyük kaygı duymak gerekecektir. Çünkü, yukarıda sözünü ettiğim, Türkiye gerçeklerini de bilerek değerlendirme yapacak durumda olan bilim adamlarının düşündüğü gibi, ortaya çıkacak olayların kontrolsüz kalması olası değildir. Türkiye için kaos düşünülemez.
Afaki değerlendirmeler yapmaya kalkarak, ülkenin etkili kurumlarına akıl vermek, onları yönlendirmeye kalkmak, çıkar yol değildir. Bu noktaya gelinirse ülkenin sahipsiz olmadığı görülür. Pek demokratik olmasa da çıkış yolu gene bulunur.
RADİKAL
