Ensarullah Lideri el-Husi’den Suudi Arabistan’a Uyarı: Ablukaya Ablukayla Karşılık Veririz

Ensarullah Lideri el-Husi’den Suudi Arabistan’a Uyarı: Ablukaya Ablukayla Karşılık Veririz

Ensarullah Hareketi lideri Seyyid Abdülmelik el-Husi, perşembe günü yaptığı haftalık konuşmasında Yemen, Filistin, Lübnan ve İran’daki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik saldırılarının hiçbir hukuki dayanağı olmadan yıllardır devam ettiğini belirten el-Husi, Riyad yönetiminin politikalarını Washington ve Tel Aviv’e bağımlılığının bir sonucu olarak nitelendirdi.

“Yemen için teslimiyet bir seçenek değildir.” diyen el-Husi, Suudi Arabistan’ın kapsamlı bir tırmanmaya yönelmesi durumunda Yemen’in de aynı şekilde karşılık vereceğini vurguladı.

El-Husi, “Tırmanmaya tırmanmayla, ablukaya ablukayla karşılık verilecektir.” ifadelerini kullandı.

“Sana Havalimanı’nın karşılığı Riyad Havalimanı’dır”

Suudi Arabistan’ın Yemen’e uygulanan ablukanın hafifletilmesine karşı çıktığı için Sana Uluslararası Havalimanı’nı bombaladığını söyleyen el-Husi, Yemen’in saldırıya verdiği sınırlı karşılığın dahi Riyad yönetimini öfkelendirdiğini belirtti.

El-Husi, yeni çatışma denklemini şu sözlerle açıkladı:

“Sana Uluslararası Havalimanı’nın karşılığı Riyad Havalimanı’dır.”

“Bölgedeki savaşların arkasında Siyonist proje var”

Bölgede yaşanan bütün savaşların Siyonist proje ve “Büyük İsrail” hedefiyle bağlantılı olduğunu ifade eden el-Husi, bölge haritasının bu proje doğrultusunda yeniden şekillendirilmek istendiğini söyledi.

El-Husi, “Bugün tarihin en kötü zalimlerinden bazılarıyla, Siyonist hareket ve onunla aynı safta yer alanlarla karşı karşıyayız. Bu zalimler insanları karanlık hedefleri ve korkunç emelleri için kullanmak istiyor.” dedi.

ABD, İsrail ve müttefiklerinin dünyayı tehdit eden istikrarsızlığın temel kaynağı olduğunu belirten el-Husi, bu güçleri halkların servetlerini yağmalamak ve bölgeyi Filistin’den başlayarak sürekli yeni savaşlara sürüklemekle suçladı.

Washington ve Tel Aviv’in uluslararası anlaşmalara ve Birleşmiş Milletler kararlarına bağlı kalmadığını söyleyen el-Husi, İsrail’in ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana binden fazla Filistinliyi şehit ettiğini ifade etti.

El-Husi, “Ancak Filistinli şehitlere karşılık tek bir İsrail askeri öldürülse büyük bir yaygara koparılıyor ve suçlanan yine Filistinliler oluyor.” diye konuştu.

“İsrail anlaşmaları tanımıyor, barış ihtimali bulunmuyor”

İsrail’in Gazze ve Lübnan’da oluşturduğu sözde “sarı hatların” işgal ve toprak gasbı anlamına geldiğini belirten el-Husi, işgal güçlerinin evleri yıkmakla, tarım arazilerini yakmakla ve çocukları öldürmekle övündüğünü söyledi.

El-Husi, İsrail’in Filistin halkını topraklarını terk etmeye zorlamak amacıyla her türlü suçu işlediğini ve imzaladığı anlaşmaları reddettiğini ifade etti.

Batı Şeria’daki yerleşimlerin genişletildiğine ve Filistinlilere ait evlerin işgalci yerleşimciler tarafından gasbedildiğine dikkati çeken el-Husi, İsrail’in Filistin davasını tamamen ortadan kaldırmaya çalıştığı bir ortamda bölgesel veya uluslararası barış görüşmelerinin gerçekçi bir zemininin kalmadığını dile getirdi.

Filistinli kadınlara ve erkeklere yönelik cinsel şiddet dâhil olmak üzere İsrail’in suçlarının giderek ağırlaştığını belirten el-Husi, Siyonist projeye karşı mücadele etmenin İslam ümmeti için açık bir sorumluluk olduğunu vurguladı.

Suudi Arabistan’a Filistin suçlaması

Filistin halkının Suudi Arabistan’ın bölgedeki yıkıcı politikalarının bedelini ödeyen ilk halk olduğunu ifade eden el-Husi, Riyad yönetimini İsrail’e karşı ortak bir İslami boykot kararı alınmasını engellemekle suçladı.

Suudi Arabistan’ın İslam ümmetini içeriden etkisiz hâle getirdiğini savunan el-Husi, bunun Gazze’de devam eden soykırıma karşı somut bir adım atılmasını engellediğini söyledi.

El-Husi, “Suudi Arabistan’ın ABD, İsrail ve İngiltere ile işbirliği yaparak ümmetin ortak bir tutum oluşturmasını engellemedeki rolü artık açıkça görülmektedir.” dedi.

