Cemci 'Alevi'den Tahrik Sözleri
Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğanın, Namazın ne şekli vardır, ne zamanı, ne de yeri sözleri, tahrik peşinde koşma olarak değerlendirildi.
Provokatörlerin işbaşında olduğu, etnik ve dini çatışma peşinde koştuğu bir dönemde Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan'ın, "Namazın ne şekli vardır, ne zamanı, ne de yeri" sözleri, tahrik peşinde koşma olarak değerlendirildi.
CHP'li Muzaffer Eryılmaz'ın başkanı olduğu Çankaya Belediyesi ile işbirliği içinde ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın katılımıyla geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen törenle "Türkiye'nin en büyük cemevinin temellerini" atan Cem Vakfı'nın Başkanı İzzettin Doğan, cemevinin ibadethane olmadığına dikkat çeken ilahiyatçılara tepki gösterirken, "caminin de ibadethane sayılmaması gerektiğini" savundu. Her halkın, her kavmin İslâm'ı farklı algılayabileceğini söyleyen Doğan, namazın bir şeklinin, zamanının, yerinin olmadığını iddia etti" Hz. Muhammed'in sadece "tebliğci olduğunu" ileri sürdü.
Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Eğitimi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı'nın "Allah, Kur'an-ı Kerim'de ibadethaneleri sayıyor. Hac Sûresi'nde belirtilen ibadethaneler şöyle: Kilise, Havra, Mescid. Allah 'Bunlar ibadethanedir' diyor. Cemevinde folklör yapılıyor. Semah yapılıyor. Cemevleri ibadethane değildir" şeklindeki sözleriyle ilgili olarak "habercem" adlı internet sitesine yaptığı açıklamada şunları kaydetti:
"HER KAVİM İSLÂM'I FARKLI ALGILAYABİLİR"
"Her halkın, her kavmin kendisine göre İslâm'ı algılama biçimi var. Bu, gayet doğaldır. Sosyolojik mânâda da doğaldır. Suudi Arabistan'daki, Arap Yarımadası'ndaki İslâm'ın anlayışıyla, hayata, kadına bakışıyla; Orta Asya'daki halkların aynı konulara bakışları aynı olamaz, farklıdır. Bilimsel olarak başka türlü düşünmek dahi yanlış" Yoksa Orta Asya'nın Müslümanlığını zor izah ederiz. Çünkü bütün buralarda saz vardır ve ibadetlerinde saz kullanmışlardır. Hem Kazaklarda, hem Türkmenlerde, hem Azerilerde" Bunların hepsi de Müslüman'dır. Bunu nasıl izah edeceğiz, Müslümanlıktan kopma mı diyeceğiz? Aslında bu kopma değil, farklı algılama olayıdır..."
"HZ. MUHAMMED SADECE TEBLİĞCİ"
Bir kişi "Ben Müslümanım, ibadetimi şöyle yaparım" diyorsa, onun Müslüman olduğunu ifade eden Doğan, Hz. Muhammed'in sadece "tebliğci olduğunu" savunuyor: "Onun Müslümanlığını bir başka Müslüman geçinen yargılayamaz. Bu yargılama yetkisini Tanrı, Hz. Muhammed'e dahi bırakmıyor. 'Onun yargılaması bana aittir' diyor" Tanrı Kur'an'da Hz. Muhammed'e diyor ki; 'Seni tebliğci ilan ettim. Sen sadece benim sana yolladıklarımı ademe tebliğ ile mükellefsin.' O kadar. Senin işin orada bitiyor. Sen sadece tebliğcisin. Kur'an'ın ayeti... Hiç kimseye 'Sen Kur'an'ı şöyle yorumla, diğeri yorumlarsa yanlıştır. Sen müdahale et' yetkilerini Peygamber'e vermiyor."
"NAMAZIN ŞEKLİ, ZAMANI, YERİ OLMAZ!"
