Laikliğe Sığınıyorsa, Usulsüzlük Teferruat

Laikliğe Sığınıyorsa, Usulsüzlük Teferruat

CHP ve DSP'yi geçmişte kayıran yargının çifte standardı mide bulandırıyor.

AK Parti’yi kapatma davasına gerekçe olarak gösterilen olaylar kamuoyunda şaşkınlık oluştururken, AK Parti’yi kapatmak isteyen kurumların geçmişte sergiledikleri çifte standartlar da bir bir ortaya çıkıyor. “Laikçi” kimliğini vurgulayan partiler hep “kayırılıp” kapanması “şık bulunmazken”, olmayacak sebeplerle “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olma” yaftasını yiyen partilerin hiçbirisi ise kapanmaktan kurtulamadı. İşte yargı kurumlarının çifte standardına örnekler:

AK Parti hakkında açılan kapatma davası, 2008 Türkiyesi açısından bir utanç vesikası olarak değerlendirilirken, geçmişte parti kapatmalarında yaşanan çifte standartları hatırlayınca bugün yaşadığımız “komediyi” daha iyi anlıyoruz. “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak” gerekçesiyle hakkında kapatma davası açılan partilerin hiçbiri malum akıbeti yaşamaktan kurtulamazken, “sol” olarak nitelendirilen ve “laikçi” yönlerini abartarak vurgulayan partiler ise geçerli sebepler olmasına rağmen kapatılmadı. Siyasi tarihimiz bu konuya örnek olacak örneklerle dolu.

DSP “ŞIK OLMAZ” DİYE KAPATILMADI
1997 yılında yaşanan olayda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, il kongrelerini yapmayan DSP hakkında kapatılma suçu bulunmasına rağmen sadece uyarmakla yetinmişti. Başsavcı Vural Savaş, DSP hakkında kapatma davasını zamanında açmamasını ‘şık olmaz’ görüşüne bağlayıp şunları söylemişti:
“DSP defalarca uyarılmasına, uyarıların üzerinden yıllar geçmesine rağmen kongrelerini yapmamış. Anayasa Mahkemesi uyarılarda bulunmuş. Ben göreve yeni geldiğimde dava açılması konusunda Anayasa Mahkemesi bana bildirim yaptı. İnceleme yaptık şikayetler fazla. Kongreler yapılmamış. Dava açılması gerekiyordu ancak görevde yeni idim ‘Şık olmaz’ düşüncesiyle dava açmadım. DSP’yi aradım. Hüsamettin Özkan geldi görüştük durumu bildirdim. Benden Haziran ayına kadar süre istedi. Bu süre içinde il kongrelerini yapmaları gerekiyor. Ona çalışıyorlar. Yapılmazsa gereğini yapmak zorundayız.”
Ve ne tesadüftür ki, Refah ve Fazilet Partilerinin kapanması davasını açan aynı savcı Vural Savaş, emekli olduktan sonra da DSP’de siyasete atıldı.

DP KAPATILDI, CHP KOLLANDI
Benzer bir örnek de Demokrat Parti(DP)’nin kapanma gerekçesinde yaşanmıştı. Demokrat Parti, sadece kongreyi geciktirdiği için kapatıldı. Oysa DP Anayasaya aykırı bir iş yapmamıştı. CHP ise 1923 yılında kurulmuş, ama 4 yıl sonra kongre yapmıştı. CHP’nin bu durumuyla ilgili hiç kimse teşebbüste bulunmamıştı.

DİYANET’İN KALDIRILMASINI İSTEMEK YASAK AMA...
Parti kapatmalarında yaşanan çifte standardı gözler önüne seren bir örnek de Barış Partisi davasında yaşandı. 1996 - 1999 yılları arasında etkinlik gösteren partiye, programında Diyanet İşleri Başkanlığı’nı devlet kurumu olmaktan çıkarmayı savunduğu için hakkında kapatılma talebiyle dava açılmıştı (Diyanet’in kaldırılmasını savunmak Anayasaya göre kapatma gerekçesidir). Ancak parti hakkındaki kapatma davası Anayasa Mahkemesi tarafından reddedildi. Barış Partisi 1999 Genel Seçimleri’nde yüzde 0.25 oy oranıyla başarılı olamadı ve 9 Mayıs 1999’da yapılan son kongresinde fesih kararı aldı, yani kapatılmadı; kendini kapadı.

‘MUHTEŞEM SÜLEYMAN’A GEÇİŞ, ERBAKAN’A RED
Türk hukuk sisteminde göze çarpan çifte standartlardan biri de Fazilet Partisi (FP) ve Doğru Yol Partisi benzeşmesindeydi. 1984 yılında siyasi yasaklı olmasına rağmen DYP’nin kongresinde Süleyman Demirel için, ‘Muhteşem Süleyman’ pankartı açılmış; bu durumu değerlendiren Yargıtay, bunun kapatma için delil olamadığına kanaat getirmişti. Ancak aynı yargı erki, Fazilet Partisi’nin kapanmasına sebep olan iddianamede, FP’nin kongresinde ‘Mücahit Erbakan’ sloganları atılmasını kapatma nedenlerinden saymıştı.

Vakit