Erdoğan, İslamiyet ile AB Sürecini Nasıl Bağdaştırıyor

Erdoğan, İslamiyet ile AB Sürecini Nasıl Bağdaştırıyor

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Her şeyden önce halkın kendi inancına, kendi dinini yaşaması gayretleri herhalde farklı dinlerden olan insanlar tarafından da anormal karşılanmamalı” dedi.

Erdoğan, “Farklı dinlerin mensuplarına bizler nasıl, 'siz niçin dininizi bu kadar iyi yaşıyorsunuz ya da bu kadar hassasiyetle yaşıyorsunuz' deme hakkına sahip değilsek, bir Müslümanın da dinini yaşamasına kimsenin kalkıp 'sen dinini bu kadar iyi yaşıyorsun, başarılı yaşıyorsun' deme hakkına sahip değildir” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Almanya'nın Münih kentinde düzenlenen 44. Münih Güvenlik Konferansı'nın açılış konuşmasını yaptı ve katılımcıların soruların yanıtladı.

Başbakan Erdoğan, İslamiyet ile AB sürecini birbiriyle nasıl bağdaştırdığı şeklindeki bir soru üzerine, şunları söyledi:

“Partimizi kurduğumuzda programımıza yerleştirdiğimiz ilke şudur. Bizim partimiz din eksenli bir parti değildir. Bizim partimiz muhafazakar, demokrat bir partidir ve süreci bu şekilde çalıştırırken halkımızın da yaklaşık 99'u Müslüman'dır. Her şeyden önce halkın kendi inancına, kendi dinini yaşaması gayretleri herhalde farklı dinlerden olan insanlar tarafından da anormal karşılanmamalı. Farklı dinlerin mensuplarına bizler nasıl, 'siz niçin dininizi bu kadar iyi yaşıyorsunuz ya da bu kadar hassasiyetle yaşıyorsunuz' deme hakkına sahip değilsek, bir Müslüman'ın da dinini yaşamasına kimsenin 'kalkıp sen dinini bu kadar iyi yaşıyorsun, başarılı yaşıyorsun' deme hakkına sahip değildir. Bu özgürlüklerle de asla uyuşmaz. Bir taraftan din ve vicdan özgürlüğü diyeceksiniz, öbür taraftan kalkıp Müslüman için böyle bir defans uygulayacaksın. Bu defansı uygulamaya bir defa kimsenin hakkı yok. Bunu bir defa baştan belirleyelim, altını da çizelim” Avrupa Parlamentosu üyesi Elmar Brok'un, “Türkiye'nin siyasi kriterleri yerine getirdiğini düşünmediğini belirterek, Türkiye'de başörtüsüyle ilgili yasa hazırlığının olduğunu, Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesinin hala geçerli olduğunu ve Ankara Protokolü'yle ilgili sorunun hala çözülemediğini” ifade etmesi üzerine Erdoğan şu yanıtı verdi:

“Kadın erkek eşitliği konusunda hassasiyetimiz var. Özellikle hiçbir dönemimizdeki kadar kadın-erkek eşitliğiyle ilgili yasal düzenlemeler yapılmamıştır. Bizim dönemimizde bunlar başarıyla yapılmıştır ve başarıyla da sürdürülmektedir. Öyle anlıyorum ki soruyu soranlar ülkemizi yakından tanımıyorlar, kendilerini özellikle ülkemize davet etmek istiyorum ve buna yönelik olarak yapılmış çalışmaları da göstermek isterim” İran'ın Nükleer Silahları Engelleme Anlaşması'nı imzalamamasını nasıl karşıladığı şeklindeki bir sorusuna Erdoğan, “Onun muhatabı ben değilim İran, bu soruyu İranlılara sorun. Acaba bunu neden imzalamamışlar” diye yanıt verdi.

“SOĞUTUCUYA ALMAK DENİR”

Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi'ne geçici üyeliğine ilişkin bir soruya yanıtlarken de Erdoğan, şöyle konuştu:

“1961 yılından bu yana Türkiye, Avrupa ülkesi olarak, aynı zamanda bir bölümüyle de Asya ülkesi olarak BM Güvenlik Konseyi'nde böyle bir üyelik almış değil, 47 yıl. Şimdi böyle bir talebi var. Türkiye'nin böyle bir talebi olmasını İran'ın durumuyla ilgili hale getirmek Türkiye'ye karşı ayrı bir haksızlıktır. Yani BM Güvenlik Konseyi'nde olanlar adeta torna kalıbından çıkmış ülkeler olarak mı değerlendirilecek? Birilerinin istediğini söylüyorlarsa, birilerinin istediğini cevap olarak veriyorlarsa, o zaman doğru, eğer vermiyorlarsa doğru değil, bu haksızlıktır. Bir defa bırakalım, ülkeler temsilcileri olan insanlar düşündüklerini, inandıklarını, düşündükleri, inandıkları gibi söylesinler. Mutabakatı, bu düşünceleri tartışarak, görüşerek ortaya koysunlar ve ondan sonra da kararlı davransınlar. Ben açık sözlü olmayı seven bir insanım. Bu bakımdan bunları açık, net konuşmaktan yanayım. Geçici üyeliğimizi bu noktada biz görüştüğümüz tüm ülkelerden talep ediyoruz, arzu ediyoruz, istiyoruz. Tabii ki takdir onlarındır. Bu gizli bir oylamadır. Bizi bu noktada desteklerlerse memnun oluruz. Desteklemezlerse bugüne kadar oradan çıkan kararlar neyse, onlara da zaten boynumuzu büküyoruz. Bakın ben basit bir örnek vereyim sizlere. 24 Nisan Anna Planı'nın oylanması. Refarandum yapıldı, arkasından 2004'de Sayın Annan referandumla ilgili raporunu yazdı. O günden bu güne BM Güvenlik Konseyi hala Annan Planı'nı gündemine alıp, kararını vermedi. Soruyorum, acaba BM Güvenlik Konseyi'nde Genel Sekreteri'nin vermiş olduğu bir rapor böyle 4 sene bekletilir mi? Soruşturdum, dediler bir yılı aşmaz. Bir yılı aştığı halde neden o 4 yıldır orada bekletiliyor. Buna buzdolabına koymak denir. Soğutucuya almak denir. Kıbrıs olayı da bundan dolayı bu şekilde savsaklanmaya devam ediyor. Ben bu konuda da BM Güvenlik Konseyi'ne göreve davet ederken, Türkiye olarak bu tip haksızlıklarla mücadele etmek istiyorum. Derdimiz bu...”

ajanslar