Gül'e Şengör Mektubu

Gül'e Şengör Mektubu

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve TBMM’ye gönderdiği açık mektuba “Prof. Dr. Celal Şengör tarafından kaleme alınan hakaretamiz ve cahilce mektuba karşılık olarak

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve TBMM’ye gönderdiği açık mektuba “Prof. Dr. Celal Şengör tarafından kaleme alınan hakaretamiz ve cahilce mektuba karşılık olarak düşüncelerimizi ve itirazlarımızı deklare etme ihtiyacını hissettik.” diyerek başlayan Büyük Birlik Partisi Genel Sekreteri Yalçın Topçu, Şengör’ün basında yayınlanan, kendisini YÖK üyeliğine uygun gören Üniversitelerarası Kurul'un (ÜAK) 219 üyesine birden göndermiş olduğu mektubu şiddetle kınadıklarını, mektuptaki ifadelere bakınca vahim bir aydın portesi ile karşılaştıklarını belirtti.

ŞENGÖR’ÜN MEKTUBUNA MADDE MADDE CEVAP
Cumhurbaşkanı’na ve TBMM’ye gönderdiği açık mektubunda Topçu, Şengör’ün mektubunda yer alan görüşlere madde madde şu şekilde cevap verdi:
“1- Celal Şengör, bilimle profesyonelce iştigal eden birçok kişinin işlediği bir hatayı işlemekte, uzmanlık alanının dışında, daha ziyade felsefeye giren konularda çok cahilce fikirler ileri sürmektedir. Şengör’ün mektubundan da açıkça belli olmaktadır ki, alanı dışındaki konularda cahildir; çünkü hiç bilmediği anlaşılan felsefe konularına girmekte, cahilce ve çok kötü felsefe yapmaktadır.
2- ‘Jeoloji’yi bilmekte ama ‘bilim’ dediği şeyin ne olduğunu bilmemekte; Einstein’ın ‘Bilimsel olan kesin doğru değildir, kesin doğru olan bilimsel değildir’ vecîzesinden bile habersiz bulunmaktadır.
3- Şengör, bilimin ‘mutlak hakikat’i vereceğini zannetmektedir. Halbuki, bilimin mutlak hakikati bulmaya muktedir olmadığını kabul etmeyen bir kişi, bilim adamı değil; ancak olsa olsa bilimi din haline getiren bir bilim tapıcısı (bilim fetişisti) olur.
4- Ayrıca Şengör’ün, ‘din’ hakkında tırnak ucu kadar bir bilgiye bile sahip olmadığı da açıkça anlaşılmaktadır. Şöyle ki: Kaskatı bir Ortodoks Pozitivist örneği sergileyen Şengör, Pozitivizm’in en büyük ismi Auguste Comte’un bile, bütün dinleri reddetmesine mukabil, en sonunda, dinin toplumsal gerekliliğini kabul ederek, ‘tanrısız’ da olsa, bir din kurduğunu, hatta bu din için bir de kocaman ilmihal yazdığını (Le Cathéchisme Positiviste) ve dahası, bir peygamber mukallidi gibi, birçok devlet başkanına (bizde de Mustafa Reşit Paşa’ya) dine davet mektubu yazdığını bile bilmemekte; din dediği şeyin gölgesine bile tahammül edemeyecek kadar agresif davranmakta, ahlâkî bir endişe taşımamaktadır. Şengör, dinî kavramları yanlış ve yersiz kullanmakla da cehaletini iyice açığa vurmaktadır. Mesela, ‘üniversiteye dogmanın giremeyeceğini’ söylerken, ‘dogma’ ile ‘nass’ arasındaki farkı bile fark edemediğini göstermektedir. Gerçekte dogma Hıristiyanlık'ta vardır ve açık anlamı, akla aykırı olan şeylere iman etmektir. Nass ise, hem bir yandan akla uygun ve diğer yandan da aklı aşan (irrasyonel) bilgi demektir. Mektubunun bir yerinde, ‘… yanılmaz olduğu iddia edilen bir veya birkaç tanrıdan gelen vahiy…’ sözü tam bir vahamettir. ‘Birkaç’, yani çok tanrılı dinlerde vahiy yoktur ve yanılmaz olmayanın Tanrı olması zaten mümkün değildir.
5- Şengör, ‘eleştirel akıl’ denen şeyden ve kendisinin yanına bile yaklaşamayacağı geniş ve derin bilgisi olan filozofların (meselâ Immanuel Kant’ın) aklı nasıl eleştirdiğinden bile habersiz olarak, aklı mutlaklaştırmaktadır. Jaspers’in dediği gibi, özgürlüğü mutlaklaştırmak tehlikelidir; çünkü o zaman kişi kendisini Tanrı yerine koymaya başlar.
6- Bu sebeplere binaen, ‘üniversiteye dinî düşünce giremez’ demek, ‘üniversiteye eleştirel akıl giremez, felsefe giremez’ demekle aynı şey olmaktadır. Bunlar üniversiteye giremezse, üniversite o zaman tam bir ‘bilim dogması kalesi’ olur veya Feyerabend’in terimiyle söylersek, ‘Bilim Kilisesi’ olur: Rahipleri bilim adamları olan çağdaş bir kilise!
7- Şengör ayrıca, insan hakları, dinî ve felsefî inanç, ifâde ve ibadet özgürlüğü konularında tam bir “kara faşist” olduğunu göstermekte; tipik bir saldırgan “zorba jakoben” tablosu çizmekte; hakikati yalnız kendisi gibilerin tekeline alarak kendilerine itaat etmeyenlere (gücü yettiği takdirde) hayat hakkı bile tanımayacağını açık etmektedir.
BU ATAMA ONAYLANMAMALI
Topçu şu taleple mektubunu sonlandırdı:
“Bu şartlar muvacehesinde, Sayın Cumhurbaşkanı’nın; ‘aydın’ görüntüsü vermeyen, toplumuna yabancılaşmış ve hatta düşmanlaşmış, inorganik, zorba jakoben ve dahi gerici duruş sergileyenlerin atamalarını onaylaması; kendisini o makama çıkaran millî irâdeye uygun olmayacaktır. Bu atamanın onaylanmaması, Büyük Türk Milleti adına talebimizdir.”

vakit