Abdurrahman Dilipak

Abdurrahman Dilipak

Kürt seçmen ve yeni sağ

Bu konuya dün başlamıştık. Bugün de devam edelim.

HEDEP’in bu mecliste 57+ sandalyesi var TBMM’de. HDP Kandile bağlı idi. Kandil NATO, ABD, İngiltere ve AB arasında ortaklaşa sahipleniliyordu ve bir yandan da Rusya ile ilişkilendiriliyordu. Am PYD ile artık bu 5’li yapı içinde ana belirleyici unsur ABD.

PYD artık sadece Kürtlerden oluşmuyor. Ermeni, Süryani gibi gayrimüslim unsurlar, solcular, hatta bazı “Liberal Kürtçü İslamcılar” da bu koalisyonda yer alıyor. HÜDAPAR İslamcı Kürt oylarını bir ölçüde kazandı, ama HDP çizgisi hala politik bir ağırlık merkezi olarak 600 sandalyeli parlamentoda %10’luk bir ağırlığa sahip.

CHP’deki bu çözülmenin ardından yeni oluşacak yeni sol parti HEDEP’in liberal, sol, sosyalist, Demokratik sol, Sosyal Demokrat tabanı kendine çekebilir. Yani eski HDP, DSP ve hatta Yeşil hareketle birlikte Liberal sol çevreleri yanına çekebilir. HEDEP’in İslamcı kanadı da HEDEP’den ayrılırsa bu parti yarıya yakın üyesini kaybedebilir. Burada AK Parti küçülürken, sağ muhalefet ve sol muhalefet AK Parti içinde 3’te 2’lik bir ağırlığa sahip olabilir. Tabi bu Sağ’da da, solda da hem tabanda, hem de tavanda radikal bir yenilenme ile mümkün. Kadro değişikliği ile birlikte zihniyet değişikliği de gerekli. Herkes kendi geçmişi ile hesaplaşmak zorunda. Sağ, Osmanlının son 100 yılı ile ve soğuk savaş dönemi ile yüzleşmeli. Sol Tek Parti ve Soğuk savaş dönemi ile yüzleşmesi. Tarihi övgü ve sövgü kitabı olarak okumaktan vazgeçmeliyiz. Bu da yetmez, bir gelecek senaryomuz olmalı. Yeni kavramlara, yeni kurumlara ihtiyacımız var. 19.YY’daki kavram ve kurumlarla 21. YY açıklamak mümkün değil.

Aslında Sağ da, sol da kabuk değiştirdi. Sağ-sol ayırımı başından beri suni bir tanımlama idi, Sağ kendini sola, sol kendini sağa göre, ne olduklarından çok ne olmadıkları üzerinden tanımladılar. Soğuk savaş döneminde aynı ülkenin çocukları birbirine kırdırıldı. Birileri onların kanları ve gözyaşları üzerinden kendilerine iktidar ve servet ürettiler.

Bu arada görünen o ki, İyi Parti çözülüyor. Milliyetçi, sağ, muhafazakar, liberal karması “yamalı bohça” görünümlü parti için bir gelecek gözükmüyor. AK Parti’nin “Muhafazakar Demokrat” görünümlü, “Merkez Parti”si olma iddiasının da artık bir anlamı ve değeri kalmadı. Partilerin çoğu “Mavi Boncuk” politikası ile çevre edinmeye çalışırken, gelenlerin hepsi artık “mama” istiyor. Hepsi pazarlık yapıyor, beklentiler çok yüksek, hayalin kışkırttığı talepleri karşılayacak bir gerçek yoktur. Adaleti sağlayamıyorsanız, ehliyet ve liyakatı gözetmiyorsanız, istişare, şura yapmıyorsanız, alameti farikanız olan değerlerden uzaklaşmışsanız, yola çıktıklarınızla yolda bulduklarınız yer değiştirmişse kıt kaynakları adil bir şekilde paylaştıramazsınız.