Gazze’deki saldırıların başlamasından bu yana Suudi Arabistan’ın Filistin halkını ve direniş güçlerini hedef alan bir söylem benimsediğini ifade eden el-Husi, Filistin’in özgürleştirilmesi mücadelesinin Riyad tarafından “suç ve terör eylemi” gibi gösterildiğini belirtti.

“Direniş Ekseni Lübnan Direnişi’ni yalnız bırakmayacak”

Lübnan’daki gelişmelere de değinen el-Husi, İslami Direniş’in Arap ve İslam ümmetine onur kazandırdığını, ancak ABD’nin talimatları doğrultusunda hareket eden bazı Lübnanlı yetkililer tarafından sırtından vurulduğunu söyledi.

Lübnan yönetiminin, Direniş’in gücünden ülkenin çıkarları için yararlanmak yerine ondan uzaklaşmaya çalıştığını belirten el-Husi, Hizbullah’ın konumunun ve İran’ın verdiği desteğin Lübnan için stratejik bir kazanım olarak görülmesi gerektiğini ifade etti.

El-Husi, “Bu durum, Suudi Arabistan’ın Lübnan’daki rolünün İsrail’in gündemine hizmet ettiğini göstermektedir. Suudi rolü Siyonizme hizmet eden saldırgan bir roldür. İslami Direniş’in rolü ise köklü ve meşrudur.” dedi.

El-Husi, “Direniş Ekseni, Lübnan Direnişi’ni hiçbir zaman yalnız bırakmayacaktır.” ifadelerini kullandı.

“İran bölge halkları için güçlü bir kalkandır”

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının İran yönetimini susturmayı amaçladığını söyleyen el-Husi, İran’ın direnişi ve zaferinin bütün İslam ümmeti ve bölge halkları için bir kazanıma dönüştüğünü belirtti.

İran’a karşı kurulan planın başarıya ulaşması durumunda saldırıların burada durmayacağını ve sonraki hedeflerden birinin Suriye olacağını savunan el-Husi, “İran’ın duruşu, Körfez ülkeleri de dâhil olmak üzere bölge halkları için güçlü bir koruma kalkanı oluşturmaktadır.” dedi.

ABD-İsrail saldırısının başarısız olduğu konusunda genel bir kanaat oluştuğunu ifade eden el-Husi, İran’ın etkili karşılığının bütün ümmet adına elde edilmiş bir zafer olduğunu söyledi.

El-Husi, İran’ın direnişinin bölgedeki bazı yönetimleri ABD ve İsrail’e bağımlı politikalarını yeniden gözden geçirmeye zorlaması gerektiğini belirtti.

ABD ve İsrail’in İran’daki hedeflerine ulaşması hâlinde Körfez ülkelerinin çok daha ağır baskı ve şantajlara maruz kalacağını ifade etti.

“ABD ile iki kez doğrudan çatışmaya girdik”

Yemen halkının Gazze’ye destek amacıyla iki ayrı aşamada ABD ile doğrudan çatışmaya girdiğini hatırlatan el-Husi, ABD’nin İsrail’e destek vermek amacıyla Yemen’e saldırılar düzenlediğini söyledi.

El-Husi, “ABD düşmanıyla şiddetli ve doğrudan çatışmalar yaşadık. ABD, İsrail düşmanını desteklemek için ülkemize saldırdı.” ifadelerini kullandı.

“Suudi Arabistan yükümlülüklerinden kaçıyor”

Suudi Arabistan’ın Yemen’in ABD ve İsrail’le doğrudan karşı karşıya geldiği bir dönemde ablukayı daha da ağırlaştıran yeni önlemler almasının dikkat çekici olduğunu belirten el-Husi, Riyad’ı gerilimi azaltma sürecinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemekle suçladı.

Suudi Arabistan’ın yıllardır oyalama politikası izlediğini, Yemen halkını ülkenin doğal kaynaklarından mahrum bıraktığını ve ağır bir abluka altında yaşamaya zorladığını söyleyen el-Husi, Riyad’ın bu süreç boyunca İsrail ile Yemen’e karşı işbirliği yaptığını savundu.

El-Husi, “Suudi Arabistan, gerilimi azaltma aşamasından doğan bütün yükümlülüklerinden vazgeçmektedir. Bunların başında insani sorumluluklar ve halkımızın vazgeçilmez hakları gelmektedir.” dedi.

Riyad yönetiminin Yemenlilerin hayatının her alanını kontrol etmeye çalıştığını söyleyen el-Husi, Suudi Arabistan’ın tedavi için yurt dışına kimin çıkıp çıkamayacağına dahi karar vermek istediğini belirtti.

Hiçbir tarafın Yemen halkını petrol ve doğal kaynaklar üzerindeki haklarından ya da seyahat özgürlüğünden mahrum bırakma yetkisine sahip olmadığını vurgulayan el-Husi, Suudi Arabistan’ın Yemen halkını sürekli ekonomik kriz içinde tutmak istediğini söyledi.

El-Husi konuşmasını şu uyarıyla tamamladı:

“Suudi Arabistan bunun bir gezinti olacağını düşünmemelidir. Karşılaşacağı şey tamamen farklı olacaktır.”

Kaynak:Haber Kaynağı