Biri, Bizi İşletiyor mu?
Vakit gazetesi yazarlarından Hasan Karakaya bugünkü yazısında milleti, nasıl ve kimlerin gaza getirdiğini ortaya çıkartacak sorular sordu..
Vakit gazetesi yazarlarından Hasan Karakaya bugünkü yazısında milleti, nasıl ve kimlerin gaza getirdiğini ortaya çıkartacak sorular sordu..
İşte o yazı...
Oyakbank"tan Hudson"a... Biri, bizi işletiyor mu?
Aklım, Washington"da "dehşet senaryoları"nın konuşulduğu Hudson Enstitüsü"ndeki "gizli toplantı"da ama, hafızam beni taa Antalya"ya, Antalya-Kemer"deki "Oyak toplantısı"na götürüyor!.. Çünkü bu toplantı; bazı kavramlara bağlılıkların "özde" ve "sözde" şeklinde kategorize edildiği Türkiye"de; çok, ama çok önem taşıyor!.. O toplantıyı yeniden hatırlatalım ki; "özde" olan kimdir, "sözde" olan kimdir, daha iyi anlaşılsın!.. Hatta, anlaşılmakla kalınmasın; "milletin, nasıl ve kimler tarafından gaza getirildiği" bir defa daha ortaya çıksın!..
Efendim, yıl 2005...
Eylül ayının ilk haftası.
Yer, "Türkiye"nin en lüks tatil köyü" olan Antalya Kemer"deki Sungate Otel!..
Bu otelde, kısa adı OYAK olan Ordu Yardımlaşma Kurumu"nun "İş Ortakları Toplantısı" yapılmaktadır!.. Toplantıya katılan 1700 ortak; "Türk bayrağının renkleri" olması hasebiyle "kırmızı çizgili beyaz tişörtler" giymişlerdir!..
OYAK Genel Müdürü Coşkun Ulusoy da, aynı "hassasiyet"i göstermiş ve o da "Türk bayrağının renkleri" olan "kırmızı çizgili beyaz bir tişört"le çıkmıştır "sahne"ye!..
Ulusoy, bu toplantıda, TÜPRAŞ ve Erdemir gibi kuruluşların özelleştirilmesine gönlünün razı olmadığını söylemekte ve eklemektedir:
"Eğer mutlaka satılacaksa, bizlerin elinde olsun!.. TÜPRAŞ, özel şirket elbisesi giymiş yabancı devletlerin elinde değil, ülkeye gönül vermiş insanların elinde olsun!.."
Alkış, alkış, alkış...
"Alkış tufanı"nın ardından, iş ortaklarına "TÜPRAŞ"ı alalım mı, almayalım mı?" diye sormaktadır Coşkun Ulusoy... Salondakilerden, elektronik oylama makinesinin tuşlarına basarak oylarını kullanmalarını istemektedir!.. Ancak sorusunu tamamlayamadan, salondan "Erdemir"i de alalım" alkışı yükselmiştir!..
"Tamam, Erdemir"e de giriyoruz" diyen Ulusoy, bunun üzerine, "Anlaşıldı, elektronik oylama yapmadan sonuca ulaşıyoruz. Ancak, ben yine de cihazları kullanacağınız bir soru daha soruyorum. Eğer şartlar bizi TÜPRAŞ ve Erdemir arasında seçim yapmaya zorlarsa o zaman TÜPRAŞ"ı mı alalım, Erdemir"i mi" diye sormaktadır...
Salondan yüzde 63 TÜPRAŞ, yüzde 37 Erdemir sonucu çıkmıştır!..
Ve, son sözünü söylemiştir Coşkun Bey;
"Pazartesi günü TÜPRAŞ"ın açık artırmasına gidiyorum. Sıkıştığım ve sıkıldığım anlarda, bu alkışlar hep kulağımda olacak ve kendimi hep motive edeceğim."
AL HASAN"DAN, VER HANS"A!
Sonuç malûm...
TÜPRAŞ"ı, Koç Holding aldı!..
Hem de "Sapanca Gölü"nün suları" ile birlikte!..
Erdemir de, OYAK"ta kaldı!..
