Engin Noyan'dan İlhan Selçuk'a açık davet

Engin Noyan'dan İlhan Selçuk'a açık davet

Vakit yazarı M. Engin Noyan, "İşte ben, –elhamdulillâh!- “dindâr”, ama sayın bay İlhan Selçuk’a göre “dinci” Mü’min bir Müslüman olarak, “söyleyemez” dediği “gerçekleri”...

Engin Noyan'ın köşe yazısı

Sayın bay İlhan Selçuk"a açık dâvet!

Yalnızca nüfus kütüğü/nüfus cüzdanı kaydında değil, giyinişinden, konuşurken kullanmayı tercîh ettiği kelimelere/kavramlara kadar herşeyiyle, bir başka deyişle "hayat tarzı"yla da âşikâr bir Mü"min Müslüman çıkıp dese ki: "Ey Mü"mine Müslüman hemşirelerim, 1923 Cumhuriyet Devriminden sonra 1926 yılında yürürlüğe giren ve Avrupa/İsviçre hukukundan aktarılan Medeni Kanun/Yurttaşlar Yasası"nın Aile Hukuku başlıklı ikinci kitabıyla ile Miras başlıklı üçüncü kitabında Kur"ân-ı Kerîm"in buyrukları değiştiriliyor! Gerçek şu ki bu kitaplarda yer alan hükümler İslâm şeri"âtına düpedüz aykırıdır!" ne olur?

Yer yerinden oynar!

Kendilerini cumhûriyetimizin yegâne sahipleri ve dolayısıyla yegâne "yılmaz bekçileri" zanneden malûm çevreler/kurumlar ve de zevât, derhâl: "Bu utanmaz adam apaçık bir cumhuriyet ve/dolayısıyla(!) laiklik düşmanıdır! Üstelik, Medeni Kanunumuzda yer alan hükümlerin İslâm Şeri"âtı"na düpedüz aykırı olduğunu ilân ederek, halkı yasalara karşı gelmeye, dolayısıyla da devlete karşı isyâna teşvik ediyor! Derhal başı ezilmelidir!" diye yaygara kopartarak meydânlara dökülürler. Hatta "Bu derecede ayyûka çıkmış bir cumhuriyet düşmanlığının başını ve de önünü kesmek üzere yapılacak olan darbeler, darbeden sayılmaz! O hâlde buyrun gelin, o canla başla savunduğumuz sâde suya tirit demokrasimizi, sırf bu zihniyeti yok etmek için bir kere daha kesintiye uğratın!" diye dâvette bile bulunurlar! Basın ve hatta Cumhuriyet Savcıları derhâl devreye girer ve soruşturma başlatır, dâvâ açarlar!

Ama yukarıya aynen aktardığım o iddialı cümleleri yazan Cumhuriyet nâm gazetenin başkalemşoru, tipik bir Cumhuriyet ve de cumhuriyet aydını(!) olmakla marûf sayın bay İlhan Selçuk olunca, iş nedense değişiyor! 3 Haziran 2007 tarihli ve de "Politikada Türban Tezgâhı" başlıklı yazısında sayın bay İlhan Selçuk yalnızca, Medeni Kanunumuzda yer alan "boşanma" ve "miras"a dâir hükümlerin "İslâm şeri"âtına düpedüz aykırı" olduklarını beyân ve de ilân etmekle kalmıyor, "hiçbir dinci"nin "Türkiye"de yaşıyan Müslüman kadınlara bu gerçekleri söyleyemeyeceğini" de iddia ediyor! Anlaşılan o ki sayın bay İlhan Selçuk "Türkiye"de yaşayan Müslüman kadınlar" derken, yalnızca İslâmî tesettüre riâyet konusunda titizlik gösteren Mü"mine Müslüman hanımefendileri kastediyor. Oysa biz, mahzûn ve de mazlûm memleketimizin bilumum fikri hür vicdânı hür Mü"min ve de Mü"mine Müslümanları, Kelime-i Şahâdet"i bir şekilde telaffuz etmiş olan bütün hanımefendileri, İslâmî tesettüre riâyet ediyor olsunlar ya da olmasınlar, "Müslüman kadın"dan sayarız! Sayın bay İlhan Selçuk"un yaptığı sürç-i lisan ve de kalem, gizlediği gerçek düşüncesini gözler önüne seriyor: "İslâmî tesettür kuralları çerçevesinde örtünmüş/örtülü olmak Müslüman kadının göstergesidir!". Bilumum Mü"min ve de Mü"mine Müslümanları hep yapmakla suçladığı "ayırımcı"lığı böylece kendi yapmış oluyor. Üstelik de İslâmî tesettüre riâyet etme titizliğini gösteren bütün Mü"mine Müslüman hanımefendileri T.C. Medeni Kanunu ile İslâm Şeri"âtı arasındaki farkları bilmeyecek/bilemeyecek ve Anayasa dahil bütün hukuk sistemimizin İslâm Şeri"âtı ile mükemmel bir uyum içinde olduğunu zannedecek kadar câhil ve de salak yerine koyarak!