Biz 1960 sonrası sokak gösterilerinde kendimizi, “ne sağdayız ne solda Hak yoldayız Hak yolda” diye tanımlardık. Biz “Muhafazakar” da değildik o dönemde. 70’lerin başında bir meydanlarda “Müslüman Gençlik” olarak antiemperyalist sloganlar atmaya başlayınca Tekin Erer bizi “Yeşil Komunistler” olarak tanımlamıştı. Çünkü Soğuk Savaş döneminde sağcı olmak, sola, sosyalizme, Komunizme karşı konumlanmak demekti. Bugün artık fıstıki yeşilden başlayıp yeşilin her tonuna sahibiz, Yeşik Sermaye, Yeşil Kemalizm, Yeşil Feminizm, ne ararsanız var. Biz “Dinsizliğe karşı, ehli kitapla müttefik olmalıydık”(!?). Sağcı da solcu da, milliyetçi de, Liberali de zaten resmen zorunlu “Kemalist”ti. Bütün renkler karışınca iş, cinsiyetsiz, kimliksiz, din, ahlak ve gelenekten bağımsız “gök kuşağı” renklerine (!?) döndü zaten.

Bakın, GlobalReset’te, din yok, ideoloji de.. Trans Humanizm’de insan biyolojik cinsiyetinden, din ahlak ve gelenekten bağımsız Gender diye tanımlanan bir nesne, bir genom! Hangi dinden söz ediyorsunuz. Hangi ideolojiden söz ediyorsunuz, Din yoksa hangi Laiklikten söz ediyorsunuz, Tek devlet olacaksa hangi rejimden, hangi partiden söz ediyorsunuz, Cinsiyet değişken ve akışkan olacaksa hangi Feminizm’den bahsedebilirsiniz. “Human” “nesne” ise hangi Ulus’tan, hangi etnisite’den söz ediyorsunuz, herkes her dili konuşacaksa, hangi dilden söz ediyorsunuz? Ne Türkçülük, ne Kürtçülük, ne işçi sınıfı kalıyor. Birey dedikleri her şeyden bağımsız, alameti farikası olmayan bir kök hücre gibi. Yani AK Parti ya da CHP, MHP ya da HDP arasında fark olmayacak. Bütün bunları büyülenmiş gibi, kaçtıklarını sandıkları şeye doğru koşuyorlar.

Yahudilik de olmayacak, yani Siyonizm de. Para ve mülkiyet olmayacağına göre Kapitalizm de olmayacak. Kapitalim olmayınca Sosyalizm de olmayacak. Faşizm de olmayacak. Devletler olmayınca savaşlar da olmayacak. NeuraLink sonrası Terör de olmayacak. Din ve ahlak yoksa zaten herkes LGBT’li, Satanist olunca sorun çözülmüş olacak. İşçi de yok patronda, okul da yok. Çünkü Humanoid’ler / İnsanımsı Robotlar çalışacak. NeuraLink üzerinden her bilgiye düşünce yoluyla ulaşacaksanız okula ne gerek var. Farkında mısınız egemenler yeni bir teknoloji geliştirmiyorlar. Var olan teknolojiler tamamen nano Chiplerle çalışıyor. 5-6G ile ve Starlink’lerle global network sağlanmış durumda. Yeni teknolojiler NanoChiple çalışacak ve sahip olduğumuz teknolojiler bir anda çöp olacak. Yeni bir dünya inşa edilecek. Yeni din İbrahimi gelenek diye karma bir din değil, “Nuhi yasalar” diye tanımladıkları bir din olacak.

Kuşkusuz onların. Bir planı varsa Allah’ın da bir hükmü var. Mekerallahu. Onlar böyle bir gelecek için hazırlık yaparken, birileri de bu Şeytani planın taşeronluğuna soyunmuş vaziyette. Hemen hemen siyasi partilerin hiç biri bu plana hayır demiyor, diyemiyor. Hemen hepsi Şeytan’ın oltasına takılmış gidiyor.

Siyasi yelpazede üzerinde en çok konuşulan iki parti var bugün: MHP ve İYİ Parti. MHP 50, İYİ Parti 42. Ana Muhalefet Partisi CHP’nin 130 Milletvekili var. MHP ve İYİ Parti’nin toplam 92 Milletvekili var. Önümüzdeki günlerde, Yerel seçim yaklaştıkça CHP de bir bölünme yaşanabileceği endişesi hâkim. Yani CHP Ocak ayı başında Parlamentoda 100’ün altına düşebilir. Bunun anlamı solda güçlü bir yeni parti ve grup oluşabilir. Unutmamak gerekir ki, Mecliste eski HDP çizgisindekilerin dışında değişik partilere dağılmış en az 10 tane milletvekili var. MHP ve İYİ Partidekiler diğer partilerdeki Milliyetçi, Sağcı, Muhafazakâr ve ılımlı liberallerle bir araya gelirlerse MHP’den ve diğer partilerden geleceklerle birlikte TBMM’de 120’nin üzerinde bir sayıya ulaşabilirler. Hepsi tek bir çatı altında toplanmasa bile, Bu sağ ittifak, Daha zayıf bir AK Parti karşısından, CHP’den daha güçlü bir sağ muhalefet oluşturabilir. Tabi burada Soylunun temsil ettiği sağ, muhafazakar bir kesimin bu dengede nerede duracağı da önemli.