Gazeteler, o günlerde şöyle başlıklar atmışlardı:
"Tüpraş"tan sonra Erdemir özelleştirmesinde de korkulan olmadı... OYAK Grubu, bu stratejik şirketi, 2.9 milyar Dolar"a aldı... Erdemir"i kurtardık!"
Mı acaba?..
Öyle ya; "Hans"a değil, Hasan"a gitsin" kampanyalarıyla "yabancı"lara gitmekten "kurtarılan" Erdemir"in "yüzde 41 hisse"si, daha sonra bir "Fransız şirketi" olan Arcelor"a satıldı!..
Ve, dün... Yer, Çırağan Oteli...
2001 yılında; Hayyam Garipoğlu"ndan "bir otomobil fiyatı"na, evet evet sadece "51 milyar Lira"ya, yani bugünün parasıyla "51 bin YTL"ye" OYAK"laştırılan Sümerbank ve diğer 5 banka; dün Çırağan Otel"de "Oyakbank" olarak, bir "Hollanda bankası"na satıldı!..
Hayır, olayın "ekonomik yönü" ile ilgilenmiyorum... "Finans sektöründe yabancı bankaların payı artıyor"muş!.. Ya da; Oyakbank"ı 2.6 milyar Dolar"a satın alan Hollandalı ING Bank, aynı zamanda "PKK"nın kullandığı mayınları üreten firmanın ortağı"ymış...
Bunlarla ilgilenmiyorum!..
Benim ilgilendiğim; belki "benim adım" da geçtiğinden olsa gerek, o "slogan!"
Evet, "Hans"a değil, Hasan"a gitsin" sloganı!..
Eee, şimdi "yapılan" ne?..
"Hasan"ın paralarıyla al, Hans"a sat!"
Sormak istiyorum Coşkun Ulusoy"a:
Antalya Kemer"de giydiğiniz o "beyaz tişört" üzerindeki "kırmızı çizgi"lere ne oldu?..
N"ooldu, "ver coşkuyu" nutuklarına?..
N"ooldu avuçlarının içini kızartan o "alkış"lara?..
N"ooldu,
"Ülkeye gönül vermiş insanların elleri"ne?..
Neymiş;
"Hans"a değil, Hasan"a gitsin"miş!..
Ne zamana kadar?..
"Paraları toplayıncaya kadar!"
Ya sonra?..
"Al Hasan"ın malını, sat Hans"ın şirketine!"
Bakmayın Coşkun Ulusoy"a yüklendiğime... Aslında, "Genelkurmay"dan bir açıklama bekliyorum!.. Minnacık çocukların "ilâhî" söylemelerini bile "tehdit" olarak gören ve 27 Nisan"da yayınladığı "bildiri"de, "Cumhuriyet rejimine sözde değil, özde bağlılık" isteyen ve bunun "davranışlara yansıtılmasını" talep eden Genelkurmay"dan!..
"Subay" ve "astsubay"ların paralarıyla kurulan Oyakbank"ı, Hollandalı bir firmaya satmak mıdır "özde" bağlılık?!?..
Bir yandan "Ne mutlu Türküm diyene" anlayışına karşı çıkan herkesi "Türkiye Cumhuriyeti"nin düşmanı" olmakla suçlayıp, bir yandan da "Hasan"ın malını Hans"a satmak" mıdır "özde bağlılık?!?"
DÜN: ASLA GÖRÜŞMEYİZ!.. BUGÜN: MASADAYIZ!
Gayet açık ve net söyleyeyim:
"Ülkesini seven bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı" olarak; bu "satış" işinden de, "satışa gelmek"ten de iyice pirelenmeye başladım!..
Benim bildiğim;
Bir kişi veya kurumun "güven" verebilmesinin ilk şartı, "öz"ünün ve "söz"ünün "bir" olmasıdır!.. Yani, "söylem" başka, "eylem" başka olmamalıdır!..
Bir kuruluş ki; "Hans"a değil, Hasan"a gitsin" kampanyalarıyla aldığı bir kuruluşu ve bankayı, götürüp de "Hans"a satar" ise; işte orada ben, pirelenmeye ve sormaya başlarım;
"Yoksa, satışa mı geliyoruz?!?"
