İran'da Protestolar: Tahran'dan İzlenimler

İran'da Protestolar: Tahran'dan İzlenimler

İtiraf etmeliyim ki olayları yakından takip eden bir gözlemci olarak İran'da geçen Temmuz ayında....

İtiraf etmeliyim ki olayları yakından takip eden bir gözlemci olarak İran'da geçen Temmuz ayında gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra kendim bile İslami sisteme karşı yükselen geniş öfkenin haklılık payının olup olmadığını düşündüm. İçimdeki şüphelerle 4 Ekim sabahı erken saatlerde İmam Humeyni Havaalanı'na ayakbastım. İran'da her zaman olduğu gibi karşılaşabileceğiniz aynı düzensiz manzaralarla karşılaştım. Bir arkadaşım yarı şaka bana "İranlılar bu kadar kibarlarsa, neden bu kibarlıkla yollarda pek karşılaşmıyoruz?" dedi. Daha önce de şahit olmuştum, havaalanında insanlar birbirlerinin önüne geçebilmek için yarışıyorlardı. İki gümrük muayene memuru, gelen yolcuların evraklarını kontrol ederken, yolcular beş sıra halinde dizilmiş ellerinde bagaj arabalarıyla birbirlerinin önüne geçmeye çalışıyorlardı.


Görevliler bagajları elleriyle açmak yerine, x-ray cihazlarıyla kontrol ediyorlardı. Aynı tatlı kargaşa burada da açıkça görülebiliyordu. Herkes eşyalarını cihazdan bir an önce geçirebilmek için birbiriyle yarışıyordu. X-ray cihazının içerisinde sıkışan bagajlardan dolayı cihaz sık sık duruyordu. Aynı davranışın "uygar" Batılı ülkelerde gerçekleştiğini düşünün, alacağınız tepki çok farklı olurdu. Sürekli seyahat eden birisi olarak Kanada'da ve ABD'de bulunan göçmen bürolarındaki memurların birçok ırkçı davranış ve küstahlıklarına tanık olmuşumdur. Eğitimsiz, cahil ve her şey bir yana temel görgü kurallarından bile habersizler. Davranışlarıyla Hollywood filmlerindeki haydutları asla aratmazlar.


Tahran'da gerçekte neler olup bittiğini bulabilmek için gözlemlerime başladım. "Etkili protestolarla" ilgili çarpıcı masalları okuduktan ve seçimleri takiben güvenlik güçlerinin insanları hırpalaması ve dövmesinden sonra gerçekleri ortaya çıkarmak için yola çıktığımda oldukça kaygılıydım. Batı medyasının olayları nasıl çarpıttığını bilerek yapılan haberlere inanmamıştım. İlk elden olayları öğrenmenin en iyisi olacağını düşündüm. Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın yandaşlarıyla ve muhalifleriyle görüştüm. Mir Hüseyin Musavi'nin ve Mehdi Kerubi'nin destekçilerini aradım, buldum. Hiç kimseden Ahmedinejad'ın seçimleri kazanamadığını veya seçimlere hile karıştırıldığını duymadım. Hileli seçim yapmak zaten imkansız. Hatta kendisini eleştirenler bile Ahmedinejad'ın seçimleri kazandığını kabul ediyorlar.


Peki, protestolar neden yapıldı ve bu olayların arkasında kimler vardı? Genel bir sohbette Profesör Muhammed Marandi (Seçimlerden hemen sonra CNN, el-Cezire ve BBC televizyon kanallarında röportajı yayınlanmıştı.) bana küçük bir protestocu grubun her şeyi karıştırmaya kararlı olduğunu söyledi. Bu göstericiler de Musavi'nin gerçek yandaşları değil, kendilerine özel gündemleri var. (Hemen belirtelim ki Dr. Marandi Ahmedinejad'a da Musavi'ye de oy vermemiştir.) Seçimlerden hemen sonra yapılan ilk miting de Musavi'nin taraftarları tarafından organize edilmemiş. Sokaklara çıkan grup tarafından kendisine meydan okunmuş ve danışmanları tarafından da Musavi'nin yapılan eylemleri sahiplenmesi söylenmiş. Bu olay Musavi'nin eşi Dr. Zahra Rahnavard –Tahran Üniversitesi'nden meslektaşlarından birisi öğlen yemeğinde yaptığım görüşmede bana aktarmıştı– tarafından da doğrulandı.

Haziran'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yanında Tahran'da düzenlenen başka mitingler de vardı. Batı medyası her seferinde sadece "muhalif mitinglerden" bahsetti. Bu bilgiler Tahran'dan değil Dubai ya da Beyrut'tan geliyordu. The New York Times işi biraz daha ileriye götürdü. Muhabirlerinden birisi Toronto'da (Canada) yaşayan İran doğumlu Nazile Fethi idi.

İlk miting düzenli olarak ramazan ayının son cuma günü kutlanan Kudüs Günü'ydü. O gün milyonlarca insan Filistinlilerle dayanışma ve yapılan Siyonist katliamları kınamak için toplanır. Geçen Ramazan ayı boyunca Batılı medyanın yapmış olduğu "on binlerce muhalifin güvenlik güçlerine karşı koyduğu" haberlerini izledik ve okuduk. Bu eylemlere katılanlardan birisi bana eylemlerde beş bin kişiden fazla olmadıklarını söyledi. Bu da oldukça iyimser bir rakam.

