Diyanet İşleri Başkanlığından DP'ye
Eski Diyanet İşleri Başkanı M. Nuri Yılmaz şimdi Demokrat Parti'nin 2. adamı oldu...
YUSUF SAHİCİ
ANKARA- Mehmet Nuri Yılmaz…Herkes onu Diyanet İşleri Başkanı olarak tanıdı. O şimdi siyasette ve Kırat’ın yeni süvarilerinden. Mehmet Nuri Hoca kendi deyimiyle “bir günde” siyasete girme kararı aldı ve hızlı bir yükselişle Demokrat Partide 2. adam oldu. Artık, Sosyal işler ve demokratik kitle örgütlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı… Yılmaz, gündemdeki tartışmaları ve siyasetteki hedeflerini GAZETEPORT’a anlattı:
GP: Siyasete atılma fikri nasıl doğdu, gelişti?
YILMAZ: Hep siyaset üstü kaldım. Tüm siyasi partilere eşit mesafede olmanın gerektiğine inandım. Doğrusu da buydu. Demirel, Çiller, Refahyol ve son koalisyon hükümetleri ve kısa süre de AKP döneminde çalıştım. Hiçbir zaman birini diğerine tercih etmedim. Din görevlisi siyasi partilere uzak olmalı ve herkesi kucaklamalı.
GP: Görevdeyken siyasilerden teklif gelmedi mi?
YILMAZ: Gelmez olur mu, Çiller döneminde DYP’den geldi. Hatta Çiller,çok ısrar etti. Ancak hep geri çevirdim. Rahmetli Ecevit’ten de teklif geldi. 2002 seçimlerinde de AKP iktidar olduktan sonra da DYP’den ikinci bir teklif daha geldi. Mehmet Ağar, Genel İdare Kurulu’na teklif getirdi yine istemedim. Siyaset bize o zaman yabancı geliyordu.
GP: Bugün ne değişti ve siyasete aktif olarak girdiniz?
YILMAZ: Bir an meselesi. Teklif etmişler benim DP’de olmam için. Günler, haftalar önce değil, çok kısa bir süre içinde karar verdim. Reddetmeyi düşünmedim. Kongrenin hemen öncesindeydi zaten, ne olacağı, kimin de seçileceği belli değildi. Ama oldu. Şimdi demokratik kitle örgütleri ve sosyal münasebetlerden sorumlu olacağım. Yani Türkiye’nin durumu, geçmişte devlette çalıştığımız için birikimlerimi paylaşacağım.Vakıflarla, cemiyetlerle, Türki cumhuriyetlerle, İslam coğrafyasıyla, esnaf odalarıyla, derneklerle, cemiyetlerle fikir alışverişinde bulunacağım. Tüm insanların sıkıntılarını partiye taşımayı, onların sıkıntı ve sorunlarını politik zemine taşımayı hedefliyorum.
KÜRT SORUNU
GP: Örneğin neler yapmayı düşünüyorsunuz?
YILMAZ: Mesela Kürt sorunu var. Bu konuda araştırmalar, sempozyumlar yapılabilir. Bilimsel noktalar benim için önemlidir. Yani partide ortak bir aklı oluşturmak zorundayız. Örneğin Kürt sorunuyla ilgili bölgedeki sivil toplum kuruluşları, işadamları ne düşünüyor? Konun bütün taraflarını bir araya getirip ortaya konunun enine boyuna tartışılmasını sağlayabiliriz. Nasıl bir çözüm geliştirebiliriz. Diğer sorunları da böyle dile getirerek, tartışarak, istişare ederek çözebiliriz.
GP: Terör başta olmak üzere sorunlar için nasıl bir öngörünüz var? Bölgeye gidip sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelecek misiniz?
YILMAZ: Elbette oradaki insanlara ulaşmak, o insanların dertlerini dinlemek isterim. Daha önceki yıllarda bölgeye gittim, insanları dinledim. Ancak ırkçılık yani etnik kimliği öne çıkarmak doğru değil. Bunlar zaten kökü dışarıda birtakım yerlerin tahrikiyle olan şeyler. 1970’de Hac’ca gitmiştim. Orada Süleymaniye’li bir yüzbaşı geldi. ‘Kürtler Türkiye’de Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan oluyor. Hiçbir ayrım yok’ dedim. Adam inanmadı, “Bizde Arap ırkçılığı var. Araplar kavmi necip biz ikinci sınıf insanız. Hiçbir haktan istifade edemiyoruz’ dedi. Suriye’de hala böyle bir uygulama sürüyor. Adam anlattıklarım karşısında “Biz Türkiye gibi olsak, daha ne isteriz” dedi. Bunu hiç unutmam.