Bu, kendi halkını/milletini hiç tanımadığı/bilmediği gibi, kendini ve Âlemlerin Rabbi Yüce Allah"ın, azze ve celle, dîni İslâm"ı da bilmez tipik "Câhiliyye Aydını" ve "Jakoben"in hiç utanmadan-sıkılmadan verdiği fetvâya da bakın hele: "Kur"ân-ı Kerîm"de ne türban var, ne çarşaf, ne başörtüsü. Kur"ân-ı Kerîm"de kadınların türban, başörtüsü, sıkmabaş, çarşaf gibi tesettür araçları altına girmeleri konusunda açık seçik bir hüküm yoktur" Kadınların örtünmesi Kur"ân-ı Kerîm"den değil, erkek bencilliğinin toplum düzeninde eski zamanlardan beri egemenleşmesinden kaynaklanıyor"!

Breh, breh, beh!

Sayın bay İlhan Selçuk hem, "bugün Türkiye"de Müslüman geçinen dinciler halkımızı aldatma yarışında kutsal İslâm"ı tepe tepe kullanarak düzenbazlık yapıyorlar" diyor, hem de o "kutsal İslâm"ın" yegâne aslî kaynağı olan mubârek Kur"ân"ı, miras ve boşanmaya dâir hükümleriyle, kendi iddiâsına göre, "tâife-i nisâyı erkekten aşağıda ikinci sınıf insan" yerine koyduğu için -hâşâ!- dolaylı olarak "eleştiriyor" hatta "kınıyor"/"beğenmiyor"! Yani sayın bay İlhan Selçuk"a göre "İslâm kutsal" ama mubârek Kur"ân değil! Bir başka deyişle, mubârek Kur"ân"da bildirilmiş olan bilumum hükümler, İsviçre Medeni Kanunu"na ya da T.C. Anayasası"na ters düşüyorsa, mutlaka değiştirilmelidir/değiştirilmek zorundadır. Zira mubârek Kur"ân"da bu hükümleri, hem de o Son Saat gelip çatıncaya kadar geçerli olmak üzere, Bizzât koymuş olan Âlemlerin Rabbi Yüce Allah, azze ve celle, artık –hâşâ!- "çağın gerisinde/çağdışı" kalmıştır! Öyle mi?

İşte ben, –elhamdulillâh!- "dindâr", ama sayın bay İlhan Selçuk"a göre "dinci" Mü"min bir Müslüman olarak, "söyleyemez" dediği "gerçekleri" onun kullandığı kelimelerle aynen tekrar ediyorum: Medeni Kanun/Yurttaşlar Yasası"nın Aile Hukuku başlıklı ikinci kitabıyla ile Miras başlıklı üçüncü kitabında Kur"ân-ı Kerîm"in buyrukları değiştiriliyor! Gerçek şu ki bu kitaplarda yer alan hükümler İslâm şeri"âtına düpedüz aykırıdır! Hodri meydân, şimdi de onun mubârek Kur"ân hakkında düşündüklerini, "kutsal İslâm" derken ne kasdettiğini, sözü eğip bükmeden apaçık beyân etmeye dâvet ediyorum!

(Vakit)