Göstericilerden bazıları asıl niyetlerini gözler önüne serdi. Attıkları sloganlarla ABD Başkanı Barak Obama'ya seslenerek: "Bizimle misin? Yoksa karşımızda mısın?" dediler. Aslında bu slogan her şeyi gözler önüne seriyor. Bu sloganlar 11 Eylül olaylarından sonra Bush'un küstah konuşmasında söylediği gibi bir oyundan ibaretti. Protestocular daha da ileri giderek İslam Cumhuriyeti'ne karşı Obama'yı yardıma çağırdılar. Buna da küstahça bir istek diyebiliriz. Kudüs Günü'nde yürüyen bir milyondan fazla insanın yanında birkaç bin kişilik bir topluluk çok küçük bir rakam. Fakat Batılı medya sadece "muhaliflerin mitingini" dünyaya duyurdu. Buna benzer bir olay da CBC'nin hafta içi akşamları 6:30-8:00 saatleri arasında yayın yapan "As it Happens" radyo programında yaşandı. Programa katılan konuklara İran İslam Cumhuriyeti'ne karşı nefret dolu mesajlarını aktarmalarına izin veriliyordu.


İran'da üniversiteler 8 Aralık günü Öğrenci Günü mitingleri için tatil edildiğinde Batı medyası çok gülünç bir haber yaptı. Bu mitingler 1953 yılında Şah rejimi tarafından öldürülen 3 öğrencinin anılması için düzenleniyordu. Öğrenci Günü'nden bir gün öncesi Batı medyası on binlerce öğrencinin "şaibeli cumhurbaşkanlığı seçimini" kınamak için protesto gösterisi yapacağını duyurdu. 8 Aralık'ta on binlerce öğrenci sokaklardaydı fakat çoğunluk seçim sonuçlarını protesto etmiyordu. En kalabalık gösterici grubu Ahmedinejad'ın, İslami devletin ve Rehber Ali Hamaney'in destekçileriydi. Aynı zamanda bu grup rehberin ve İmam Humeyni'nin resimlerini de taşıyorlardı.


Muhalifler gerçek yüzlerini de göstermiş oldular. Sadece Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ı kınamakla kalmadılar, rehberin ve İmam Humeyni'nin resimlerini de yırttılar. Batılı gazeteciler sevinç çığlıklarıyla bunları haber yaptı. 11 Aralık'ta New York Times'tan Robert F. Worth şunları yazdı: "Pazartesi gösterilerinde (8 Aralık) daha önceki sivil seslilik hemen hemen yoktu. Muhalefet lideri Mir Hüseyin Musavi'den de hiç iz yoktu. Zaten kendisi sistem içerisindeki değişiklikleri destekleyen ılımlı bir liderdir. Gösterilerde Musavi'nin seçim kampanyasının sembolü açık yeşil renkli forma taşıyan birkaç insan vardı. Çoğu gençlerden oluşan protestocular İran'ın rehberi Ayetullah Ali Hamaney'i direkt hedef alarak: 'Hamaney vaktinin dolduğunu biliyor!' sloganlarını atıyor ve ellerinde Allah lafzı olmayan –Bu lafız 1979 İran İslam Devrimi'nden sonra bayrağa eklenmişti– bayraklarla gösteri yapıyorlardı. En şok edici gelişme ise bazılarının devrimin babası Ayetullah Ruhullah Humeyni'nin resimlerini yakmalarıydı."

Protestocular İmam'ın resimlerini yaktıklarında toplumda büyük nefret uyandırdılar. İmam, İran'da saygı duyulan bir önderdir. Cumhurbaşkanı Ahmedinejad karşıtları bile yapılanları hoş karşılamadı. Protestocular sonunda yaptıklarını abartıp, kendilerini ifşa etmiş oldular. Anlaşıldı ki bu insanlar İslami sistemi yıkmak istiyorlardı. Yapılan gösterilerin seçim sonuçlarının protestosuyla hiçbir alakası yoktu. Seçim sonuçlarını ileri sürmek sadece bahaneden ibaretti. O zamandan beri olaylarda gerilemeler oldu. Bazı protestocular İmam'ın resimlerini kendilerinin yakmadıklarını iddia ettiler. Batılı eleştirmenler bile İmam'ın resimlerinin ajan provokatör kişiler tarafından yakıldığını söylediler.

Holiganlar ortaya çıktılar ve kayboldular. Bu belki de İslam devletindeki farklı düşüncelerin bir araya gelip konuşabilmesi için uygun bir zaman olabilir. Musavi, Kerubi ve taraftarları geniş kapsamlı sorunların çözülmesine yönelik, diyalog için bir araya gelmelidirler. Diyalogla farklılıklar hakkında konuşulabilir ve böylelikle İran içindeki ajanlara kendilerini kullandırmazlar.

HAKSÖZ-HABER