AKP'NİN DURUMU
GP: Siz neden DP’den yana yolunuzu çizdiniz? Yüzde 47’lik oyla AKP’nin giderek merkeze oturduğu, merkez sağı artık AKP’nin temsil ettiğini iddia eden kesimler de var?
YILMAZ: DP köklü ve mazisi olan bir parti. Hizmetleri, eserleri olan bir parti. Uzun yıllar da merkez sağı temsil etti. Çeşitli sebeplerle barajı aşamadık. Merkez sağa Türkiye’nin ihtiyacı var. DP, hürriyetlerden, özgürlüklerden yana bir parti. Bunu “Yeter söz milletindir” sözleriyle de tamamlamış. Halkın hep yanında. Halkıyla kendini var etmiş bir organizasyon. Merkez sağın temsilcisi DP’dir ve öyle kalacaktır.
GP: AKP’nin din üzerinden siyaset yaptığına inanıyor musunuz?
YILMAZ: Devletle din bazen çatışmış. Bu Abbasiler de Selçuklularda da Osmanlı’da da, Cumhuriyet döneminde de olmuştur. Bugün hala bu sancı devam ediyor. Ben herhangi parti adı vermeden şunu söylüyorum: Din kendi mecrasında yoluna devam etmeli, dinin alimleri var, ilahiyatçıları var. Siyaset de kendi mecrasında. Bir politikacının dini gerekleri yerine getirmesi bizi memnun eder. Ama bu iş günlük politikaya sokulmamalı. Günlük politika değişir, din değişmez. İslam dininde Allah’la kul arasında aracı yoktur. Tüm aracılar İslam dininde silip süpürülmüştür. Onun için dini duygular istismar edilmemeli. Dine hizmet ayrı bir şeydir, dinin isteklerini yerine getirmek ayrı bir şeydir.
GP: İşsizlik, ekonomik sıkıntılar sanki biraz da türban sorunu tartışılarak görmezden geliniyor. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?
YILMAZ: Son okuduğum bir kitabı anlatayım. Kitap, Osmanlı zamanında yoksulluğun faziletini işlemiş. Yoksul, zenginden daha hayırlı ve üstündür diye anlatıyor kitap. Niye methetmişler? Çünkü Osmanlı’nın o döneminde Celali isyanları var, eşkiyalık, açlık sefalet, işsizlik var. O zaman ileri gelenler “Biz bu insanları nasıl isyandan uzaklaştırırız” diye düşünmüşler. Fakirliğin üstünlüğünü anlatalım. Böylece adam der ki “Yahu fakirliğin Allah katında derecesi yücedir. O zaman fakirlik iyi bir şeydir” İşte o zaman adam sesini çıkarmaz. İşte hep siyasetin gereği yapılmış. Bugün de bunun farklı uygulamaları var.
POLİTİKADA YALAN OLMAZ
GP: Türk siyasetinde insanlar hep politikacıların yalan söylediğinden, kendisini kandırdığından şikayet eder. İslam dini ise yalana karşı çıkar? Siz de politikaya atıldınız. Politikada, siyaset ile yalan bir arada yürüyebilir mi?
YILMAZ: Bir Fransız düşünürü, ‘Siyaset iki hatadan en hafifini tercih etmektir’ diyor. Ben bu düşünüre katılmıyorum. O zaman doğru diye bir şey yok. Siyasette ahlak olması lazım. Türk siyasetinde ahlak olmadığı için birçok şey henüz kazanılmış değil. Siyasetimizde inanılmaz bir ahlak erozyonu yaşanıyor. DP’nin ve AP’nin ilk yılları, hatta CHP’nin kuruluş dönemlerinde böyle bir şey asla söz konusu değil. Elbette ben bu durumu görerek ve bilerek girdim. Ama benim siyaset anlayışım temizlikten yanadır. Bir yerde ahlak, fazilet yoksa orada bizim işimiz olmaz. Bu anlamıyla katkıda bulunursam ne mutlu bize. Hamaset üzerine kurulmuş bir siyaset ülkeyi bir yere götürmez.
LİDER SULTASINA İSYAN
GP: Türk siyasetindeki, lider sultası konusunda ne düşünüyorsunuz?
YILMAZ: Türkiye’de demokrasi yok. Bu milletvekillerini vatandaş mı seçiyor, yoksa parti genel başkanı mı tayin ediyor? Genel başkanlar tayin ediyor, vatandaş da çar naçar gidip oyunu veriyor. Atanmış adam hür iradesini kullanamıyor. Neden “Yarın bir daha aday olduğum zaman genel başkanım beni çizer” diyor. Böyle siyaset olur mu? siyasi partilerde demokrasi yoksa, ülkede nasıl olsun.