"Namaz, Tanrı'yla insan arasında bir bağ. Bu bağın bir şekli yoktur. Kur'an'ı zorlayarak bir şekle tabi tutmaya çalışmak, belki din siyaseti açısından düşünülebilir, konuşulabilir. Neden? Çünkü aynı şekilde yatıp kalkanlar birbirlerine daha yakın hissedebilirler, birbirlerini daha iyi koruyabilirler diye düşünülebilir. Ama işin özüne baktığınızda, Tanrı'yla insanın hemhal olmasıdır. Bunun da ne şekli vardır, ne zamanı, ne de yeri. Onun için benim kullandığım klasik deyimdir: At üstünde giderken Tanrı'yla hemhal isen, namaz halindesindir. Yani at üstünde de namaz kılınabilir."
CEMEVİNDE KADIN-ERKEK BİR ARADA ÇÜNKÜ!..
"Cemevinde asıl olan içinizde düşündüğünüzdür, niyetinizdir. Aleviliğin İslâm anlayışında niyet çok önemlidir. Siz eğer gönlünüzü temizlemeden, ibadete başlıyorsanız; Tanrı'nın huzuruna çıkarken, her şeyden arınmamışsanız, bütün kurnazlıklardan, kötü huylardan, maddi manevi yanlışlardan, kul hakkını yemiş olmaktan, eğer kendinizi arındıramamışsanız, zaten o ibadet geçerli değildir. Onun için Alevi cemevinde kadın ve erkek bir aradadır. Neden? Çünkü temiz yürekle gelmesi lazım. Eğer yüreğini temizlemeden, sadece dışarıdan abdest alarak gelmişse, o geçerli değildir. 'O ibadet Tanrı'nın nezdinde kabul görmez' diye kabul edilir. Cemevi dediğiniz zaman, kadın erkeğin beraberce ibadet ettikleri alan demektir. Bu da Araplarda yoktur. Acemlerde de yoktur. Türk kavimlerinde vardır. Sosyolojik açıdan bakacak olursak, herkesin İslâm inancı kendisine, herkesin ibadethanesi kendisine" Bugün bütün insanlığın üzerine mutabık kaldığı, tanımın kendisine uygun olmasıdır. Nedir o? Bir insanın dilediği şekilde, dilediğine inanması; dilediği mekânda o inancını icra etmesi; bunu yaparken de başında söylediğimiz kısıtlamalara aykırı olmamasıdır. Kamu düzenine, genel ahlâka, genel sağlığa ve başkalarının hakkını ihlal etmeyecek şekilde olması gerekir. Cemevi der, cami der, havra der" Bunun Kur'an'a aykırı hiçbir tarafı yoktur. 'Kur'an'a aykırıdır' diyen, Kur'an'ın mânâsını anlamamıştır. Ünvanları ne olursa olsun""Temel haklardan bir tanesidir; dilediği gibi inanma hakkı. Bu, insanlığın artık ortak değeridir; şu ya da bu dinin değil... Bunun sınırlamaları yok mu, var. Bu inancın icrası ya da tapınma biçimi, mekânı; kamu düzenine, kamu ahlâkına, kamu sağlığına aykırı olmayacak. Başkalarının haklarını ihlal etmeyecek. Bu dört ana esasla çevrelenmiştir. İnanç özgürlüğüne böyle bakacaksınız. Böyle baktığınız zaman da 'Cemevi ibadethane sayılmaz, çünkü Kur'an'da yoktur' gibi düşünceleri hiç kimse ciddiye almaz."
ÖCALAN DA BENZER ŞEYLER SÖYLEMİŞTİ
CHP'ye yakınlığı ile bilinen Doğan'ın bu sözlerinin, terörist başı Abdullah Öcalan'ın görüşleri ile birebir örtüşmesi dikkat çekti. Öcalan da AİHM'ye yaptığı savunmada, namazın şeklinin olmadığını savunuyor ve kıbleyi şöyle yorumluyor: "Arabistan'da halen 'kıble' denilen namazda yön anlayışı tanrıçaya bağlılığın bir izini teşkil etmektedir." "Farz olan namazın, aslının tiyatro olduğunu" iddia eden Öcalan, camilerin tiyatro salonlarına dönüştürülmesi gerektiğini savunuyordu.