Sadece Erdemir veya Oyakbank meselesi de değil; "dehşet senaryoları"nın konuşulduğu Hudson Enstitüsü"ndeki "gizli toplantı" da bir hayli midemi bulandırdı!..
Hayır, "orada konuşulanlar"la, yani "Beyoğlu"nda karakola bombalı saldırı düzenlenip 50 kişinin öldürülmesi" ya da "Tülay Tuğcu"ya suikast düzenlenmesi" ve bu eylemlerin PKK"nın üzerine yıkılıp, "Kuzey Irak"a girilmesi" gibi "uçuk fanteziler"le ilgilenmiyorum...
Çünkü bu ülkede, "bunların alâları" uygulandı!..
Dediğim gibi; toplantıda "konuşulanlarla" değil; toplantıya "katılanlar"la ve onların sergilediği "tavır"larla ilgileniyorum!..
Malûm, "deşifre" edilen ve dün de "Genelkurmay tarafından doğrulanan" o "gizli toplantı"ya, Genelkurmay bünyesindeki Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi"nin (SAREM) Başkanı Tuğgeneral Süha Tanyeri ile Türkiye"nin Washington"daki Savunma Ataşesi Tuğgeneral Bertan Nogaylaroğlu dahil, askeri yetkililer katılmışlardı!..
Ayrıca, ABD Dışişleri ve Savunma Bakanlığı görevlileri, Türkiye ve K. Irak konusunda uzman ABD"li analizciler ve Kürdistan Bölgesel Hükümeti"nin (KBH) Washington Temsilcisi Kubad Talabani"nin de o toplantıda olduğu ortaya çıktı... Hatta, Kuvat Talabani, toplantı bitmeden Irak"a uçmuş ve "senaryo"yu Barzani"ye sunmuş!..
Şimdi, benim, cevabını merak ettiğim soru şu:
Sayın Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt; 16 Şubat 2007"de Washington"da düzenlediği basın toplantısında demişti ki;
"Ben askerim. Bir görevim terörle mücadele, PKK"yı siyasi bir olay olarak görenle, benim asker olarak görüşmemin bir faydası yok. Ama siyasi olarak kim görüşürse görüşür, ona da bir diyeceğim yok. Ben asker olarak nesini görüşeceğim?.. Ben, PKK"ya destek verenlerle oturup da ne konuşacağım?"
Tamam, tehdit "PKK"dan" ve "Kuzey Irak"tan" geliyor!.. Bunların arkasında da, "ABD" başta olmak üzere, "müttefikimiz olan ülkeler" var!..
Ve, "ben" dedi, sayın Büyükanıt;
"PKK"ya destek verenlerle asla görüşmem!.."
İyi, hoş da;
"Asla görüşmeyiz" denilen, "Celal Talabani"nin oğlu Kubat Talabani" ile Hudson Enstitüsü"nün çatısı altında ve "aynı masanın etrafında" oturanlar kim?..
İşte dün açıklandı:
Tuğgeneral Süha Tanyeri ile Tuğgeneral Bertan Nogaylaroğlu; o toplantıya "Genelkurmay"ın bilgisi ve izni dahilinde" katılmışlar!..
Peki; o masaya "Kürdistan Bölgesel Hükümeti"nin Washington Temsilcisi" sıfatıyla oturan Kubat Talabani ile konuşmak/tartışmak, "Kuzey Irak yönetimiyle masaya oturmak" demek değil midir?..
Hayır, "oturulmasın, konuşulmasın" demiyorum, sadece soruyorum: Hem, "asla görüşmeyiz" demek, hem de "Kürdistan Temsilcisi ile aynı masaya oturmak", bir "kırmızı çizgi ihlâli" demek değil mi?!?..
Görüyorsunuz; "söylem" başka, "eylem" başka!..
ŞİMDİ NİYE KONUŞMUYORLAR?
Ve bir başka soru:
"Gerekirse oturulup, konuşulabilir... Ama benim muhatabım Celal Talabani"dir, Irak Başbakanı Maliki"dir..." diyen sayın Başbakan Tayyip Erdoğan, bu sözleri sarfettiğinde; onu, neredeyse "vatan hainliği" ve "Barzani ağzı kullanmakla" suçlayanlar, acaba "iki general"in; "peşmerge lideriyle" bile değil; "peşmerge temsilcisi" ile "aynı masaya oturması" karşısında niye "dut yemiş bülbül"e döndüler?!?..
