Bürokrat Dokunulmazlığı Kalkmalı
Yeni anayasa çalışmaları kapsamında üzerinde en çok durulan konulardan biri de bürokrat dokunulmazlığının sınırlandırılması.
Yeni anayasa çalışmaları kapsamında üzerinde en çok durulan konulardan biri de bürokrat dokunulmazlığının sınırlandırılması. Sivil anayasa için oluşturulan komisyonun başkanı Dengir Mir Mehmet Fırat, Vakit’e yaptığı değerlendirmede bu konuya değindi.
“Vekil dokunulmazlığından bahsediyorlar ancak Türkiye’de müthiş bir bürokrat dokunulmazlığı var. Vekilin suça konu eylemi için, dokunulmazlık süresi boyunca müruru zaman söz konusu değil ama bürokratlar bu haktan faydalanıyorlar. Hukuku çiğneyen, keyfi hak ve özgürlük ihlali yapan bürokratlar hakkında, amirden izin çıkmadıkça yasal takibat yapılamıyor, bu çağdaş dünyanın kabul edeceği bir durum değildir. Hiçbir mevzuat hükmünde üniversitelerde kılık kıyafet yasağı yok ama birileri yanlış uygulamalarda bulunuyor” dedi.
Üniversite kayıtlarının başlaması ile birlikte yeniden gündeme gelen başörtüsü yasağı ve Ankara Üniversitesi başta olmak üzere birçok üniversitede ortaya çıkan insanlık dışı manzaralar da, “Rektör ve dekanların faydalandıkları” dokunulmazlık zırhından kaynaklanıyor. YÖK’ün, savcılık soruşturmalarını sürekli olarak engellediğini belirten Eski Cumhuriyet Savcıları, “Öğrencilerin ve velilerin yasal haklarını kullanmalarının önü fiilen kesiliyor” diye konuştu.
“ADALET DİYORUZ ADALETE GÜVENMİYORUZ”
“Keyfi uygulamalar ve yasalara aykırı engeller nedeniyle Türkiye’deki adalet mekanizmasının işleyemez hale geldiğini” belirten eski Bayrampaşa Cumhuriyet Savcısı Necati Özdemir, Türk insanının adalet arayışı macerasını şu sözlerle özetledi: “Tarihe binlerce yıldır kültürü, ahlakı, dini, inancı, sosyal ilişkileri ile adalet dağıtan, adaleti öğreten bir millet adalet aramaya başlamış. Adliyelerde hakimlerin arkasında ‘Adalet mülkün temelidir’ yazıyor ama bunun yerine getiremiyoruz. İmtiyazlar, imtiyazlı sınıflar, statüler, kendi başına karar alabilen kişi, kuruluş, kurumlar ve makamları oluşur ki bu kaostan çıkamaz hale geliriz.”
Özdemir, hem kendilerine hem de eylem ve işlemlerine dokunulamayan sınıfların varlığına işaret ederek: “Bir kurul, her hangi bir saikle bir memur hakkında bir karar aldığında bu karara karşı başvuracağınız bir yargı yolu yok. Örneğin YAŞ kararları, HSYK kararları başka kurumların, kurulların kararları yargıya açılmalı. Hiçbir kurul ve kişi, kararları sebebi ile diktatör gibi olamamalıdır. Son dönemde yargının siyasallaşmasını tartışır hale geldik. Anayasa Mahkemesi'nin kararlarının muhtıralar gölgesinde alınıp alınmadığını tartıştık. HSYK üyelerinin suiistimallerini okuduk duyduk. Bunların birçoğu dokunulamayan sınıflar. Türkiye bundan kurtulmalı” diye konuştu.
“YÖK İZİN VERMEDİ Mİ OLMUYOR”
12 Eylül Askeri Savcısı Faik Tarımcıoğlu da, bürokrat dokunulmazlığı kaldırıldığında yasakların da kendiliğinden ortadan kalkacağını vurgulayarak, “düzgün işleyen bir adalet çarkı varsa ve gerçekten düzgün işleyecekse bundan korkmamak gerektiğini” kaydetti. Tarımcıoğlu, şöyle konuştu: “Örneğin YÖK izin vermediği için her hangi bir yargılama süreci başlatılamıyor. Memurlar kanununda da bu böyledir. 1913 tevellütlü bir kanun var. Yürürlülükten kaldırıldı ama aynen uygulandığını görüyoruz. Vali, kaymakam izin vermezse hiçbir memuru yargılayamıyorsunuz. İnşallah yeni anayasada bu anlayış değişikliğinden sonra demokrasiyi bütün kurumları ile tamamen içimize sindiririz.
“YARGI DOKUNULMAZLIĞI ÇELİŞKİLİ”
Devletin üç temel organında yer almayan ancak, kurumsal olarak anayasal dokunulmazlık statüsünde olan kurumlar var. Bunlar kendi kanunları ile dokunulmaz kılınmışlardır. Dolayısıyla her kurumun yasalarında değişiklik yapıldığında sorun çözülmüş olacaktır” diyen eski Cumhuriyet Savcısı ve İletişim Stratejisti Prof. Dr. Nurullah Aydın ise, yargı dokunulmazlığının çelişkili olduğunun altını çizerek, “Devletin üç temel organında yer almayan ancak, kurumsal olarak anayasal dokunulmazlık statüsünde olan kurumlar vardır. Bunlar kendi kanunları ile dokunulmaz kılınmışlardır. Bu dokunulmazlıklar anayasa da yer almamaktadır. Mesela YÖK’ün dokunulmazlığı YÖK kanunundan kaynaklanmaktadır. TSK’nin üst yönetiminin dokunulmazlıkları, yine kendi kanunlarından kaynaklanmaktadır. Anayasal bir koruma yok etraflarında” diye konuştu.
AYRICALIKLI KİŞİ, SINIF VE ZÜMRE OLMAMALI
Aydın, yargı denetimi dışında bırakılan YAŞ ve HSYK kararları ile ilgili olarak da şöyle konuştu: “Hukuk devletinin temeli masumiyet ilkesi ve kanunsuz suç olmaz ilkesi ile kanun karşısında herkesin eşit olma ilkesidir. Ayrıcalıklı kişi, sınıf ve zümrenin olmaması demektir. Ve hak arama hakkının yine sınırlandırılmaması demektir. Keyfiliğin önlenmesi, hukukun üstünlüğünü hâkim kılmak demektir.”
DOKUNULMAYACAK KİMSE KALMASIN
Eski Cumhuriyet Savcısı Ömer Köse de, sıradan bir memur için bile izin mekanizması bulunduğunu hatırlatarak, sorunu şöyle özetledi: “Adliyeye güvensizlikten kaynaklanan sorunlar var. Dokunulmayacak kimse kalmasın. Madem ki 2 milyon 450 bin civarında devletten aylık alan adam var, 70 milyon sıradan vatandaş ne yaptıysa, neye tabi oldularsa devletten maaş alan insanlar da aynı muameleye tabi olsun.”
Vakit
