Çevre'ye Duyarlı Medya Çetesi!

Çevre'ye Duyarlı Medya Çetesi!

Bir mafya çetesinin içyüzünü ortaya çıkarttılar...

Gerçek gündem Genel yayın yönetmeni Barış Yarkadaş, bir mafya çetesinin içyüzün ortaya çıkarttı. Yarkadaş, yaşananları santaj haber skandallarını kendisine ihbar eden bir muhabir ile görüştü ve konuşmanın içeriğini şu şekilde kaleme aldı:

Tarih, 2007 yılı, Ağustos ayının ortaları.

Yer, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin (TGC) Cağaloğlu'ndaki Lokali.

Bir masanın etrafında toplanmış, 15 gazeteci ve bir "Sivil Toplum Kuruluşu" yöneticisi, hararetli bir şekilde ne yapacaklarını tartışıyor.

Konuşulanları dinleyen ve "midesi bulanan" muhabir, yaşadığı iç çelişkiyi Gerçek Gündem'le paylaşmak istiyor. Buluşuyoruz...

G.G: Bir arkadaşınız aracılığıyla sitemizle bağlantı kurdunuz. Anlatmak istediğiniz şeylerin olduğunu söylüyorsunuz. Bunlara geçmeden önce, kendinizi tanıtır mısınız?

X: Adımı veremem. Gazeteciyim. Tek bir çocuğum var. Yaşamımı gazetecilikle sağlıyorum. Çevre haberleri yapmak istiyordum. Yapıyordum da. Bir süre önce çalıştığım gazeteye bir Sivil Toplum Kuruluşu'ndan davetiye geldi. Toplantıya gittim. Sonra sohbet ettik oranın yöneticileriyle. Birkaç kez daha buluştuk. Katıldığım son toplantı ise midemi bulandırdı. Yaşadıklarımı birilerinin de bilmesini istedim.


G.G: Bize neler olduğunu, size rahatsız eden gelişmelerin iç yüzünü anlatır mısınız?

X: Bahsettiğim sivil toplum kuruluşunun yöneticileri, yaptığım çevre haberlerinin ardından, benimle ilgilenmeye başladı. Beraber birşeyler yapabileceğimizi söylediler. Ben de zaten yapıyoruz, çevre için mücadele ediyoruz ya, cevabını verdim. O yönetici, zaten tek başına çıkar hep medyaya. Bana, ama çok az maaş alıyorsun, daha iyi yaşamak istemez misini diye sordu. Bir anlık boşluğuma geldi. İsterim, cevabını verdim. O halde bunları yarın bir toplantı yapacağız, orada diğer gazeteci arkadaşlar da olacak, birlikkte konuşalım, dedi.

G.G: Nerede düzenleniyordu bu toplantı, gittiniz mi?

X: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin (TGC) Cağaloğlu'ndaki Lokali'ndeydi. Ağustos ayının sonlarıydı. Oğlumu anneme bıraktım. Eşimle ayrı olduğumuz için, annemde kalıyor bazen. Biraz da ürpererek gittim. Ne konuşulacağını bilmiyordum. Lokale girdiğimde biraz rahatladım.

G.G: Neden?

X: Çünkü içeride tanıdık yüzler vardı. Yaklaşık 15 muhabir, bir emekli gazeteci ağabeyimiz vardı. Seçim öncesi kapanan bir gazeteden emekli olmuştu. Oturduk. STK yöneticisi, iki arkadaşın işleri olduğu için gelemediğini söyledi.

G.G: Kimler vardı bu masada? İsimlerini söyler misiniz?

X: Hayır, bunu benden istemeyin. Belki onlar da şimdi bu pişmanlığı yaşıyor. İsim veremem. Ama hepsi alanında uzman muhabirler. TV'lerden, gazetelere kadar çeşitli yerlerde çalışıyorlar.

G.G: Peki, ne konuştunuz toplantıda?