Hani, nerede o; "kitlesel refleks" çağrılarına uyarak, "şehitler ölmez, vatan bölünmez" sloganları ile gençleri sokağa döküp, "Kuzey Irak"a girelim, taş taş üstünde komayalım" şeklinde bağırtanlar?!?..
Sahi, niye sesleri çıkmıyor onların?..
Ne ilginç değil mi;
"Peşmerge temsilcisi Kubat Talabani, Türk generallerle aynı masada!"
MUTFAKTA BİRİ Mİ VAR?
Hayır, inanmak istemiyorum... Ama, Hudson Enstitüsü"nün Türkiye Uzmanı Zeyno Baran, konuşulan ve tartışılan "akla ziyan" konuların, "akla yakın senaryolar" olduğunu söylüyor!.. Hudson Enstitüsü"nün Başkanı Kein Weinstein ise, "senaryoları sızdıranlar"ın peşinde!..
Ve Genelkurmay"ın dünkü açıklaması: "Toplantı yapılmıştır ama böyle bir senaryo konuşulmamıştır!.. SAREM heyeti, bilgimiz dahilinde orada bulunmuşlardır! Ama Kubat Talabani ile temas kurmamışlardır!"
Ne yalan söyleyeyim;
Demirel"inki gibi, "Zenith saati gibi" çalışan bir kafam olmadığından olsa gerek, aklım durdu!..
Bir yanda "Hasan"dan alınıp, Hans"a satılan" bankalar, öte yanda "Asla görüşmeyiz" denilip, "Peşmerge temsilcisi ile aynı masaya oturma"lar!.. Bir yanda, "bizim kırmızı çizgilerimiz var, çiğnettirmeyiz" sözleri, öte yanda "teröre destek verenler"le, gizli toplantılar!..
İnanın, aklım hepten durdu!..
Bütün bunlardan sonra, sormadan edemiyorum:
"Mutfakta biri mi var?"
Yoksa; "biri, bizi işletiyor" mu?..
Meydanlarda, "cumhuriyet için" yürüyenler, "Çankaya Şeriatçılara kapalı" diye höykürenler filan, yoksa bunların hepsi "senaryonun birer parçası" mıydı?..
Pardon, topyekûn "keleğe" mi geliyoruz yoksa?..
Yazdığını da unutmuş!
Emin Çölaşan'ın; ya "Minik Kuş"u iyice yaşlandı, ya da kendisinde "unutkanlık" emareleri görülmeye başladı.
Önceki günkü yazısında, Tayyip Bey'in; "YÖK sorununu halledeceğiz" sözleri üzerine demiş ki:
"Beş yıldır iktidarsın ve istediğin her yasayı çıkardın. YÖK'ü niçin halletmedin? Aklın şimdi, seçim öncesinde mi geldi başına? Bu masalları bize niçin şimdi okuyorsun?"
Dedim ya; ya "Minik Kuşu" iyice yaşlandı, ya da Emin'de "unutkanlık" emareleri başladı.
Çünkü efendim; Tayyip Bey'e, "Niye yasa çıkarmadın?" diye soran Emin, 10 Temmuz 2004 tarihli köşesinde, yine Tayyip Bey'in şu sözlerini aktarmış:
"Toplumumuzun daha duyarlı olmasını beklerdim. YÖK Yasası Köşk'ten döndükten sonra ikincisini de yapardık, ama bunun bir bedeli var. Meslek liselerinde okuyanlara aynı bedeli ödetmeyiz. Toplum buna hazır olduğu zaman bu adım atılır."
Demek ki, "yasa" çıkmış!.. Ama, her zamanki gibi; Emin'in "Ahmet Bey"i, yine "veto" etmiş!..
Emin'e tavsiyem şu: Birilerine "çamur" atarken, bari "eski yazı"larına bir bak!.. Ki, "ne yazdığını da unutmuş" demesinler!..
Vakit Gazetesi / Hasan KARAKAYA