Yani siyasi bir deprem sonucu AK Partinin 240’ın altında gerilemesi, bugünkü CHP’nin yerine o sayıya yakın yeni bir sağ muhalefet ortaya çıkabilir. CHP ise ortadan ikiye bölünebilir. Yeni katılımlarla ki grup toplamda 140’ın üzerinde bir sayıya ulaşabilir. Bunun anlamı Muhalefetin 250’nin üzerine çıkma ihtimali. Daha doğrusu, AK Parti, zaten MHP’den ayrı mecliste çoğunluğu sağlayamıyorken, MHP’nin de içinde yer alacağı bir muhalefet bloku karşısında AK Parti Meclis soruşturmaları ile gücünü ciddi anlamda kaybedebilir. Bu sürecin sonucu, partiler kendi içlerinde bir koalisyon görünümü oluştururken, geçiş döneminde milli mutabakat hükümeti kurularak erken seçime gidilebilir. Zaten önümüzdeki 2 yıl içinde, Allah fırsat vermesin bu GlobalReset’çilerin dediği olacaksa, parti-pırtı kalmayacak.

Zaten bu arada bir erken seçim bu durumda AK Parti için ANAP’ın sonuna benzer bir seçime dönüşebilir. Ya da zaten bugünkü sistem herkes için eş zamanlı çökecek. TransHumanizm’de insan değişince, değişmeyen bir şey kalmayacak. Maalesef, siyasilerin ayakları yerden kesilmiş göklere uçuyorlar ama ayakları yere bastığında yüzleşecekleri gerçeklerin vadettikleri gelecekte bir karşılığı olmayacak.

2025’de kadar seçim olan ülkelerin %70’inde seçim olacakmış. Siyasette radikal bir değişim yaşanacak, çoklu koalisyon dönemleri söz konusu olacak gibi gözüküyor. Süreç İklim yasası ile performans Pass. ve karbon ayak izi, tek para sistemi ile Satanistler adım adım ilerliyorlar.

Bu arada elbette ben geleceği bilmiyorum. Geleceği yalnız Allah bilir. Sadece gidişata bakıp, ötekilerin planladıkları ve uygulamaya koydukları işler üzerinden bir okuma yaparak, bir ihtimal üzerinde düşünüyorum. Bu şekilde kendi sorumluluğum çerçevesinde nelere hazır olmamız gerektiğini sorgulayarak zihinsel bir hazırlık yapıyorum. Akl etmeye çalışıyorum. Yoksa muhakkak ki hüküm Allah’ındır. Elbette gelecek çok farklı da tecelli edebilir. Bize hayır gibi gelen şeyde şer de olabilir. Asıl olan bizi liyakatimizdir. Eğer biz Allah’ın ipine tutunursak, hiçbir şey bize zarar veremez. Ve biz, Allah’ın (cc) rızasının tecellisinin vesilesi olan sebeplere yapışırsak Allah bizim ellerimizle zalimleri cezalandırır ve mazlumlara yardım eder.

Emri bil maruf, nehyi anil münker görevini ihmal etmeyelim inşallah. (Al-i imran 104) Ufkumuzu aydınlatsın. Gazzeli şehitlerin ruhaniyeti, uyanışımızın vesilesi olsun. Unutmayalım ki, biz kendi hakkımızdaki hükmü değiştirmedikçe Allah bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecektir. Bizim uyanışımız Mukaddes mescitlerin kurtuluşu, Mukaddes mescitlerin kurtuluşu bizim kurtuluşumuz olacaktır inşallah. Gazzeli mücahidlere selam olsun. Selam ve dua ile.

Bu yazı toplam 234 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar