Kitapçık Fırlatmadık Anayasa Yaptık

Kitapçık Fırlatmadık Anayasa Yaptık

Anayasa taslağını hazırlayan hukukçulardan Prof. Zühtü Arslan, başörtülü öğrencilerin öğrenim hakkını ihlal eden yasakla ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Prof. Zühtü Arslan'ın Star gazetesi yazarı Fadime Özkan'a yaptığı açıklamalar...


- Türkiye’nin yeni bir anayasaya gerçekten ihtiyacı var mıydı?

Demokrasinin kökleşmesi için sivillerin yaptığı, içeriği sivil anayasaya gerçekten ihtiyaç var. 

- Zamanlama doğru mu peki, sosyal, siyasi şartlar tamam, ortam uygun mu?

Çok uygun. Seçim yeni yapıldı, tazelenen meclisin temsil kabiliyeti arttı. Seçim öncesinde partilerin halka verdiği taahhütler nedeniyle halkın meclisten beklentisi var. Ayrıca Türkiye’nin yıllardır konuştuğu bürokratik vesayetten uzak bir anayasa hazırlamasının da vakti gelmiştir.

- Muhtıra sürecinde toplumda bir yarılma oldu. Mitingler, seçimler... henüz bu kadar tazeyken üzerine bir de anayasanın yenilenmesi tartışmaları, kutuplaşmayı artırmaz mı peki?

Türkiye’de küçük bir azınlık dışında herkesin sivil bir anayasa konusunda hemfikir olduğunu düşünüyorum. Bu bir siyası parti ya da grubun değil toplumun meselesi. 12 Eylül anayasasından kurtulmak gerektiği yıllardır söyleniyor. İnisiyatifi bir parti aldı diye toplumda polarizasyon arttı demek, anayasa üzerinden iktidar mücadelesi yapılıyor demektir. Böyle bir anayasa yapılacaksa bunu biz yapmalıydık anlayışı bu.

- AK Parti sizin de aralarında bulunduğunuz bilim kuruluna anayasa taslağı sipariş etti ve...

...Sipariş ya da ısmarlama kelimesini kabul etmiyorum ben. Bunlar rahatsız edici kelimeler. 

- Siz ne diyorsunuz?

Karşılıklı mutabakat. Ortada bir teklif ve bunun üzerine benzer kaygılara ve anayasa anlayışına sahip kişilerin hazırladığı bir taslak var. 

- Peki. Size bir teklif geldi, siz de taslağı hazırladınız. Parti yetkili organları halen bu metni tartışıyor. Gerekli gördüğü değişikliği yapınca kamuoyunun ilgisine, katkısını sunacak. Bu usul doğru mu peki, normali nedir?

Dünyada anayasa yapımının tek örneği yok. Ülkeler kendi tarihsel, toplumsal, siyasal koşullarına göre farklı yöntemler benimseyebilir. ‘Yöntem yanlış. Taslağı tüm partilerin oluşturduğu ortak bir heyet hazırlamalıydı’ demek, işi sürüncemeye bırakmak demektir. Halbuki gerçekleştirilebilir bir yöntem uygulandı. İktidar partisi ‘Halka sivil anayasa sözü verdim. Önerim bu, siz de önerin’ diyor. Diğer partiler ya da sivil toplum kuruluşları da ‘Taslağın şu kısımlarını beğenmedim, şöyle olsun’ diyebilir veya kendi taslaklarını sunabilirler. Nitekim Barolar Birliği önceki taslağını revize ediyor şimdi.

- ‘Bu bir tepki anayasası’ eleştirisi de yapılıyor. AK Parti bunu reddetse de ‘sivil’ vurgusu bile bir karşıtlığın, tepkiselliğin işareti değil mi?

Doğru, fakat tepkisellik illa olumsuz olacak diye bir şey yok. Hemen hemen tüm anayasalar bir ölçüde tepkisel belgelerdir. 82 anayasası 61’e, 61 anayasası 24’e, 24 önceki döneme tepki olarak yapılmıştır. Bu da yanlış değildir, anayasalar gökten zembille inmez. Toplumun ihtiyaçlarına göre hazırlanır. Mesela cumhurbaşkanının yetkilerinin fazlalığına tepki olarak bu yetkileri parlamenter rejimin sınırına çekmekte anormal bir şey yok.


- AK Parti 82 Anayasasının bazı maddelerini korumak istiyor, bazılarını da siz dokunmadınız. Dolayısıyla anayasa değişikliği içerikten çok psikolojik değişiklik getirecek sanki?

Öyle görünüyor. Türkiye’de ‘siviller, demokratik güçler kendi başlarına anayasa yapamazlar, müdahale olmalı ki anayasa yapılabilsin’ gibi yanlış fakat yaygın bir kanaat var. Bu Türk demokrasisinde psikolojik bir eşiktir. Bunu aşmanın yolu muhtevasındaki eksikliklere rağmen demokratik, sivil, özgürlükçü bir anayasayı gerçekleştirmektir. Toplumun özgüveninin gelişmesi için de önemli bu. 

- Taslaktaki en temel değişiklik nerede?

Felsefesinde. Bilhassa son iki anayasa bir şekilde devleti koruma amacı güdüyordu. Taslak ise devletten ziyade, bireyi ve bireyin oluşturduğu grupları korumayı hedef alıyor. Özünde temel hak ve özgürlükleri koruma fikri var. Çünkü devletle birey eşit imkanlara sahip değildir, birey hakları kolay ihlal edilebilir. 

- Anayasa tartışmaları türban tartışmasına ve ‘Türkiye Malezya olur mu’ sorusuna kilitlendi. Taslakta ne demiştiniz ki böyle oldu?

Taslakta iki alternatif var: Biri ‘Hiç kimse kılık kıyafetinden dolayı yüksek öğrenim hakkından mahrum bırakılamaz’, diğeri ‘Yüksek öğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir’ şeklinde. İkinci alternatif YÖK kanunundaki bir maddeden kaynaklanıyor. YÖK kanununun Ek 17. maddesi ‘Yürürlülükteki kanunlara aykırı olmamak kaydıyla yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir’ diyor. Ancak Türkiye bu meseleyi çözemedi. Bu kanun ANAP döneminde çıkarıldı, iptal istemiyle Anayasa Mahkemesine gidildi, mahkeme iptal etmedi ama ‘Bu kanun başörtüsünün üniversitelerde serbest olmasını sağlamaz’ dedi.

- Yani yasak yasal değil aslında?

Yasağın kaynağında kanun yok, mahkeme kararı var. Halbuki bu anayasal düzenimizin özüne aykırı. Anayasamıza göre bir temel hak veya özgürlük ancak kanunla sınırlanabilir. Mahkeme kanuna dayanmayan bir yasak icat edemez. Biz de taslağı hazırlarken dedik ki, ‘yürürlülükteki kanuna rağmen yasak devam ediyor, kanun sorunu çözemiyorsa, bunun tek yolu anayasaya bir madde koymaktır’. Bu konuda heyette bir görüş ayrılığı da yaşanmadı. 

- Genel hükümleri içeren ortak metin olan anayasada özel bir durumla ilgili bir maddenin bulunması normal midir peki?

Değildir. Fakat bu sadece bize has bir durum da değil. Bazı toplumlar kanunlarla çözemedikleri sorunları anayasaya koyarak halletmeye çalışmışlardır. Mesela İsviçre anayasasında hayvanların boğazlanmasına ya da koşu yollarına, Portekiz anayasasında mülteci çocuklarının Portekizce öğrenmesi gerektiğine dair hükümler var. ABD de 1990’lı yıllardan beri Amerikan bayrağını yakmanın yasaklanmasına dair bir maddeyi anayasaya yerleştirmek istiyor. Yani kanunla çözemediğiniz bir konuyu anayasaya taşıyarak çözmek mümkündür. Fakat bunun başka bir çözüm yolu daha var. 

- Nedir?

Rektörler yasağı kaldırabilir. Temel hak ve özgürlükler yönetmelikle veya mahkeme yorumuyla sınırlandırılamaz. Rektörler, YÖK anayasada böyle bir madde olmasın, diyorsa kanuna aykırı olan bu yasağı uygulamasın.


- Bu madde anayasaya girerse, AİHM’in Leyla Şahin davası kararı da ortadayken pratik nasıl olacak?

Bu madde AİHM’nin kararına kesinlikle aykırı değil. AİHM’in ihlal bulmadığı durumlarda devletlerin düzenleme yapamayacağına dair bir kuralı yok. Sihlere yönelik türban yasağı mesela. İngiltere 70’lerde ‘motosiklet kask kanunu’ diye bir kanun çıkardı ve motosiklet kullanan herkese kask takma zorunluluğu getirdi. Ama türbanlı Sih erkekler ‘Biz dini inançlarımız gereği türban takıyoruz. Türban üzerine kask takamayacağımız için de motosiklet kullanamıyoruz’ diyerek dava açtılar. İngiliz mahkemeleri de, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu da İngiltere’yi haklı buldu. Buna rağmen İngiltere kanuna bir madde ekleyerek sihleri kask takmaktan muaf tuttu. Yani mahkeme hak ihlali bulmasa da devlet topraklarındaki özgürlük alanını genişletmek için düzenlemeler yapabilir. Bizde yapılabiliriz. Ayrıca, Avrupa’nın hiçbir ülkesinde üniversite düzeyinde başörtüsü yasağı yok. 

- Maddeyi yazarken, taşradaki bir üniversitede başı açık öğrenciler üzerinde mahalle baskısı oluşabilir mi, diye düşündünüz mü?

Elbette. Bu sosyolojik bir olaydır, ülke baskısı da olabilir. Türkiye’de minarelerden günde beş vakit ezan okunuyor. Bir gayri Müslim veya ateist açısından bu bir ülke baskısı olabilir. Avrupa’daki Müslümanlar da çan sesinden dolayı ülke baskısı hissedebilir. Ama sosyolojik algılar işin hukuki cephesiyle ilgili değildir. ‘Bu, ileride mahalle baskısından dolayı şuna yol açabilir’ gibi spekülatif veya kurgusal gerekçelerle hak ve özgürlükler üzerindeki yasak meşrulaştırılamaz.

Bu bir reform, asla rövanş değil 

- CHP’nin seçimlerde bu yönde bir vaadi yoktu ama AK Parti dışında DP ve MHP de seçmene yeni anayasa vaat etmişti. Mecliste partiler mutabakat sağlayamaz, tartışmalar da keskinleşirse taslak referandumda yeterli oy alsa bile bu hal anayasaya zarar verir mi?

İdeal olan tüm partilerin uzlaşmaları, referandumda da en azından 82 anayasasının aldığı oranda oy almasıdır. Ama bu olmayabilir de. Belki bu siyasi iktidar mücadelesinin aracı haline gelecektir. Ancak bir iki parti muhalif oldu diye halkın yüzde 70’nin kabul ettiği bir anayasa meşruiyetten yoksun olmayacaktır. Hatta demokratik bir süreçte hazırlandığı için 61’den ve 82’den daha meşru olacaktır. 

- Taslak AK Parti anayasası olacak gibi bir algı var ama?

Bu çok tehlikeli. 61 anayasası yıllarca CHP’nin anayasası olarak görüldü. O yüzden yapılması gereken anayasayı mümkün olduğu kadar geniş katılımla hazırlamak ve Meclis’teki partilerin mümkünse tamamının katkılarıyla kabul edilmesini sağlamaktır. Burada iktidar partisine büyük görev düşüyor. 

- Taslak, mevcut anayasanın reformu mu, rövanşı mı?

Daha çok reform niteliğinde. Mevcudu tamamen reddedip sıfırdan hazırlanmış bir taslak değil. Rövanş katiyetle değil. Öyle olsaydı Anayasa Mahkemesinin yetkilerinin tırpanlanması gerekirdi. Bilakis Anayasa Mahkemesi demokratik Türkiye’ye lazımdır, insan hak ve özgürlüklerin güvencesi olması gereken bir kurumdur, dedik ve mesela anayasadan kaynaklanmayan, yürütmeyi durdurma yetkisine anayasal statü kazandırdık. 

- 1839 tarihli Gülhane-i Hattı Hümayun’un ardından Kanuni Esasi, 21, 24, 61 ve 82 anayasaları yapıldı. Bir ülkede bu kadar sık anayasa yapılması normal midir?

Çok güzel bir soru bu. Kesinlikle normal değil. Siyaset doğal seyrine bırakılmadığı için müdahaleler siyasi ve anayasal geleneklerin oluşmasını engelliyor. 

- Anayasalar arasında bir doğrusallık mı var, zikzak mı?

Zikzak var. Anayasal çizgimiz daha iyi bir anayasaya doğru lineer bir gelişme izlemedi. Ama iddia ediyoruz bu taslak, bugüne dek sahip olduğumuz tüm anayasalardan daha ileri.

O kadar yoğunlaştık ki rüyada bile madde yazdık

- Heyet olarak 3 ay boyunca günde 10 saat çalıştınız. Çalışma düzeniniz nasıldı?

Dış dünyadan tamamen soyutlanarak bir araya geldik ve sabahtan akşama kadar çalıştık. Evlerimizde de çalıştık. Zihnimiz sürekli ‘şu maddeyi nasıl formüle etmeli’ düşüncesiyle meşguldü. O kadar yoğunlaştık ki, rüyamızda bile madde yazdık! 

- Aranızda da tartışıyordunuz mutlaka. Şiddeti neydi tartışmaların?
Birbirimize anayasa fırlatmadık ama karşılıklı saygı çerçevesinde şiddetli tartışmalar da yaşadık. Heyetin en büyük avantajı, başında anayasa konusunda otorite olan ve kişilik olarak da fevkalade iyi bir insan olan hocamız Prof. Ergun Özbudun’un bulunmasıydı. Ergun Hoca, demokratik ve hoşgörülü tavrıyla tartışmaları çok iyi yönetti. 

- Heyete hangi özelliğinizle seçildiğinizi düşünüyorsunuz?

Heyetin ortak özelliği liberal, demokrat ve sivil anayasacılardan oluşması. Taslak Türkiye’nin en iyi anayasacılarınca hazırlandı, metin de kusursuz iddiasında değiliz. Biz iyi niyetle, Türkiye realitesine en uygun metni ortaya çıkarmaya çalıştık. 

- Çalışırken AK Parti ya da başka bir odaktan herhangi bir baskıyla, yönlendirmeyle karşılaştınız mı, kırmızı çizgiler konuldu mu önünüze?

Hayır. Bizi sınırlandıran tek şey Türkiye’nin gerçekleriydi. Bilim kurulu tamamen özgür bir ortamda tartıştı. 

- Taslağı yazan 6 kişiden biri olmanın sizdeki karşılığı ne?

Teklifi aldığımda çok tedirgin oldum, bunun ağır, mesuliyetli bir iş olduğunun farkındaydım. Benzer kaygıları taşıyan bir heyette çalışacağımı bilmek tedirginliğimi nispeten hafifletti. Sorumluluğumuzun bilincindeydik. Kendimi ayrıcalıklı hissetmedim.

Star