Efe: AİHM Müslümanlara karşı önyargılı

Efe: AİHM Müslümanlara karşı önyargılı

AİHM’in 2005 yılında Leyla Şahin kararını verdiği sırada Türkiye Masası’nda İnsan Hakları Hukuku Uzmanı olarak görev yapan avukat Salih Efe...



AİHM'in 2005 yılında Leyla Şahin kararını verdiği sırada Türkiye Masası'nda İnsan Hakları Hukuku Uzmanı olarak görev yapan avukat Salih Efe, "AİHM Müslümanlara karşı önyargılı" tespitinde bulundu

AİHM'nin 2005 yılında Leyla Şahin kararını verdiği sırada Türkiye Masası'nda İnsan Hakları Hukuku Uzmanı olarak görev yapan avukat Salih Efe, "AİHM Müslümanlara karşı önyargılı" dedi.
Vakit'e konuşan Efe, AİHM'nin kuruluş felsefesini bireyin özgürlüklerini devlet karşısında savunmak olduğuna dikkat çekerek, "Türkiye'de uygulanan başörtüsü yasağı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS) yüzde yüz aykırıdır. Leyla Şahin kararıyla AİHM, kendisine ihanet etmiştir; geçmişteki kararlarına ihanet etmiştir. Çünkü geçmişteki dini özgürlük kararlarına baktığımız zaman, çoğu zaman özgürlüğü açıcı kararlar vermiştir. Ancak Leyla Şahin kararında devletin resmi ideolojisine yakın, kendi prensiplerine aykırı karar vermiş, adeta bireyin hakkının ihlal edilmesine aracı olmuştur. Hani devlet karşısında bireyin özgürlüklerini koruyacaktınız, neden Leyla Şahin davasında devleti korudunuz?" dedi.
"LAİKÇİLER BOŞUNA SEVİNMESİN, AİHM'İN KARARLARI SADECE TESPİT"
AİHM'in Leyla Şahin davasında verdiği kararın bir tespit olduğunu belirten Efe, "Bu karar üniversitelerde başörtüsü yasağı konusunda mutlak ve nihai karar değildir. Sorunun bağlayıcı bir düzenleme haline getirilmesinde ulusal makamlar her zaman birincil yetkiye sahiptir. Yani hükümet ve Meclis, üniversitelerde başörtü yasağını her zaman kaldırabilir. Dolayısıyla Kemalist ve laikçi çevrelerin sevinmesi için bir neden yok. Laikçiler, Leyla Şahin kararını özgürlükleri sınırlama aracı olarak kullanmak istiyorlar. Başörtü yasağının kaldırılamayacağını iddia etmek hukuki dayanaktan yoksundur" dedi.
MÜSLÜMANA FARKLI DİĞERLERİNE FARKLI
AİHM'in, Müslümanlarla ilgili birçok kararında laikliğe atıfta bulunarak din özgürlüğünü ve eğitim hakkını eksik yorumladığını ifade eden Efe, mahkemenin, Hıristiyan, Musevi veya Yehova Şahidi gibi inanç mensupları için verdiği kararlarda inanç ve özgürlüklerden yana karar aldığına dikkat çekti. Efe, "İslâm dışındaki din ve inanç mensuplarının özgürlüklerine yönelik olumlu kararlar verdi ama Müslümanların özgürlük taleplerine karşı ise aynı yaklaşımını sergilemedi. Bu çelişkidir, ayrımcılıktır" dedi. Efe, mahkemenin Müslümanlara karşı verdiği çelişkili kararları şu şekilde sıraladı: "Mahkeme, Kokkinakis /Yunanistan (1993) kararında Ortodoks'luktan Yahova Şahitliğine geçen kişinin, başka dine mensup bireylere dini tebliğ etmelerinin engellenmesiyle ilgili davada, başvuranın dini tebliğ etmesini din hürriyeti olarak değerlendirdi. Otto Preminger Institut/Avusturya (1994) kararında ülkede Hıristiyanlık dinine hakaretler içeren bir filmin yasaklanabileceğine karar verdi. Yani dini özgürlükler korudu. Prais / EC Council (1999) davasında, Musevi başvurucunun cumartesi günü sınav yapılmasına karşı davasını haklı bulmuş ve devletin kamusal alan düzenlemelerinin "başvurucunun inancının gereğini yerine getirmesine engel olmaması" gerektiğine karar vermiştir. Darby / İsveç (1990) kararında kilisenin vergi toplamasının sözleşmeye aykırı olmadığını tespit etti."
"TÜRKİYE, ALEYHİNE EN ÇOK DAVA AÇILAN ÜLKEDİR"
Türkiye'nin, AİHM'de hâlâ aleyhine en çok dava açılan ülke olduğuna dikkat çeken Efe, "Türkiye, özellikle işkence yasağı, yaşam hakkı, düşünce özgürlüğü, din vicdan kanaat özgürlüğü gibi temel insan haklarında halen aleyhine en çok ihlal kararı çıkan ülke. Kendi insanımıza hak ettiği özgürlükleri vermez isek kendi kendimizi Avrupa'da rezil etmeye devam ederiz. Bir arkadaşımın dediği gibi 'AİHM, Türkiye'nin kirli çamaşırlarının yıkandığı yer' konumunda kalır" diye konuştu.