X: STK yöneticisi, planını anlattı. Hepimizin daha çok para kazanacağını söyledi. Plana göre, onlar çevreyle ilgili sorun yaşayan şirketlere gidip (Şu kadar para vermezseniz, haberinizi yapacağız) diyeceklerdi. Bunların içinde belediyeler de vardı. Örneğin ırmakların kirli olduğu yönünde haberler yapılacaktı. Belediyelerden ve o çevrede iş yapan şirketlerden de (yayınlatırız) dtiyerek şantaj yoluyla para alınacaktı.

G.G: Nasıl işleyecekti bu mekanizma?

X: STK yöneticisi, anlaştığı şirketlerden para alıp rakip şirketlerin faaliyetlerine karşı kampanya yaptıracaktı. Zaten yapmışlar birkaç tane... Sonra da bu şirketlerden para istenecekti. Gazeteler ve TV'ler de burada araç olarak kullanılacaktı. İzleyenler de (bravo çevreye duyarlı medya) diyecekti.

G.G: Siz bu anlatılanlara itiraz etmedinizi mi peki? Mesleki saygınlığın ayaklar altına alınmasına tepki vermediniz mi?

X: Hayır, hiçbirimiz tepki vermedi. Çünkü, en başta (çok para kazanacağız) denildi hepimize. O an tek çocuğuma verdiğim kıt kanaat harçlık geldi gözümün önüne. Midemin bulandığını hissettim. O harçlığa pislik bulaşsın istemedim. Ama masayı da terk edemedim...

G.G: Sanırım ne olup biteceğini görmek istediniz..

X: Evet. O duyguyu bilirsiniz. kalkamadım masadan. Hiç konuşmadım. Anlatılanları dinledim. Tanrım nelere alet oluyoruz diye düşündüm. Hele o emekli ağabeyimizin önerisi, beni çılgına çevirdi.

G.G: Neydi o öneri?

X: Bir arkadaşımız, haberleri bu şekilde birkaç kez yayımlatabiliriz dedi. Sonra haber sokmak zorlaşır dedi. İşte o emekli gazeteci (Kolayı var) dedi. Emekli gazetecinin önerisene göre, bunun için bir de haber ajansı kurulacaktı. Şu an belki de kuruyorlar. Bu ajans üzerinden geçen haberler, daha güvenilir olacağı için gazetelere daha kolay girecekti. TV'lere de görüntülü servis yapılacaktı. Böylece etki alanı da genişlemiş olacaktı. Anadolu'daki gazetecilere de haber adı altında bu şantaj haberleri pazarlanacaktı.

G.G: Anlattıklarınızın bir skandal olduğunun farkındasınız sanırım...

X: Evet. Bu pisliğe dayanamadım. Bunun deşifre olması için konuşuyorum. Kimseyi zan altında bırakmak istemiyorum. Onlar zaten kendilerini bilirler. Buna bir daha alet olmalarını istemiyorum.

G.G: Peki bu toplantılar hala yapılıyor mu?

X: Ben iki tanesine katıldım. Burada TV'lerden ve gazetelerden muhabirler vardı. Bu kişilerin yaptığı çevre haberleri mercek altına alınmalı. Daha fazla konuşmak istemiyorum. Sanırım o toplantılar yapılıyor. Katıldığım son toplantıya iki muhabir gelmediği için çok kızmışlardı. Büyük bir haber kanalının muhabiriydi. Ondan çok şey bekliyorlardı.


****

Muhabirin anlatımlarının en önemli kısmı bunlar. Anlatımlar içinde, çok farklı detaylar, yapılan haberler, STK yöneticisinin hangi şirketlerle nasıl ilişki kurduğu da var. Ama biz, bu kadarının bile "yeterli" olduğu kanaatindeyiz. Medyanın bir tehdit ve şantaj aracı haline dönüşmesinin sadece "tepelerde" değil, altlarda da yaşandığını biliyoruz. Bu son örnek, "içimizdeki pisliğin" sökülüp atılması için bir şans olabilir...

Şimdi top medya yöneticilerinin ellerinde...

Onların ne yapacağını da izleyeceğiz...


gerçek gündem