--------------------------
KUTU
"BAŞBAKANIN ALEVİ AÇILIMI YENİ DEĞİL"
GP: Alevi açılımı ve Alevilik konusu ön plana çıktı. Sizin şahsi görüşünüz nedir?
YILMAZ: Alevilik dergah özelliği arzeder. İşte Hacı Bektaş, Orta Asya’dan gelen bir kanaat önderidir. Dergahı vardır, tekkesi vardır orada insanları eğitmiştir. Tasavvuf eğitimi vermiştir. Alevilik mistik bir olaydır ve sufi bir harekettir. Mevlevilik gibi. Alevi vatandaşlar bunu kabul etmiyor, “İslamın bir yorumu” diyen var. Cemevi’nde cem ayinini icra edecekse, ona da kimse itiraz etmiyor, etmemelidir. Ama İslam’ın mabedi camilerdir. Ben bunları Diyanet İşleri Başkanıyken de açıkladım ve beni dava eden Alevi vatandaşlarımız da oldu. Cemevleri’ni ibadethane olarak kabul etmediğim gerekçesiyle. Cemevleri’nde namaz kılınır mı, elbette kılınır. Ama İslam dininde Müslümanlığın mabedi camilerdir, Kur’an da da bir çok ayette mescid geçer.
GP: Başbakan’ın “Alevi açılımı yapacağız” diyerek katıldığı iftarı nasıl değerlendiriyorsunuz?
YILMAZ: Kalpler Allah’ın mahremiyetindedir. Ama bu açılım bir çözüm getirmedi. Daha ilk günde bir çok Alevi derneği karşı çıktı. İftar yemeğine gitmekle sorun çözülmüyor. Zamanında rahmetli Ecevit, seçim beyannamesine Cemevleri ile ilgili madde koyduğunu ve nasıl çözeceği konusunda benden yardım istedi. Başbakan’ın da yaptığı yeni değil. Mesut Yılmaz da Başbakanken Cemevi açtı. Cumhurbaşkanı Demirel ve Sezer Hacıbektaş’ta etkinliklere katıldılar. Bunların amacı Türkiye’de barış ortamını tesis etmekti. Türkiye’de önemli bir Alevi vatandaşımız var. Bunların istekleri elbette önemli, ama siyasetçiler Alevi meselesini farklı mecralara götürmek istiyor. “Alevi açılımı” diye sunulan şey yeni değil. Bizim Diyanet İşleri Başkanı olduğumuz dönemde aşure gününü, ilk kez biz kutladık. Alevi vatandaşlar ve vakıfları da davet ettik. Hz. Hüseyin hepimizin müşterek değeridir. Zalimle mücadele etmiş ve şehit olmuştur. O zamanlar Alevi vatandaşlar din kültürü ahlak dersine Alevi konusunun da girmesini istediler. Bizim hazırladığımız bir program vardı ki, ben başkanlıktan ayrıldım ve o program uygulanmaya başlandı.
GP: Neydi o program ?
YILMAZ: Hacıbektaş’ın çok değerli sözleri vardı onların kitaplarda yer almasını sağladık. Daha sonra DİB tarafından basılan Bektaşilik kitapları, Makalat eserini bastırdık. Hz. Ali’nin vefat yıldönümü dolayısıyla törenler düzenliyorduk. En son İstanbul’da düzenledik. Vaazlarla Hz. Ali’nin faziletlerini anlattık. Bunların hepsi işte bir adım niteliğindeydi. Çünkü bu hepimizin müşterek değeridir. Türkiye’nin sosyal barışa ihtiyacı var. Herkes kendi inancı doğrultusunda yaşamalı. Ona müdahele bize hiç bir şey kazandırmaz. Geçmişteki sıkıntaları bir daha yaşamamız lazım.
GP: DP olarak Alevi vatandaşlara siz kapınızı açacak mısınız?
YILMAZ: Benim partide bulunmam da bunun için. Okuduk, yazdık çizdik, çeşitli devlet görevlerinde bulunduk. Bu bilgilerimizi nasıl toplumla paylaşırız, nasıl faydalı oluruz politikadaki tek amacım bu olacak. Alevi vatandaşlar gibi Şii vatandaşlarımıza, Caferi mezhebinden vatandaşlarımıza açık. Hiçbir zaman diyalogdan kaçmadık. Haklı olan her insanın, haklı davası olan her insanın yanında yer almayı ben kendime şiar edindim. Ben ABD’ye gittiğimde, Alevi meselesini onlar da gündeme getirdiler. AB yine aynı şekilde. Israrla azınlık iddiaları oldu. Ama Alevi vatandaşlarımız bunu reddettiler. ABD’liler çok kere Türkiye’deki inanç topluluklarına özgürlük istedi.
gazeteport
